Barış Bektaş: Konyalı Üretici Perişan 

Barış Bektaş: Konyalı Üretici Perişan 

Siyasi partilerin Konya’daki il başkanları; fikirlerini, siyasi görüşlerini, şehrin sorunlarını ve çözüm önerilerini bugün Merhaba Gazetesi “Siyasetin Nabzı” sayfaları için kaleme aldı.

CHP Konya İl Başkanı Barış Bektaş'ın yazısı şu şekilde:

Konyalı Üretici Perişan 

Değerli Konyalı hemşerilerim; önceki yazılarımızda Konya’nın tarım ve hayvancılıkla ilgili temel sorunları ve bununla doğrudan ilintili su sorunu başta olmak üzere çevre ve doğa sorunları ve yaşadığımız ve daha da ağırlaşacağı öngörülebilen kuraklık ile ilgili sorunları ve çözüm önerilerimizi dile getirdik. CHP Konya İl Başkanlığı olarak yaptığımız tarım çalıştayları, çevre ile ilgili hazırladığımız raporlarla bu konularda sadece eleştiri yapmak kolaycılığına kaçmadan, atılabilecek somut adımları da net olarak ortaya koymaya devam ediyoruz. Hamaset ve demagoji üzerine kurulu bir siyaset anlayışı yerine, yaşadığımız kentin sorunlarını tespit ederek, paylaşmaya hazır olduğumuz çözüm önerileri ile yönetim erkini elinde tutanlarda ve onları denetleyecek kamuoyunda bir farkındalık yaratmayı hedefliyoruz.

Tarım ve hayvancılık konusunda ısrarla yazmamızın nedeni, bu alandaki milli politikaların geliştirilmek bir yana yok edilmesi nedeniyle en çok zararı üretimin en çok yapıldığı Konya’nın görmesidir. Tarımda ciddi anlamda bir yangın yaşanmak üzere ve buna kayıtsız kalan bir iktidar yapısı söz konusu. Kaderine terk edilmiş çiftçiler, desteklerin ödenmemesi, gübre,yem,mazot desteği gibi sübvansiyonların yapılmaması nedeniyle maliyetlerin altında ezilmekte, ürünlerinin para etmemesi nedeniyle de üretimden adeta kaçmaktadırlar. Bu da Konya’da ekilebilir alanların şimdiden %20 oranında kaybedildiği dikkate alındığında gelecekte bizi kıtlık tehlikesinin beklediğini göstermektedir. İktidarın yatırımlarının karşılığını fazlasıyla alabileceği tarım ve hayvancılık alanında acil destekleme yapması ve bu güne kadar olan yaklaşımını değiştirmesi gereklidir. Pandemi döneminden önce dahi Avrupa Birliği ülkelerinin en büyük yatırımını beslenme üzerine yaparak aile çiftçiliğini geliştirmeyi ve insanları tarıma teşvik etmeyi hedeflediğini biliyoruz. Ancak pandemi ile birlikte bu konuda daha hassas davranan tarım ülkelerinin bir çoğu stoklarını artırarak tahıl ürünlerinin ülkelerinin adeta ulusal güvenlik meselesi olduğunu ortaya koymuşlardır. Türkiye ise gelişmekte olan bir ülke olarak dar gelirli vatandaşının yarısından fazlasının geçim kaynağı olan asgari ücretin açlık seviyesinin altında kaldığı derecede yüksek gıda enflasyonunun yaşandığı bir ülke haline gelmiştir.

Tarımsal üretim desteklenip üretim artırılmadıkça, ülkede yok edilmek üzere olan orta direk dahil tüm gelir grubu gıda enflasyonu altında ezilecektir. Ülkemizde üretilen her 5 yumurtadan birinin üretildiği Konya’da, yumurtaya son bir yılda gelen %80 zamma rağmen üreticinin zor durumdan kurtulamadığını ve üreticiler zorlandıkça ve azaldıkça da fiyatların arttığı bir vakadır. TÜİK maalesef kamuoyu nezdinde objektif bir şekilde ülkenin şartlarını ortaya koyan bir kamu kurumu olmaktan çok uzaktadır. Baklagillere TÜİK’in açıkladığından farklı olarak %60 zam gelmiştir. Üreticiye para kazandırılmayan ve hasat zamanında Venezuella’dan ithal edilen ayçiçeği sadece çiftçileri mağdur etmemektedir. Aynı zamanda son bir yılda yaşanan %50 zam ile ayçiçek yağı tüketiciyi de en çok mağdur eden ürünlerden birisi olmuştur. 15 milyar dolarlık ithalat ile Rusya,Sırbistan,Venezuella,ABD gibi bir çok ülkenin çiftçisi zengin edilirken çiftçimizin elinden aynı ürünler çok daha düşük ücretle alınıp hem çiftçimiz hem tüketicimiz mağdur edilmektedir. Örneğin 1,8 TL’ye çiftçimizden alınan makarnalık buğday yurtdışından 2,45 TL’ye ithal edilmiş ve sadece TMO değil özel şirketlere de buğday için %45 olan gümrük vergisi sıfırlanmıştır. “Ofis çiftçinin kara gün dostudur” sözünün TMO’nun politikaları karşısında artık “Ofis YABANCI çiftçinin kara gün dostudur” şeklinde değiştirilmesi gereklidir. Bu derece kendi insanına yabancılaşan bir yönetim anlayışı söz konusudur. AKP iktidarı boyunca 750 bin insanımız çiftçiliği bırakmış ve ayrıca ülkemizdeki 400 bin pancar üreticisinin yaklaşık 300 bini pancar ekmeyi bırakmıştır. Sürekli İTHALAT kapılarını sonuna kadar açan iktidar, İHRACAT için adeta yalvaran SOĞAN üreticisini görmezden gelmeye devam etmektedir. Çünkü ithalatçı yandaşların para kazanmadığı işlerle ilgilenmeyen bir tarım yönetimi vardır.

