67 kişini can verdiği 1971 fırtınası

67 kişini can verdiği 1971 fırtınası

1971 yılı Mart ayında Konya merkez ve ilçelerinde meydana gelen fırtına nedeniyle sadece gazete kayıtlarına göre 67 kişi can verdi. İletişim imkanlarının o dönem kısıtlı olması sayının daha yüksek olması ihtimalini artırıyor

ARAŞTIRMA - HÂLİD ŞEN

Tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir facia

Yıl 1971. 12 Mart muhtırasının hemen ertesi günü, cumartesi 14.30 sularında aniden bastıran fırtına Konyalıları hazırlıksız yakaladı. Şehrin ilçe ve köyleriyle irtibatı kesildi. Bir adım ötesini dahi görülmez hale getiren tipi nedeniyle onlarca kişi yaşamını yitirdi. İlk olarak Merhaba Şehir dergisinin 67. sayısında ele aldığımız "Konya'nın unutulmaz kışları" dosyası, olayı yaşayanların anılarını kayda almamız ve gazete arşivlerinde yaptığımız araştırma ile daha ilginç bir hal aldı.1971 yılında Konya'da aniden bir tipi bastırıyor ve gazete kayıtlarına göre 67 kişi feci şekilde can veriyor. İşin ilginç yanı olayı yaşayan çok sayıda kişi hayatta fakat günümüzde kimse bilmiyor... Şehir merkezinde etkisi hissedilen fırtınanın Çumra, Karapınar, Beyşehir, Hüyük, Kadınhanı, Akşehir, Hatunsaray ve o zaman ilçe olan Karaman’da da can kayıplarına neden olduğu gazete kayıtlarında yer alıyor.

DONARAK DEĞİL NEFES ALAMAMAKTAN ÖLMÜŞLER

Gazete arşivlerinde yer alan ifadelere göre 1971'de son 50 yılın en sert kışı yaşanıyordu. 13 Mart cumartesi öğle sonrası başlayan tipi ile göz gözü göremez hale gelmiş, herkes bir yere kaçışmıştı . Araçlar olduğu yerde bırakıldı. Sanayilerdeki vatandaşlar evlerine gidememiş, cumartesi akşamı iş yerlerinde mahsur kalmışlar. Şehrin büyük kısmı 24 saat elektriksiz kalmış Hava sıcaklığının -14'lere ulaştığı ifade ediliyor. Fırtınanın sabah 5.30'a kadar sürdüğü çeşitli kayıtlarda geçiyor. Fırtına, tipi sonrası gazete kayıtlarında 67 kişinin öldüğü yazıyor. Gazetecilik, iletişim imkanlarının kısıtlı olduğu düşünülürse belki de sayı yazılan rakamın iki katı... Önemli bir detay var. Ölenler donarak değil, fırtınanın şiddetinden nefes alamayıp boğularak can vermişler. O tarihlerde pazar günü gazeteler çıkmadığı için pazartesi günü gazete manşetlerinde unutulmaz tipi vardı. Fakat fırtınanın sonuçları henüz bilinmediği için 3 ölü 10 ölü gibi farklı manşetlerde çıkan gazeteler, 4-5 gün sonra ölen kişi sayısının toplam 67 olduğu açıklayacaktı.

adsiz-011.jpg

GÖZ GÖZÜ GÖRMEZ OLDU

Tarihte unutulmaz bir yeri olan bu olayı, şehir boyutu ile Muharrem Balatekin, köy boyutu ile İsmail Ünlü, Merhaba Gazetesi'ne anlattı. 1971 yılı Mart ayında yaşanan tipi ve fırtınada ortaokulda okuyan Yazar Muharrem Balatekin (1956) olayı şu sözlerle dile getirdi: “Bu anlatılması bile güç olan bir şey. Görüş mesafesi sıfıra yakın, nefes alma da sıfıra yakın. Cumartesi, öğleye kadar mesai var o yıllarda. Malumunuz 1974’te Cumartesi tatil oldu. Bu hadise 1971’de oldu. 12 Mart muhtırası Cuma günü verildi. Silahlı kuvvetler mevcut hükümete muhtıra verdi, 13 Mart Cumartesi de bu hadise oldu. Her şey güllük gülistanlık, Meram Ortaokulu’ndan geldim.

