1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Kapatın üsleri
Kapatın üsleri

Kapatın üsleri

Türkiye’de gerçekleşen her darbenin arkasında olduğu cümle alem tarafından bilinen, emperyalist projelerine Türkiye’yi alet eden ve bunu da “müttefiklik” ambalajına saran ABD, son “vize kararı” ile gerçek yüzünü yine gösterdi.

A+A-

“Müttefik” “saydığımız” Amerika ile su yüzüne çıkan “kriz”, aslında bir “fırsat”ıda barındırıyor.

Türkiye, “yasak savma kabilinden” tedbirler yerine “gerçek yaptırıma” yönelmeli... Yaptırımlar, Anadolu'nun bağrındaki emperyalizm üslerine uzanmalı...

'Stratejik Müttefiklik' adıyla yıllardır Türkiye'nin kuyusunu kazan ABD , son vize olayıyla gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Amerika'nın Türk vatandaşlarına yönelik vizeleri kaldırma kararı, iki ülkenin ilişkisini birbirinden uzaklaştırırken aslında Türkiye'nin atması gereken bir adımı da gerekli kılıyor. Türkiye, vize restiyle kalmamalı, NATO aracılığıyla Anadolu'ya yerleşen ABD'nin "fitne üslerini" bu vesileyle kapatmalı.

 

ÜSLER ELİYLE DİZAYN EDİYOR

ABD, NATO’yu bahane ederek kurduğu üslerle 65 yıldır Anadolu’nun dört bir yanına sirayet etti. Adana’da İncirlik Üssü, Malatya’da Kürecik Üssü, Mardin’de Radar Üssü, Diyarbakır’da Pirinçlik Üssü fitne üslerinin ilk akla gelenleri. Suriye ’nin kuzeyindeki YPG / PKK ’ya 3000 tırlık silah sevkiyatını alenen yapan ABD, fitne üsleri aracılığıyla da Ortadoğu’nun yeniden tasarlanması projesini hayata geçiriyor. Türkiye, bu üsleri açık tuttukça, emperyalizmin kirli eli bu coğrafyanın üzerine daha rahat ulaşıyor.

Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz’un 15 Temmuz Darbe Kalkışması sürecinde FETÖ terör şebekesine bilgiler aktardığının ortaya çıkması sonucu gözaltına alınmasıyla Türkiye-Amerika ilişkileri giderek gerilmeye başladı. Adli olarak başlayan ve diplomatik olarak devam eden iki ülke arasındaki kriz siyasi bir havaya büründü. Her ne kadar konsolosluk görevlisinin gözaltına alınması olayı iki ülke ilişkilerindeki gerilimi gün yüzüne çıkarmış olsa da gerilim derinden derine yaşanıyordu. 15 Temmuz gecesi İncirlik’in kalkışmada kullanıldığına ilişkin güçlü veriler ortaya çıkmış, İncirlik’in dijital verilerinin silinmesi ve olay gecesi bazı uçuşların yapıldığına ilişkin bilgilerinde darbe kalkışmasının arkasındaki asıl gücün kim olduğuna ilişkin sorulara netlik kazandırmıştı. Ayrıca Türkiye’nin FETÖ elebaşı olarak gördüğü Fetullah Gülen’in iade edilmemesi de bir diğer kriz konusu.

YPG’YE SİLAH VERİLMESİ TETİKLEMİŞTİ

Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de bir ‘otonom bölgenin’ ortaya çıkması riski gelinen nokta açısından mihenk taşıydı. Amerika’nın terör örgütü YPG’ye bin 500 tırdan oluşan modern silahlar vermesi ve bölgede özel birlikleri ile YPG’ye arka çıkarak Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit etmesi Ankara’dan büyük tepki çekmişti. Hatta bazı iddialara göre YPG’ye verilen silahların İncirlik üssünden gönderiliyordu.

İSLAM ÜLKELERİNE KAN KUSTURAN ÜSLER

Yarım yüzyılı aşan üyeliğimiz süresince NATO, hiçbir zaman boş durmadı. Soğuk Savaş adıyla ‘yeşil kuşak’ projesini hayata geçirmek adına Müslüman ülke olan Türkiye’yi kendi bünyesine katan kirli pakt, başta Afganistan olmak üzere İslam coğrafyasına kan kusturdu. Özellikle 1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla kendine ‘Müslümanları’ düşman seçen NATO, Afganistan’dan sonra Irak’ın işgalinde rol aldı. Irak’ın parçalanmasının zeminini Çekiç Güç ile oluşturan NATO, daha sonra Libya’da da operasyonlarda pay sahibi oldu. NATO’nun kirli tarihi sadece bununla da sınırlı kalmadı. 90’lı yılların ortasında Bosna Hersek’te yaşanan soykırıma sessiz kalan hatta Müslümanların öldürülmesine göz yuman NATO hem içerdeki hem de bölgedeki üsleriyle artık Türkiye’nin geleceğini tehdit eder konuma geldi.

 

EKİM AYI KABUL EDİLİŞİMİZİN YIL DÖNÜMÜ

Amerika’nın, Türk vatandaşlarına vize yasağı getirmesi iki ülke ilişkilerini birbirinden uzaklaştırırken aslında Türkiye’nin atması gereken bir adımı da gerekli kılıyor. 1948 yılında kurulan NATO’nun üye ülkeleri 17 Ekim 1951 yılında Türkiye’nin üyeliğine onay vermişti. Onay sürecinden hemen dört ay sonra 18 Şubat 1952 günü Türkiye NATO’ya resmen üye yapılmıştı. 8 Eylül 1952’de üyeliğin kabul edilmesiyle de NATO’nun ilk askeri birlikleri İzmir’de kurulan Müttefik Kara Kuvvetler Karargahı’na yerleşmeye başlamıştı. Adana’daki İncirlik Üssü başta olmak üzere Diyarbakır ve Malatya’da üsleri olan NATO’nun sadece buralarda değil, diğer birçok yerde de kara, deniz ve hava üsleri olduğu biliniyor. Pentagon’un lobi faaliyetlerini yürüten Washington Enstitüsü’nün 4 yıl önce yayınladığı bir raporda ülkemizdeki üsler bir haritayla resmedilmişti. Raporda yer alan haritada Türkiye’de NATO radarları, ABD üslerinin Türkiye toprakları üzerine konuşlandığı, buralarda füze üsleri, radar üsleri ve bomba üsleri olduğu yer almıştı. Türkiye, vize restiyle kalmamalı NATO aracılığıyla Anadolu’ya yerleşen ABD’nin “fitne üslerini” bu vesileyle kapatmalı.

ERBAKAN, 1975 YILINDA ÜSLERE EL KOYMUŞTU

Türkiye siyasi hayatında Amerika’ya en sert yaptırım Milli Görüş Hükümeti döneminde gelmişti. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uygulamış, daha sert bir şekilde de karşılık bulmuştu. Milli Görüş’ün iktidar ortağı olduğu dönemde İncirlik Üssü ABD’ye kapatılmıştı. Başbakanlığa vekâlet eden Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan sadece İncirlik Üssü’nü ABD’ye kapatmakla kalmamış, ABD’nin Türkiye’deki tüm üslerine de bir bir el koymuştu. 26 Temmuz 1975 tarihli gazeteler olayı manşetinden “Üslere El Koyduk’ ifadeleri ile gündeme taşımıştı.
 

turkiye-deki-nato-usleri_772260.jpg

İŞTE FiTNE ÜSLERi

ABD’nin, NATO vasıtasıyla Afyonkarahisar’da, İncirlik’te, İzmir’de, Şile’de, Konya’da, Balıkesir’de, Muğla’da gerek hava üsleri gerekse de füze yerleştirdiği merkezleri bulunuyor. Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit, Mardin’de de birleştirilmiş hava harekât merkezleri yer alıyor.



EMPERYALiZMiN OYUNUNU D-8’LER BOZACAK
Türkiye, ısrarla Batı’YA doğru yönelirken; bunu gerek ABD ile “stratejik müttefiklik” gerekse de AB ile “tam üyelik müzakereleri” adı altında gerçekleştiriyor.
Her fırsatta Türkiye’ye karşı gerçek niyetlerini gösteren ABD ve AB uğruna verilen tavizler bitmedikçe, kaybeden Türkiye oluyor. Türkiye, Batı emperyalizminin uykularını kaçıran D-8 projesini gündeme almadıkça “mazlumların zalimlere diz çöktürmesi” de mümkün görünmüyor. D-8’in gerçekleşmemesi demek, dünyadaki adaletsizliğin ve sömürünün, kan ve gözyaşının sürmesi, ırkçı emperyalizmin zaferi anlamına geliyor. Bu çarka çomak sokmanın ilk adımı olarak D-8’in ayağa kaldırılması şart gözüküyor.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum