Eğitime yine sıkıntılı başladık
Yayınlanma:
Konya İnanç Özgürlükleri Platformu tarafından düzenlenen 107. Hafta basın açıklamasını platform üyesi Nurettin Esen okudu.
Esen, yeni eğitim dönemine de sıkıntılar içerisinde girdiklerini ifade ederek, “Yeni eğitim – öğretim yılıyla birlikte ülkemizdeki baskı ve dayatmaların sembolü haline gelen yasaklar yeniden aşikar hale gelmiştir. Eğitim ve öğretimin tüm katmanlarında başörtüsü yasağı halen devam etmektedir. Kayıtlarda başörtülü fotoğraflar kabul edilmeyerek, gelecekte işlenecek zulümlerin boyutları şimdiden belli edilmektedir. Ülkemiz insanının dini eğitimine indirilen büyük darbelerden biri olan, kesintisiz eğitim ve Kur-an öğrenimi için getirilen yaş sınırlamasının devam ediyor olması da zulümleri katmerleştirmiştir. Kazakistan ve Kenya’da, ülkemiz örnek alınarak uygulanan yasakların, bir kısmından vazgeçilerek, okullardaki başörtüsü yasağının kaldırılması sevindiricidir. Bu durum hem o ülkelerde, hem de ülkemizde yasakların kaldırılması ve özgürlüklerin kazanılması adına bir umut olmuşlardır” dedi.
Açıklamasında ülkedeki diğer konulara da değinen Esen, “Toplantılar ve genel kurullarla dolu günler geçirmekteyiz. G-20’ler bir yandan, şer zirvesi öbür yandan, BM genel kurulu da başka bir taraftan toplanıp duruyorlar. Birleşmiş milletler, galiplerin dünya hegomanyalarını daha sağlam bir zemine oturmak için kurdukları bir örgüttür.
Kurulduğu günden beri barış ve adaletten bahseden bu örgütlenme ne mevcut savaşları durdurabilmiş ne de yenilerinin olmasına engel olmuştur. Güçlülerin ve onların ideoloji dünyalarının destekçisi olan devletlerin, daha da güçlenmeleri için oluşturulan bu örgütlenme, dünyanın ağalığına soyunan ülkelerin bir gövde gösterisi arenasına dönüşmüştür. Oynanan adalet ve özgürlük kavramları üzerinden bir tiyatrodur” diye konuştu.
Kendileri dışındaki ülkelerden istenen tek şey sadece biat olduğunun da altını çizen Nurettin Esen, “Veto hakkı bulunan ülkeler diğer ülkelerin üzerinde bu hakkı Demokles’in kılıcı gibi kullanmaktadırlar. Mazlumlar ile zulme uğramışların sürekli karşısında olan, veto yetkisine sahip bu ülkeler; çifte standart uygulamaktadırlar. Müslümanların ve üçüncü dünya halklarının lehine olan kararlar veto edilmekte, aleyhlerine olanlarsa desteklenmektedir. Amerika, Çin ve Rusya gibi işgalci ve katliamcı ülkelerin veto hakkına sahip olması bu işgal ve katliamların devamının garantisidir. Hal böyle olunca ya veto hakkı kaldırılmalı ya da Müslüman ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri yeni bir örgütlenme içerisine girmelidir” diyerek bu konu hakkında yaşadıkları endişeyi dile getirdi.
Konuşmasının sonunda, Obama, Abbas ve Netenyahu’dan oluşan üçlünün Kudüs’ün ve Filistin’in kaderi hususunda bir araya geldiklerini de dile getiren Esen, “Kötülük ve düşmanlık üzere toplanan bu şer üçlüsünün alacağı hiçbir karar, Müslümanlar açısından bağlayıcı olmayacaktır. Müslüman halkları temsil gücüne sahip olmayan kişilerin, kendilerini taraf saymaları, işlenen vahşice cinayetleri örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.
Kapitalizmin kıblesi olan G–20 toplantıları da yeryüzü esenliğine ve adaletine bir katkı sağlamayacağı kesindir. Sömürü ve semirme amaçlı kurulmuş olan bir yapılanmanın kendinden başkasına–mustazaf halklara-refah veya huzur getirmesi de beklenilemez.
Ezenlerin ve sömürenlerin olmadığı, adaletin hakim olduğu bir yeryüzünde yaşama umudu ile hepinizi aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allaha emanet ederim” diye bitirdi.
ALİ SAİT ÖGE
Açıklamasında ülkedeki diğer konulara da değinen Esen, “Toplantılar ve genel kurullarla dolu günler geçirmekteyiz. G-20’ler bir yandan, şer zirvesi öbür yandan, BM genel kurulu da başka bir taraftan toplanıp duruyorlar. Birleşmiş milletler, galiplerin dünya hegomanyalarını daha sağlam bir zemine oturmak için kurdukları bir örgüttür.
Kurulduğu günden beri barış ve adaletten bahseden bu örgütlenme ne mevcut savaşları durdurabilmiş ne de yenilerinin olmasına engel olmuştur. Güçlülerin ve onların ideoloji dünyalarının destekçisi olan devletlerin, daha da güçlenmeleri için oluşturulan bu örgütlenme, dünyanın ağalığına soyunan ülkelerin bir gövde gösterisi arenasına dönüşmüştür. Oynanan adalet ve özgürlük kavramları üzerinden bir tiyatrodur” diye konuştu.
Kendileri dışındaki ülkelerden istenen tek şey sadece biat olduğunun da altını çizen Nurettin Esen, “Veto hakkı bulunan ülkeler diğer ülkelerin üzerinde bu hakkı Demokles’in kılıcı gibi kullanmaktadırlar. Mazlumlar ile zulme uğramışların sürekli karşısında olan, veto yetkisine sahip bu ülkeler; çifte standart uygulamaktadırlar. Müslümanların ve üçüncü dünya halklarının lehine olan kararlar veto edilmekte, aleyhlerine olanlarsa desteklenmektedir. Amerika, Çin ve Rusya gibi işgalci ve katliamcı ülkelerin veto hakkına sahip olması bu işgal ve katliamların devamının garantisidir. Hal böyle olunca ya veto hakkı kaldırılmalı ya da Müslüman ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri yeni bir örgütlenme içerisine girmelidir” diyerek bu konu hakkında yaşadıkları endişeyi dile getirdi.
Konuşmasının sonunda, Obama, Abbas ve Netenyahu’dan oluşan üçlünün Kudüs’ün ve Filistin’in kaderi hususunda bir araya geldiklerini de dile getiren Esen, “Kötülük ve düşmanlık üzere toplanan bu şer üçlüsünün alacağı hiçbir karar, Müslümanlar açısından bağlayıcı olmayacaktır. Müslüman halkları temsil gücüne sahip olmayan kişilerin, kendilerini taraf saymaları, işlenen vahşice cinayetleri örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.
Kapitalizmin kıblesi olan G–20 toplantıları da yeryüzü esenliğine ve adaletine bir katkı sağlamayacağı kesindir. Sömürü ve semirme amaçlı kurulmuş olan bir yapılanmanın kendinden başkasına–mustazaf halklara-refah veya huzur getirmesi de beklenilemez.
Ezenlerin ve sömürenlerin olmadığı, adaletin hakim olduğu bir yeryüzünde yaşama umudu ile hepinizi aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allaha emanet ederim” diye bitirdi.
ALİ SAİT ÖGE
Gündem





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.