adsiz-012.jpg

1. sınıfım daha. Babama dedim ki, sinemaya gideceğiz arkadaşlarla. Babam da her Cumartesi İstasyon’dan işten gelir, bize belirli bir meblağ verir, gideriz. Babam havaya bir baktı, ‘Oğlum bu hava patlayacak gibi, gitmesen iyi olur’ dedi. Ortada kar felan yok, ne olacak ki kar yağsa diye düşündüm. O gün de Şahin sinemasında güzel bir film olduğunu söyledi arkadaşlar. Oraya gittik, film ikide başlıyor. Bir müddet sonra elektrikler kesildi. Biz işte bekliyoruz, gelir diye, bu uzadı. Aşağı inip bir bakalım dedik. Korkunç bir tipi. Çıkan geri giriyor. Zindankale’nin orada bir akrabamız var, Metin Toran ile beraber, güya elimizde şemsiye var, şemsiyeyi açtık, şemsiye paraşüt görevi görünce, Metin’in yerde sürüklendiğini gördüm, ‘Şemsiyeyi kapat diye bağırdım. Üzerine atladım. Sürünüp gidiyoruz. Teksas Pavyonu denilen boşluğa çıkınca göz gözü görmez oldu. Birbirimizi kaybettik” dedi.

2. ORDU BİNASINDA DİNLENDİM

Balatekin, konuşmasını şöyle sürdürdü: “İkinci Ordu’nun şu an atıl duran karargah binasına gittim. Metin de, fuar alanı felan o dönemde yok, o tarafa doğru gitti.. İkimizin de birleşme yeri Zindankale olacak. Bu arada nefes alamadığım için paltomun yakasını sürekli kaldırıyorum, içeride nefes alıyorum. İkinci Ordu’nun oraya geldim, kulübede askeri gördüm. Dayanacak takatim kalmadığı için içeriye girdim. Asker, ‘Yasak kardeşim’ felan dedi. ‘Abi öleceğiz’ dedim. Baktım ki elektrikli bir ısıtıcı var. Biraz ısındım çıktım. Bir ihtiyar ile çarpıştığımızı düşünüyorum. Görüş 30- 40 santim veya yok. Görmedim, o da beni görmedi. Bir tipi aralığı diyelim, 2 saniye bir yeri seçebiliyorsunuz. Tipi o kadar şiddetli ki sizin havayı emişinizi engelliyor. Nefes alamıyorsunuz. Sürekli bir baskı. İdmanyurdu Çarşısı içine indim. Oradan bir torba aldım. Şimdi oraya Konyaspor lokali diyorlar. Oranın adı birleşmeden önce İdmanyurdu yapmıştı. Birleşince Konyaspor’un oldu. Zafer’de. O zamanlar popülerdi. 25 kuruşa bir naylon poşet aldım. Evimiz Zindankale’nin orada. şimdi Sağlık Müdürlüğü’nün olduğu yerde. Öyle bir hal aldı ki, poşeti kafama geçirdim, İdmanyurdu Çarşısı’ndan çıkınca boğularak ölüyordum. Nasıl çıkardığımı hatırlamıyorum. Doğumevi sokağına dönünce takatim kalmadı. Artık hiç bir şeyim kalmadı. Metin dediğim akrabalarımın evi, şu an Konya Olgunlaşma Evi olarak kullanılan binanın karşısındaki dar sokak. Oraya geldim. onların apartmanına geldim fakat gözlerimden yaş geliyor. Bu arada paltomun kulağıma yapıştığını hissetmemişim. içeri girdim. Girince, beni soğuk bir odaya aldılar, zıpla dediler. Kulağımın açıldığını hissettim. Sobanın başına oturdum ama aklım evde.”