Hayvancılıkta da durum farklı değildir. Süt üretimi hızla azalmaktadır. Desteklenmeyen ve karlılıktan uzaklaşan süt inekçiliği nedeniyle dişi hayvanlar son yıllarda kesime gönderilmiş olup peynire son bir yılda gelen %27’lik zam bunun henüz ilk sonuçlarından birisidir. Dünyanın ilk 10 peynir üreticisinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Venezuella’dan peynir ithal etmesi kadar akıllara zarar bir durum yoktur. Ülkemizdeki süt üretiminin 5’te birini gerçekleştiren ve peynir cenneti olan Konya’daki çiftçi zorlukla ayakta dururken Venezuella çiftçisinin zengin edilmesi kara mizahtır. Bu hükümetin yerli ve milli olduğu sadece laftan ibarettir ve yaptıkları konuştuklarının tam tersidir.

Konya’lı çiftçilerimizin ürettikleri miktarların çok daha azını üreten Avrupa ya da Amerika’daki çiftçiler büyük bir zenginlik içinde iken; bizim çiftçilerimiz alacaklı bankalardan traktörlerini haczedilmesin diye saklayacak duruma düşürülmüşlerdir. Sahada görüştüğümüz bir çok çiftçi süt fiyatlarının maliyetini başa baş karşıladığını söylemekte olup bu konuda da gerçek bir maliyet çıkarılmamaktadır. Çiftçilerimizin çoğu eşi, çocukları ve hatta torunları ile üretim yaptığı halde, aile üyelerinin normalde dışarıdan işçiler gibi maaş ve sosyal güvenlik primi olmadığından bu çalışmalar maliyet hesabına dâhil edilmemektedir. Yine çoğu çiftçimiz atasından miras kalan tarlasına slaj ektiği halde yem maliyetine kiralık tarlalardaki bedellerdeki gibi bir maliyet eklememektedir. Kısaca bu haldeyken dahi yani maliyetlerin gerçeği yansıtmadığı durumda dahi kar elde edememektedir. Bu durum da süt üreticilerinin çaresiz duruma düşüp ineklerini kestirmeleri ve üretimden çekilmelerine neden olmaktadır. Sahipsiz bırakılan üreticinin, üretimden uzaklaşması, gelecek nesillere pahalılık,imkansızlık, kıtlık, açlık ve sefalet olarak dönecektir.

Tarım ve hayvancılıktaki bu sıkışmışlık zaten çok zor şartlar altında olan esnafımızı da iyiden iyiye zora sokmuştur. Çiftçilerimize kaynak sağlamak ve desteklemek için kurulmuş kooperatiflerin, banka gibi çalışarak faizlerle canına okuduğu çiftçimiz ciddi bir çaresizlik içindedir. Bu da Konya’da ki esnafın doğrudan çiftçinin ekonomik sorunlarını zincirleme olarak yaşamasına neden olmaktadır. Memuruna %3 zam yapan, açlık sınırında asgari ücret belirleyen ve çiftçisini sahipsiz bırakan hükümet bu alanlarda yapacağı iyileştirmelerin aslında esnafa da can suyu olacağını ve zincirleme bir şekilde canlılık getireceğini görmelidir. Ancak vatandaşın sorunuyla hem hal olmayan, yaptıkları harcamaları dar bir grubun lüks içinde yaşaması için gerçekleştiren bir hükümet vardır. Dar gelirlilere, üretime, geleceğe yatırım yapmak yerine vatandaştan topladığını geçilmese de ödeme yapılan otoyollara ve köprülere, gidilmese de hasta garantili hastanelere yani bir grup zengini daha çok zengin etmeye ayıran hükümetin gündeminde halk yoktur. Üreten kesimlere ve emekçilere verilen her desteğin misliyle geri döneceği çok temel bir ekonomik kaide olmasına rağmen pandemide bile yandaş müteahhitlerin vergisini silip, onları destekleyen bir yönetim anlayışı cennet ülkemizi hepimiz için yaşanılmaz bir yer haline getirmektedir. Ekonomik sebepli intiharların patladığı, işyerlerinin kapandığı, ailelerin ve toplumun huzurunun ve geleceğe güveninin kalmadığı günlerde halen itibardan tasarruf olmaz denilerek vatandaşın ekmeğe muhtaç olduğu ülkemizde kamu yöneticilerinin israfının artık fahiş ölçülere ulaştığını üzülerek görüyoruz. Siyasetin halka hizmet ve halkın refahı ve milletin geleceği için yapıldığı günlere ulaşmak zorundayız. Siyasetin siyasetçilerin ve yandaşlarının, yakınlarının iyi yaşaması için değil millet için yapılması şarttır. Ülkenin kaynaklarının mutlu bir azınlık için değil 81 milyonun refahı için hakça kullanılması günü gelmiştir. İktidarın rekor oylar aldığı kentimizin temel sorunları ile dahi ilgilenmediği açıktır. Bu noktada hizmet için yola çıkmış tüm siyasi partilerin değerlendirmeye tabi tutulmasını hemşerilerimizden istirham ediyoruz. CHP olarak tüm kesimlerin sorunlarına yönelik programlarımızla ülkemiz insanını hak ettiği yaşam koşullarına ulaştıracağımız konusunda iddialıyız. Rantçının değil üretenin baş tacı edildiği, emeğin ve alın terinin karşılığının alındığı, milli kaynakların bir grup değil tüm yurttaşlarca hakça kullanıldığı güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum