Zihinsel Miyopluk

Zihinsel Miyopluk

Filistin direnişinin gerçekleştirdiği eylemleri eleştiren bazı çevreler, bu eylemlerin dünya kamuoyunda tepki çektiğini ve İsrail’in baskısını artırdığını öne sürerek "stratejik açıdan yanlış" olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu yaklaşım, hadiselerin sadece anlık ve yüzeysel sonuçlarına odaklanan bir tür "zihinsel miyopluk" örneğidir.

Bir varlık mücadelesi yalnızca günlük kayıplara bakılarak yargılanamaz. Eğer her mücadele anlık musibet ve bedeller üzerinden değerlendirilseydi, büyük kayıpların verildiği hiçbir cihad meşru görülemezdi:

Bosna-Hersek: On binlerce kadının tecavüze uğraması ve ağır katliamlar yaşanması gerekçe gösterilerek Boşnakların Sırplara karşı verdiği direniş "stratejik hata" olarak nitelendirilemez.

Çeçenistan ve Afganistan: Benzer şekilde, bağımsızlık ve inançlarını korumak için ağır bedeller ödeyen Çeçen ve Afgan halklarının mücadeleleri de bu dar bakış açısıyla mahkûm edilemez.

Filistin halkının mücadelesi, salt üzerlerindeki baskıyı hafifletme arayışı değil; doğrudan topraklardaki Müslüman varlığını ve kimliğini koruma mücadelesidir.

İşgal rejiminin geleceğini garanti altına alma planları, Filistin topraklarındaki Yahudi nüfusunu artırma ve yerli halkı göçe zorlama hedefine dayanmaktadır. 1995 yılında 4,5 milyon olan Yahudi nüfusunu 2000 yılına kadar 8 milyona çıkarma hedefi ilan edilmiş, ancak direniş sebebiyle bu sayı 2013 yılına gelindiğinde dahi ancak 5 milyon civarında kalabilmiştir. Siyonistlerin nüfus planlarının önünde iki ana engel bulunmaktadır.

Yüksek Nüfus Yoğunluğu ve Arazi Darlığı: 1967 sınırlarıyla birlikte yaklaşık 28.220 km² olan Filistin topraklarında 5 milyonu Yahudi, 5 milyonu Filistinli olmak üzere yaklaşık 10 milyon insan yaşamaktadır. 12.000 km²'lik Necef (Nakab) Çölü hariç tutulduğunda, yaşanabilir alanlarda km² başına düşen nüfus 615 kişiyi bulmaktadır. Bu yoğunluk Türkiye’nin yaklaşık altı katıdır. İşgal rejimi, yeni Yahudi kitlelerine yer açabilmek için Filistinlileri sistemli bir şekilde tehcir etmeye çalışmaktadır.

Direnişin Nüfusa Etkisi (Tersine Göç): Güvenliğin bulunmadığı yerlere yerleşmek istemeyen Yahudiler, direnişin oluşturduğu caydırıcılık nedeniyle bölgeye gelmekten kaçınmakta, mevcut yerleşimcilerin önemli bir kısmı ise başka ülkelere göç etmektedir (örneğin sadece Kanada'ya göç eden İsraillilerin sayısı 20.000'i aşmıştır).

İşgal devleti bu nüfus açığını kapatabilmek için Etiyopya ve Eritre'den siyahi Yahudileri (Falaşalar) ve eski Sovyet ülkelerinden dindaş olmayan unsurları bölgeye taşımıştır. Bu durum, İsrail toplumundaki kültürel ve ırki homojenliği bozmuş; Falaşaların kan bağışlarının çöpe atılması skandalında görüldüğü gibi derin toplumsal krizlere ve ırkçılık tartışmalarına yol açmıştır.

İşgal rejimi, Filistinlileri göçe zorlamak ve direnişin insan gücünü zayıflatmak amacıyla ağır bir fakirleştirme politikası uygulamaktadır. Filistinliler arasındaki işsizlik oranı %70 seviyelerine ulaştığı halde yerel halk istihdam edilmemekte, dışarıdan yabancı işçiler getirilmektedir. İslami yardım kuruluşlarının bölgedeki yetimlere, dul kadınlara, esir ailelerine ve yoksullara ulaştırdığı insani yardımlar; Batılı devletler ve işbirlikçi rejimler tarafından "teröre destek" yaftasıyla engellenmektedir. Amaç, halkın direncini kırarak onları mülteci durumuna düşürmektir.

İşgal rejimi, Filistin davasını başsız bırakmak gayesiyle Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi, Salah Şehade, Cemal Mansur, Cemal Selim, Fethi Şikaki, Hani el-Abid, Kemal Havaca, Yahya Ayyaş ve Kemal Kehil gibi birçok lider ve komutanı suikastlarla şehit etmiştir. Bu suikastların cevapsız bırakılması işgalciye cesaret vereceğinden, direnişin misilleme eylemleri saldırganlığı dizginleyen stratejik bir caydırıcılık unsuru oluşturmaktadır.

Filistin cihadı; Siyonizmin "Büyük İsrail" ve bölgesel yayılma hayallerinin önündeki en somut settir. Müslümanlar bu mücadele biçimlerine keyfi olarak değil, maruz kaldıkları mutlak işgal ve kuşatmanın zorunlu kıldığı şartlar neticesinde başvurmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın da işaret ettiği üzere; aslında çirkin olan bir fiil, maruz kalınan haksız bir saldırıya karşı tepki ve savunma hakkı olarak devreye girdiğinde meşruiyet ve zorunlu bir hak niteliği kazanır. Dolayısıyla Filistin direnişi, yalnız Filistin halkının değil, tüm İslam dünyasının geleceğini savunan stratejik ve meşru bir varlık mücadelesidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri