Yürek kapıları kilitli eski zaman kilitleri ya da Frenk kilitleriyle kitlenmiş zihinler. Bulanık yalanlarla örülmüş. Zihin adım adım kendi ilerleyişini kendi kendine durdurmuş. Batı aklı Allah’ı bulmayı, akılla olmadığını, rehberle olacağını idrak edememiş. Yaratıcıyı kendi aklıyla aramaya başlamış. Bütün rehberleri bir kenara bırakarak bir karanlık dehlizden çıkmış, bir karanlık sokağa ya da bir karanlık yola sapmış, orada düşmüş kalmış. Ya da oyalanmalarla zihinler, batıldan alınan sağ ve sol ikilemesi olduğunu da insan aklıdan gelen batıl yoldan türeyen yol olduğu unutulmuş. Kelimeler içlerine batıl doldurulmuş bir doğrunun etrafını bin yanlış muhasara etmiş ve bir doğruyu bin yanlış çepeçevre ihata etmiş ama yinede bir doğru etmediğini, insanlar düşünemez, kavrayamaz. Maddenin cazibesine o kadar kapılmış ruhun özüne âmâ ve kör bakmış ve anlayamamış. Sarmaşığın ağacı sarmaladığı gibi zihinlerde gelişecek yeşerecek bir hakikat fikrini, batıl fikirleri ile insanları da soldurmuş hatta kurutmuş.
Bu gönül kapıları sendeki edep aya ile açılmayı bekliyor. Hangi edep; nebiler edebiyle edeplenmek. Peygamberler edebiyle edeplenmek Sarkaç gibi iki yöne sallanmadan hak istikamette yürüyerek. Merhamet merhamet diye haykıran ruhumuza uygun olarak, duygularımız ve fiillerimiz, rol yapmadan; öyle ol ki terbiye, gören olsun terbiye düsturuyla yaşama ve insanlara yaklaşma.
Bu kapılar amelenin vatanı olmaz diyen ne Marks ve Hegels ile açılır. Ne beyaz siyah ayrımı yapan batı kafatasçılığıyla Hitler varı haykırışlarla ötekileştirme ne de Sezar varı çığlıklar ile açılır. İnsanı maymun eden sahte teorilere kafa tutup, vehimlere kapılıp, Ganj nehri kıyısındaki tapınaklarda yok olmayı beklemekle Allah’ı öldürdüm diyen Nice ile nede sadece şehvet için yaşamaya geldiğimizi anlatan Darvinsizimin çocuğu Freud ile bu kapılar açılır. Sadece dünya faydacılığını savunan fikirler kan ve gözyaşı getirmiştir. Açılsaydı bu kapılar bugün ne Afrika böyle aç susuz sefil ne de Dünya da bu kadar çatışmalar olur ne geçen yüz yılda iki cihan savaşı ve ardından durmayan çatışmalar savaşlar devam ederdi.
Bu kapılar bahar mevsimde esen meltem varı ılık esen rüzgâr gibi insanın yaratılış mayasına uygun, ruhunu okşayarak, ruhunun tozlarını ve paslarını; Cebrail’in üflemesiyle, Mekke ve Medine’ de çöl içinde açan tek gülün etrafındakiler gibi şimdi ise onun bıraktığı kitap, hadis ve sünneti seniyye uygunluğunda yaşamak. İlkbahar yağmuru damlası misali kelimelerle müjdelerle, korkutması dahi müjde olan resuller resulünün tavrıyla gönül kapılarının nazenin camlarını kırmadan, Uhud’da dağılan kavmine ne ifrat ne tefrit ve adaletle davranan peygamberler peygamberinin edebiyle davranarak açılır. Kim adına ben benlik adına değil yaradan aşkına, ıslak gözlerle sukutun edebiyle ile kapılar çalınmalı.
Kapı kilitlerini kırma parçalama şimşek gibi kavurmak gafletine kapılmadan, yürek denen gül ağacı, gel sen kırma ona acı, iki cihanda bu yürek, olursa senden davacı. Düsturunu edinerek, gönül kırma değil gönül alma davasında. Bütün insanlığı kucaklamak.
Bu gönül kapıları sendeki edep aya ile açılmayı bekliyor. Hangi edep; nebiler edebiyle edeplenmek. Peygamberler edebiyle edeplenmek Sarkaç gibi iki yöne sallanmadan hak istikamette yürüyerek. Merhamet merhamet diye haykıran ruhumuza uygun olarak, duygularımız ve fiillerimiz, rol yapmadan; öyle ol ki terbiye, gören olsun terbiye düsturuyla yaşama ve insanlara yaklaşma.
Bu kapılar amelenin vatanı olmaz diyen ne Marks ve Hegels ile açılır. Ne beyaz siyah ayrımı yapan batı kafatasçılığıyla Hitler varı haykırışlarla ötekileştirme ne de Sezar varı çığlıklar ile açılır. İnsanı maymun eden sahte teorilere kafa tutup, vehimlere kapılıp, Ganj nehri kıyısındaki tapınaklarda yok olmayı beklemekle Allah’ı öldürdüm diyen Nice ile nede sadece şehvet için yaşamaya geldiğimizi anlatan Darvinsizimin çocuğu Freud ile bu kapılar açılır. Sadece dünya faydacılığını savunan fikirler kan ve gözyaşı getirmiştir. Açılsaydı bu kapılar bugün ne Afrika böyle aç susuz sefil ne de Dünya da bu kadar çatışmalar olur ne geçen yüz yılda iki cihan savaşı ve ardından durmayan çatışmalar savaşlar devam ederdi.
Bu kapılar bahar mevsimde esen meltem varı ılık esen rüzgâr gibi insanın yaratılış mayasına uygun, ruhunu okşayarak, ruhunun tozlarını ve paslarını; Cebrail’in üflemesiyle, Mekke ve Medine’ de çöl içinde açan tek gülün etrafındakiler gibi şimdi ise onun bıraktığı kitap, hadis ve sünneti seniyye uygunluğunda yaşamak. İlkbahar yağmuru damlası misali kelimelerle müjdelerle, korkutması dahi müjde olan resuller resulünün tavrıyla gönül kapılarının nazenin camlarını kırmadan, Uhud’da dağılan kavmine ne ifrat ne tefrit ve adaletle davranan peygamberler peygamberinin edebiyle davranarak açılır. Kim adına ben benlik adına değil yaradan aşkına, ıslak gözlerle sukutun edebiyle ile kapılar çalınmalı.
Kapı kilitlerini kırma parçalama şimşek gibi kavurmak gafletine kapılmadan, yürek denen gül ağacı, gel sen kırma ona acı, iki cihanda bu yürek, olursa senden davacı. Düsturunu edinerek, gönül kırma değil gönül alma davasında. Bütün insanlığı kucaklamak.