ÇIRAKLAR TREN YOLU ÜZERİNDE ÖLDÜ

“Babam bir teşebbüs etmiş çıkmaya, hemen yarı yoldan dönmüş. O gün postane, Alaeddin’in üstündeki Ordu evi, 2. ordu Karargahı, devletin kurum ve kuruluşları sabaha kadar açık kaldı, bütün insanlar oraya sığındı. Sanayide tecrübeli ustalar, çıraklarını eve göndermedi. Gönderenler, o yıllarda, tren yolundan çıraklar İhsaniye’ye doğru evlerine gelirdi. O gün evlerine dönmeye çalışan dünya kadar çıkar, bir yerde donarak öldü” diyen Balatekin, şöyle devam etti: “Televizyon yok, medya bu kadar yeterli değil. Konya’da kaç kişinin öldüğünü bilen yok. 70’in üzerinde ölü vardı şehir merkezinde. Ava gidenlerin çoğu öldüler. Devrim ilkokulu, o zaman kömürlü sobalı, idi. Bahçenin içinde kömür almaya giderlerken nefes alamayarak orada çan verdiler. Bunlar bizim yakın muhitten olduğu için bildiklerimiz. Olay günümüz şartlarında olsa idi tahminim afet bölgesi ilan edilirdi. Ve herhalde, devletin tüm imkanları buraya seferber edilirdi. Gece 4’e kadar felan bu fırtına devam etti. Eve gitmeye 2 defa teşebbüs ettim. Eski muhacir pazarı Zindankale diş hastanesinin olduğu yerdeydi. Bina felan yoktu. Oraya yaklaşırken fırtına beni sürüklemeye başlıyor, bir direğe tutunuyorum, o dar sokağa tekrar geri dönüyorum. Kafam hep evde. 23.00 civarında bir teşebbüste daha bulundum. Bu sefer başarılı oldum. Eve geldim. Kardan zil mil hepsi kapalı, giriş katımızda Turizm Müdürü Nail ayvacı oturuyordu. Işıkları yanıyordu. Camları kırarcasına vurdum. Sesim zor duyuluyor uğultudan. Kapı zorla açıldı. Her taraf donmuş. Babam geldi. ağlayarak eve girdim. Babam beni aramaya çıktığında 3 çocuk görmüş, kağıt toplayan vs. Onları da eve getirmiş. Evin içi bir curcuna . Annem kışlıklardan habire ufak tefek hamur işleri ekmekler yapıyor. Herkes bir yer paylaştı. Gece tahmin ederim 3’e kadar uyumadık. Korkunç bir uğultu vardı. Sabaha karşı biz de uyumuşuz, fırtına dindi. İşin vehameti ertesi gün çıktı. Terk edilmiş arabalar, herkes bir yerlere sığınmış. Donmamanız mümkün değil. Ertesi gün hayat normale dönmeye başladı. Hala hayret ediyorum. Çok sıkıntılı bir gün geçirdik. Ölümden döndüm. O bir afetti. Ölen ölene, kalan kalana. Keşke bir video felan olabilse idi de çekebilseydik. Alaeddin’in oraya çıktım, tüm araçlar terk edilmişti. 13 Mart Cumartesi 1971’de Konya tarihi bir afeti yaşamış oldu. Allah bir daha göstermesin. Bu izah edilmez, yaşanır. Hala tüylerim diken diken oluyor. Böyle sıkıntılı bir süreci yaşadık.”

ÇOK AVCILAR ÖLDÜ

Tipi ve fırtına’ya Şatır Köyü’nden şehire gelirken yakalanan İsmail Ünlü (1938) de, “Şatır’dan köyden geliyordum, Şatır’a minibüs çalışırdı. 4 kişiydik. Minibüse bindik. Köyden dönerken yolda yakalandık. Fırtına, dağıl şeklinde geldi. Minibüs aniden stop etti. Şoföre dedim ki bunun suyunu sal donar. Suyunu saldı, hortumunu kesmemiş, hortum donmuş.

adsiz-013.jpg

Oradan çocuk ağlamaya başladı. Korkmuş. Minibüsten indim bir ses geldi. Karapınar otobüsüymüş. Yolun ortasına durdu, tamponu sırtıma dayadı. O beni görmüyor, ben de onu görmüyorum. Ağır ağır geliyor. Bizi o adam otobüse aldı. Konya’ya kadar geldik. Türbe önüne geldik. Türbe önünden Topraklık’a geçtim. O tipi gece yarısına kadar devam etti. Çok avcılar öldü. Bizim orada bir ağılda avcı ölmüş. Termiyeci derlerdi, buğday pazarında adam tüccardı. Çok adam tipide kaldı, öldü.

TRAKTÖRÜN TEKERİ ARASINDA SABAHLADILAR

Ünlü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hüseyin Şen vardı köyde. O Şatır’da asfalta yakın bir yerde ekin sulardı. Oğlu Muammer’i (çocuk) fırtına gelince kucağına almış, kürkün içine sarmış. Kar tepelerini yaparmış, tipi var. Traktörün büyük tekerinin arkasına oturmuşlar. Arada eliyle karı açar hava alırlarmış. Sabahı orada etmişler. Traktöre sığınan Hüseyin ağayı, tipi durunca aramaya çıkıyorlar sabah namazıyla. Bu öldü diye. Traktörün başına geliyorlar yok. Sakyatan’da eniştesi vardı, oraya koymuş gitmiş. Orada bulmuşlar. Sakyatan’a yakın Ereğli yolu üstünde bir han vardı, bir avcı orada kalmış. Şurasında ördek asılı, gide gele gide gele ölmeyeyim diye yol yapmış hanın içinde. Vara gele asfalt yapmış, ölmeyeyim diye. Sabah köylüler onu orada bulmuş. Ölmemiş. Otursa ölecek. Ayakta hareket ede ede kurtulmuş. Göz gözü görmezdi. 5 adım ilerisi gözükmezdi. Bide ondan evvel oldu da o zaman da çok koyun öldü. 46 mı 48 mi bilmiyorum. O daha beter oldu. Koyunlar kırdaydı. Pardılara kadar koyunlar ölmüş. Tipi vura vura koyunlar birbirinin üstüne çıkmış. Eşek vardı bizim, ayak üstü ölmüş. Altı koyun üstü koyun. Yanında sıpasıyla ayakta ölmüşler.”

 

GAZETELERE YANSIYAN BAŞLIKLAR

Olayın ardından gazetelerde yazılanlar, vehameti gözler önüne seriyor.

11.jpg

 

-Azrail Konya ovasında kol geziyor (bir gazetenin üst başlığı)

 

-Çayırbağı'nda koyun otlatan 4 çoban, 300'e yakın koyunla donarak öldü.

22.jpg

 

-Sadece Hatunsaray bölgesinde de felaket sonrası 2440 hayvanın donarak öldüğü açıklandı

Çumra ilçesinde 9 kişi dondu...

 

-Bankacı Cumhur Yarkın Avda iken dondu

33.jpg

 

-Helikopterlerle ceset aranmasına başlandı

44.jpg

 

-Karapınar'da 19 ve 20 yaşlarında iki çoban sürüyü ağıla bıraktıktan sonra 500 metre ötedeki arkadaşlarının yanına çıkmış, fırtına nedeniyle yollarını şaşırarak 3 kilometre ötede, ellerinde sopalarla yan yana donmuş vaziyette bulundu.

 

-Olay şahitlerinin ifadelerinde, "Cehennemden zor kurtulduk, 65 yaşındayım. Böyle tipi görmedim. " ifadeleri yer alıyor.

55.jpg

Sevindirici haberler de yer almıyor değil gazetelerde . 20 Mart 1971 tarihli bir gazetede Hasanşeyh köyünde bir çobanın karlar altında iki gün mahsur kaldığı ve sağ olarak kurtarıldığı bilgisi yer alıyor.

 

Fırtınanın ardından ilginç bir durum da Hatıp bucağına bağlı Karadiğin köyünde yaşanmış. Köylüler donup ölenlerin otopsisine izin vermeyerek savcı hükümet doktoru ve jandarmaya karşı gelmişler. Bunun üzerine köye jandarma müfrezeleri sevk edilmiş, muhtarla birlikte 5 kişi yakalanmış. Yetkililer mezarları açtırarak otopsi yapmışlar.

77.jpg

 

Olayın gerçekleşmesinden yaklaşık 1 hafta sonra Konya ziraat odası başkanı Hamdi Küçükbezirci, "Kar fırtınası afetinde tek sorumlu meteorolijidir. TRT Konya ile ilgili hava tahminlerini vermediği için facia oldu" şeklinde bir beyanatta bulunmuş.

 

88.jpg

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum