Kulluğun Özet Hali "Namaz"

Muzaffer Dereli
İmandan sonra şekil olarak kulluğu en açık haliyle ortaya koyan şey namazdır. O her haliyle bir yalvarış-yakarış, arz-ı hâl, dua, tefekkür, kabir, mahşer, hesap, mi'raç ve cennettir. Onu bütün bu duraklarda görebiliriz. O aynı zamanda iyi bir arkadaş, dost ve sırdaştır. Onunla beraber olanlar huzura ulaşır, ayrı kalanlar ise mahrumiyete ve mahsuniyete mahkûm olur.
Onsuz olmanın acısı hiçbir zaman unutulamaz. Zaten unutulamayacak da. Zira o, insanı Allah'a yaklaştırır, Allah'a yakın kılar.
Bir komutanın huzuruna çıkan kişinin halini düşünecek olursak, namaz, yüceler yücesi Yaratan'ımıza her duruşumuzda bir tekmil ve aldığımız bir emirler manzumesinin en mükemmel halidir. O aynı zamanda bir hazdır, bir lezzettir. O bir de baştanbaşa bir terbiye, bir edebtir. O, bir disiplin, bir teslimiyettir.
Bütün bu ve benzeri eşsizlikleriyle namaz, insanı, insan olma yolculuğuna alır. Onu ebediyetin sultanlığına götürür. Allah'a yakınlığa ulaştırır.
NAMAZ, MİRAÇ VE CEMÂL-İ İLÂHÎ
İşte burada Cemal-i İlahi aklımıza gelir. Meselâ "Niçin Mi'racımız Namazdır?" sorusunun cevabı; kişinin ancak namazına sahip çıkmasıyla, onu mükemmel bir şekilde hayata geçirmesiyle, Cenab-ı Hakk'ın Cemal-i İlahisine ulaşabileceği manasıyla ortaya koyar.
O halde hikmet kapısını aramalı ve içindeki manâ tabakalarını keşfetmelidir. İşte bunların en önemlisi namazdır.
Allah ve Rasûlü'nün Namaz konusunda ne kadar çok durduğunu hepimiz bilmekteyiz. Çünkü ancak onunla yüksek derecelere kavuşulabilir. O olmadan hiçbir manâ keşfedilemez, hiçbir sırra vâkıf olunamaz. Zira gerçek sır olan Allah'ın Cemali'ne sadece onunla vasıl olunabilir.
Namaz emrinin Mi'raç'ta alınması ve Efendimiz'in Rabbi'nin Cemali'ni onda görmesi bu sırrı keşfetmeye yeter. "Namaz Mü'minin Mi'racıdır" gerçeği bunun en bariz belgesidir.
Allah'ın Rasûlü (s.a.v.)Efendimizin Tahiyyatımızda ifade edilen "salih kullar"ı hatırlaması da ayrı bir inceliktir. O, "ümmetine çok düşkün" bir peygamber olarak Mi'raç’ta ümmetinin salihlerini hatırlamıştır. Burada bir sırrın daha yattığını görmekteyiz. Şöyle ki:
Bir kimse güzel bir şey ya da güzel bir mekân gördüğü zaman, onu ya da o yeri sevdiklerine de göstermek ister. Önce onlara övgüyle ondan bahseder, sonra da kendilerine göstermek istediğini dile getirir. Zaten onu dinleyenler de bu arzu içerisine girer ve göstermesini isterler.
İşte Peygamber Efendimiz de Mi'raç’ta görmüş olduğu o eşsiz güzelliği, ümmetine de göstermek istemektedir. Bunun için de olanca gayret ve çabalarıyla onları Mi'rac’a, yani namaza yönlendirirler. Onu güzel bir şekilde ikame etmenin öneminden bahsederler. Bunun sonunda eşsiz bir lûtfun yani Cenab-ı Hakk'ın Cemali'nin olduğunu haber verirler.
NAMAZLA DİRİLİŞ
O halde "vakitleri belli olarak farz kılınan" namazla dirilmelidir insan. Onunla Mi'raçlara çıkmalı, Rabbi'nin Cemali'ne kavuşmalıdır. Yoksa insan olmasının ne anlamı olabilir ki!
Hayatlarını bize vakfetmiş olan o güzel Efendimiz'in çabaları hepimizin malûmudur. Onun hedefleri daima bizim kurtuluşumuz olmuştur. O, bizleri ateşten çekmeye, gülistanlara, cennetlere ulaştırmaya gayret etmişlerdir. Bunu ortaya koyan o kadar söz ve fiilleri vardır ki! Hangisini anlatabiliriz?
Arşın gölgesinde olanları haber veren hadiste sayılan yedi sınıftan birisi olan "kalbi mescitlere bağlı kimseler" bu konuda ne kadar da bahtiyardırlar. O övgüye lâyık olmak ne güzeldir. Onlar Cemalin seyrinde daha ümitli olsalar gerektir.
NAMAZSIZ İNSAN
Bu manâda kendisine zulmeden insanlar hiç de az değildir. Onlar kendilerini görmezlikten gelen gafil kişilerdir. Hiçbir maddî külfeti olmayan, aksine kişiye maddî ve manevî nice katkılar sağlayan namaz, zamanın her diliminde kılınmalı, asla ihmal edilmemelidir.
Zaman ve namaz…
Namaz ve zaman…
Hangi yönden okursanız okuyun, diğeri çıkar karşınıza. Demek ki zamanlarımız namazla dolmalıdır. Zamanı namazla dolmayanlar ne kadar da bedbahttır!
Ne zorluğu ve sıkıntısı olabilir ki onun? Halbuki insanoğlu nice zamanlar bomboş sevdalar uğruna, pek çok zahmetlere katlanıp duruyor. Ne kalbi ne de bedeni rahat buluyor. Ama onca iyilik ve ikramına rağmen Allah'ın emrettiği namaza koşmuyor. Ne kadar da acı bir gerçek bu! Yaratan'ın emrinden kaçmak ve kendisine düşman olan şeytanın dediklerine koşmak! Böyleleri için bol dua etmek düşüyor bizlere. Bir de tatlı dille uyarılar:
-Ne götüreceksin kardeşim o yolculuğuna? Sana neler refakat edecek acaba? Günahlar, kirler, isyanlar mı? Nelerle varacaksın varılması gereken mekâna ve ne diyeceksin seni sorgulayacak Yüce Zât'a?
Ah insan ah! Kendine yaptığını kimse yapamıyor sana! Niçin koşmuyorsun o namaza! Halbuki kurtuluş getirecek o sana.
Kişinin bir utanma duygusu olmalı değil mi? En evvel de Yüce Rabbi'nden. O olmadan insanlık ne anlam ifade edebilir ki!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.