Zihin ve kalplerin yönetimi

Süleyman Küçük

Son günlerde maruz kaldığımız Corona virüs salgını nedeniyle bir kez daha görüldü ki ister dost olsun ister düşman olsun toplumları yönlendirme eyleminde algı yönetimi her yerde fazlasıyla yer almaktadır.

 

Açıkçası adına ister toplumları bilgilendirme isterse de toplumları yönlendirme deyin algı yönetiminin evimiz ve işimiz dâhil hayatımızın her alanına nüfuz etmiştir.

Göründüğü kadarıyla kişileri tek tek etkilemekten ziyade toplumun tamamını zihinsel ve bedensel yönden pek çok manipülasyona maruz bırakan algı yönetiminin asıl neticesinin hedef toplumun siyasi, ekonomik, dini gibi birçok açıdan etkileniyor olmasıdır.

Algı yönetimi yapılış şekline ve zaman aralığına göre çoğunlukla milletlerin istikbali olarak bilinen gençleri hedef almış görünse de orta yaş ve üstü nüfusun algı yönetimi konusunda daha fazla etkilendiği görülmüştür.

Zihin ve kalpleri istenen istikamete sevk etmeye yönelik algı yönetimine maruz kalan kişilerin çoğunlukla bizim ülkemizde bizim insanlarımızda görüldüğü gibi olay hakkında yeterli bilgi edinmeden ve henüz toplumsal bir farkındalığın da oluşmadığı zamanlarda “bize bir şey olmaz” vurdumduymazlığı içinde hareket etmeleri belki de en büyük zaafımız olmaktadır.

Genç olmanın verdiği heyecanla dünyaya hâkim olmak düşüncesindeki egemenlerin kontrolünde olan yazılı ve görsel basın yayın organları ve sinema tv filmleri ile din, ahlak, ibadet, çevre, gıda, ilaç gibi kabuller üzerinden maruz kaldıkları müthiş algı operasyonunun farkına varamayanlar sonunda kendilerini egemen muktedirlerin ücretli köleleri olarak bulacaklardır.

Bunun en büyük örneğini son 20 yılda Amerikan Hollywood sinemasının dünyada gösterime soktuğu filmlerdeki iyi kötü polis, iyi kötü asker ve iyi kötü devletler anlatımında hırsızların, soyguncuların ve teröristlerin neden hep Avrupa ve Amerika dışındaki ülkelerin insanlarından seçildiğini kötü ülkeler olarak da Ortadoğu ülkeleri ile Afrika ülkeleri ve Güney Kore veya Rusya’nın vurgulandığını gösterebiliriz.

Başta Amerika olmak üzere küresel egemenlik gayesinde lider veya ortaklık eden ülkelerin basın yayın organları ile tv ve sinemalarının asıl gayesi ordularının o ülkeleri fiili olarak işgal etmesinden ziyade insanları güya bilgilendirerek gerçekte ise zihinlerini yani algılarını işgal etmektir.

Şöyle geriye dönüp bir bakınca insanlara okumanın, araştırmanın ve bilgi sahibi olmanın önemini anlattığı görülen her yazılı ve görsel yayının bu arada insanlara neyi düşüneceklerini, neyi okuyacaklarını veya neyi nasıl kabul edeceklerini de empoze ettiğini görürsünüz.

Kendi inançları yani dinleri dışındaki tüm din ve görüşlerin insanlar üzerinde kitlesel bir egemenlik kurmaya çalıştığını iddia edenlerin gerçek gayeler etkileri altına aldıkları insan kalabalıklarını daha da artırmaktan başka bir şey değildir.

Zamanımızda teknolojinin öngörülemez bir şekilde gelişmesinin başta sağlık olmak üzere ulaşımın kolaylaşması ve süresinin kısalması, yaşanabilir bir çevre oluşturmanın imkan haline gelmesi ile inanlar ve ülkeler arası iletişim vs. alanlarında sadece insanlığın yararına olacağı düşüncesine kapılanlar yaşadıkları kitlesel tecrübelerle bu yanılgılarının bedelini ağır bir şekilde ödemektedirler.

İster din devleti, ister baskıcı monarşi, isterse de demokrasi ile yönetiliyor olsun milli devletlerin eninde sonunda bir diktatörlük olduğunu kitlelere nerdeyse kabul ettirerek küresel bir dünya devletinin vatandaşı olmayı yeğlemelerinin daha güzel olacağını güya adı bilimsel olan çalışmalarla zihin kontrolü neticesinde insanlara kabul ettirmeye çalışan algı yönetimi sahiplerinin gerçek arzularının teknolojik bir diktatörlük kurmak olduğu artık fark edilmelidir.

Devletlerin tek tek veya birlikte oluşturdukları bir laboratuvar ortamında hemen her şeyden istifade ederek oluşturdukları ve hâlihazır kabullerimiz nedeniyle pek çoğunu kabul etmekte zorlanacağımız algı yönetimi ve zihin kontrolü araçlarının bir kaçının nöromühendislik adı altında pazarlanan zihne etki eden nanorobotlar ve yazılımlar, elektromanyetik askeri bilgi fırtınası, yiyeceklere kontrolsüz bir şekilde katılan katkı maddeleri hatta toksinler ile gıdalarla yaygınlaştırılmaya çalışılan beyni uyuşturan maddeler ve gıdalardaki diğer sağlığa zararlı maddeler olan floride, aspartam ve mono sodyum glutamat ile ekstoksinler ve küresel güç odağı elitlerin hizmetindeki ilaç sektörünce üretilen envaı çeşit antidepresanlar.

Elbette bunlara belki de bunlardan çok daha etkili ve tesiri daha uzun süreli olan kitlesel hipnoz aracı olarak kullanılan spor, siyaset ve eğitim ve öğretim sistemi.

Yaklaşık elli yıldır bizi de bütün dünya ile birlikte kasıp kavuracak derecede etkileyen bu algı yönetimi araçların farkına varmamaya devam edersek algılarımızla oynanma hali maalesef daimi bir durum olma riskini taşımaktadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.