Birbirlerini tanımayan kadın ve erkekler birinci olabilmek için hazırladıkları iştah açıcı yemekler ve tatlıları mideye indirerek ev sahibi hakkında dedikodu yapmaktan geri durmazken, yiyecek bir parça kuru ekmek bile bulamayan dünyadaki küçük-büyük milyonların farkında bile olmadan semirmeye devam ediyor. Ümmetine az yiyip az uyumayı, sofradan doymadan kalkmayı tavsiye ederek, “Yiyin için, fakat israf etmeyin” ve “Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir” buyuran Peygamber Efendimize (sav) kulak asmayan obezlerin sayısı ve çöpe atılarak israf edilen ekmek miktarı giderek artıyor. Resûl-i Ekrem’in, açlığını gidermek için midesine taş bağlayan Hz. Aliyyül Mürtezâ’ya (ra), gömleğini açarak bağladığı 2 taşı gösterdiği şeklindeki rivayeti sanırım duymayan kalmamıştır.
Sahabe, tabiîn, hadis rivayet edenler ve evliyaullah, Nebi Zişân’ın emirlerine harfiyen uymuşlardır. Konu ile birkaç örnek vermenin uygun olacağını sanıyorum. Nevfel bin İyas el-Hüzeli; Peygamber Efendimizin âhirete intikâl etmesinden sonra O’nunla geçirdiği günleri hatırlayıp, daima ağlayan ve sohbetinden mahrum olduktan sonra kendisi için dünyanın hiçbir kıymeti kalmadığını söyleyen sahabeden Abdurrahman bin Avf (ra) ile ilgili şunları anlatır:
“Abdurrahman bin Avf, bizimle birlikte oturuyordu. Çok hoş sohbet bir zat idi. Birgün bizi evine götürerek, bir tepsi içinde ekmek ve et ikram etti. Ağlıyordu. ‘Ey Ebû Muhammed, seni ağlatan nedir?’ diye sorduk. ‘Resûllullah vefat edinceye kadar kendisi ve ehli arpa ekmeğinden bir defa olsun doyunca yemedi. Ekmek bulamayanlar var, biz et yiyoruz. Bu yüzden ağlıyorum. Bunun için sonumuzun hayırlı olup almayacağını bilmiyorum’ dedi”
Meşhur tefsir, hadîs ve fıkıh âlimlerinden olan Süleyman bin Ahmed bin Eyyûb bin Mutayr eş-Şâmî el-Lahmî et-Taberânî (ra) anlatıyor:
Resûlullah efendimizin amcasının oğlu İbn-i Abbas şöyle bildirdi: Sıcak bir günde Hz. Ömer, öğleye doğru Mescid-i saadete gelerek, bir köşeye yalnız başına oturdu. Bir müddet sonra Ebû Bekr geldi. Ömer (ra) ona; ‘Senin bu saatte evinden çıkmana hangi şey sebeb oldu?’ dedi. Ebû Bekr, ‘Açlığımın şiddetli olması’ dedi. Bunun üzerine Ömer, ‘Ben de aynı sebeple dışarı çıktım’ diye mukabele etti. İkisi konuşmalarına devam ederken mescide gelen Resûlullah (sav), onları görünce selâm verip; ‘İkinizi de bu sıcakta evden çıkaran şey nedir?’buyurdu. Onlar da ‘Şiddetli açlıktan hasıl olan sıkıntı’ diye cevap verdiler. Resûlullah, tebessüm ederek, ‘Vallahi beni de evden çıkaran şey aynı sıkıntıdır’ diyerek, tesellide bulundular ve birlikte Ebû Eyyûb el-Ensârî (ra)hazretlerinin evinin önüne geldiler.
Ebû el-Ensârî, Resûlullah (sav) için hergün hurma, süt ve benzeri şeyler hazırlardı. Bugün her nedense geciktirmişti, daha doğrusu hazırladığı ilk yemeği çocuklarına yedirmişti. Kendisine ait bahçede işleri olduğu için oraya gitmişti. Bahçeden çıkıp eve doğru gelirken, Resûlullah ve iki Ashâbı kapıda bekler, hizmetçisini de onlarla ilgilenirken gördü. Resûlullah ‘Ebû Eyyûb nerede’ buyurduğu sırada Ebû Eyyûb gelip, Resûlullah ve beraberindekilere selâm verdikten sonra merakla; ‘Yâ Resûlullah. Her zamanki geldiğiniz vakitte gelmediniz, nasıl oldu da erken çıktınız, bir emriniz mi var?’ deyince, Resûllah (sav); ‘Doğru söyledin’ buyurdular. Ebû Eyyûb el-Ensârî durumu kavramakta gecikmedi. Hemen bahçeye giderek olgunlaşmamış hurmadan, olgun taze hurmadan ve kurumaya yüz tutmuş hurmalardan toplayıp getirdi. Ebû el-Ensârî ‘Ayrıca sizler için bir hayvan keseceğim’ diyerek, bir keçi kesti. Et pişip getirilince Resûlullah, ekmeğin içine bir miktar et koyup, Ebû Eyyûb’a uzatarak, ‘Bunu kızım Fatıma’ya ulaştır. Zirâ onun bugünkü kadar aç kaldığı günü olmamıştır’ buyurdular.
Resûlullah (sav), yanındaki Ashâbına ‘İşte benzer bir ni’mete kavuştuğunuzda, elinizi o ni’mete uzatırken Bismillah deyin. Doyunca da; bizi doyuran ve üzerimize ni’meti indiren ve bunu fadl ve kereminden veren Allah’a hamdolsun’ deyin buyurdu.
İşte, Peygamber efendimizin (sav) ve sahabe-i kiramın yemek hususundaki kanaatkâr hâlleri. Allah, onları cümlemize şefaatçi eylesin. Amin.