Futbol sadece bir oyun değildir. Futbolun da sosyolojisi, ekonomisi, siyaseti ve ruhu vardır. Futbol artık dünyanın ortak dili, ortak kültürü, ortak eğlencesi ve ortak malzemesi haline geldi. Özellikle “malzeme” özelliğinin üzerinde durmak gerekir. Futbolun malzeme özelliği, her derde deva olabileceği gibi, her başa bela da olabilir. Yine bu özellik, büyük sorunları örtebileceği gibi, büyük sorunları oluşturabilir!
Futbol en sevdiğim spor dallarından biridir. Ömrümde öğrencilik ve öğretmenliğimin ilk yıllarında, çok az da olsa amatörce futbol oynamaya çalıştım. Oynama becerim olmasa da çok iyi bir izleyiciyim. Yoğun çalışma tempom arasında, her hafta sonu spor kanalında, dört büyüklerin maçlarını izlemeye çalışırım. Zaman zaman İstanbul ve Ankara’da maçlara gittiğim de oldu. Son yıllarda maçlara gitme merakım iyice azaldı. Lig maçlarını sadece bilgim olsun diye takip etmeye başladım. Çocukluktan beri çok sevdiğim takımın aldığı skoru aynı gün öğrenmeye çalışma duygularım köreldi. “Ertesi günü öğrensem de olur” duygusuna yönelmeye başladım. Çünkü artık biliyorum ki; “futbol asla sadece futbol değildir!”
Futbolun içinde teknik, taktik, mücadele ve sonuç vardır. Futbolun içindeki taktik, teknik, mücadele ve fauller, saha çizgileriyle sınırlı kalmalıdır. Yıllardır yaşanan ve bugünlerde doruğa çıkıp patlak veren olaylarda gösteriyor ki; hiçbir zaman saha çizgileriyle sınırlı kalmıyor. Saha dışı fauller, neredeyse futbolun parçası haline geldi. “Futbol asla sadece futbol değildir” dediğim bundandır. Bu düşüncemi takım ayırmadan söylüyorum.
İnsan olarak dolayısıyla toplum olarak yozlaştığımızı, yaşadığımız olaylar açıkça gösteriyor. Hedefe ulaşmak için her yolun mubah sayıldığı bir siyaset anlayışı var. Bu anlayış sporda da, ticarette de geçerli. Bu anlayış belki sonuç verir ama yozlaşmayı ve kamplaşmayı da beraberinde getirir. İşte bunun için Fenerbahçeli’nin Galatasayarlı’ya, Beşiktaş’ın Trabzonsporlu’ya tahammülü yok. İşte bu yüzden taraflar birbiriyle neredeyse kan davalı. Sonucun sahada alınmadığını gören ve bilen taraftarda, sevgi de, saygı da, tahammül de kalmıyor.
Bugün yapılan “şike operasyonu” aslında yozlaşmanın hangi noktaya geldiğinin açık bir göstergesi. Burada sadece bir takımı suçlamak, ya da onun üzerinden sonuca gitmek, görüş açımızın küçüklüğünü gösterir. Biz toplum olarak yozlaştık. Bu konuda Fenerbahçeli’yi, Galatasayarlı’yı, Beşiktaşlı’yı, Trabzonsporlu’yu birbirinden ayıramazsınız. Bunu toplumun ekseriyeti biliyor.
Aslında ülkemizde bir “dehşet dengesi” kurulmuş ve hiç kimse bu dengeyi bozmak istemiyor. Yozlaşmayan ender insanlar istese de başarılı olamıyor. Çünkü dengeden yana olanlar, onlara anında ya haddini bildiriyor ya da dışarı atıyor. Herkes karnından konuşuyor. Yıllarını futbolculuğa, hakemliğe vermiş spor yazarlarını dikkatlice izlerseniz; bir takım yakıştırmalarla, arkadan dolanarak bir şeyler anlatmalarla, yozlaşmanın öncüsü olduklarını görürsünüz. Aslında bunlar; neyin, nerede, ne zaman, kimler tarafından yapıldığını bilirler ama söylemezler. Söyleyemezler.
Açılan dava, büyüklüğü ve derinliği dikkate alınırsa, Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Dünyada örnekleri var. Ne sonuç verir, nereye uzanır bilemiyorum ama arı kovanına çomak sokulduğu kesin. Bu sadece bir takımın sorunu değildir. Bütün spor camiasının bir sorunudur.
Yozlaşmamış, ahlaklı, vicdanlı herkesin ortak beklentisi; sulandırılmamış, “taraftarlık güdüsü” olmayan bir anlayışla, bu işin neticelendirilmesidir. Türk yargısından bulunu diliyor ve bekliyoruz.
Toplum olarak, yozlaşmanın her türüne “kırmızı kart” gösterme anlayışına gelmedikçe, yozlaşmış toplum olma özelliğinden asla kurtulamayız.
Futbol en sevdiğim spor dallarından biridir. Ömrümde öğrencilik ve öğretmenliğimin ilk yıllarında, çok az da olsa amatörce futbol oynamaya çalıştım. Oynama becerim olmasa da çok iyi bir izleyiciyim. Yoğun çalışma tempom arasında, her hafta sonu spor kanalında, dört büyüklerin maçlarını izlemeye çalışırım. Zaman zaman İstanbul ve Ankara’da maçlara gittiğim de oldu. Son yıllarda maçlara gitme merakım iyice azaldı. Lig maçlarını sadece bilgim olsun diye takip etmeye başladım. Çocukluktan beri çok sevdiğim takımın aldığı skoru aynı gün öğrenmeye çalışma duygularım köreldi. “Ertesi günü öğrensem de olur” duygusuna yönelmeye başladım. Çünkü artık biliyorum ki; “futbol asla sadece futbol değildir!”
Futbolun içinde teknik, taktik, mücadele ve sonuç vardır. Futbolun içindeki taktik, teknik, mücadele ve fauller, saha çizgileriyle sınırlı kalmalıdır. Yıllardır yaşanan ve bugünlerde doruğa çıkıp patlak veren olaylarda gösteriyor ki; hiçbir zaman saha çizgileriyle sınırlı kalmıyor. Saha dışı fauller, neredeyse futbolun parçası haline geldi. “Futbol asla sadece futbol değildir” dediğim bundandır. Bu düşüncemi takım ayırmadan söylüyorum.
İnsan olarak dolayısıyla toplum olarak yozlaştığımızı, yaşadığımız olaylar açıkça gösteriyor. Hedefe ulaşmak için her yolun mubah sayıldığı bir siyaset anlayışı var. Bu anlayış sporda da, ticarette de geçerli. Bu anlayış belki sonuç verir ama yozlaşmayı ve kamplaşmayı da beraberinde getirir. İşte bunun için Fenerbahçeli’nin Galatasayarlı’ya, Beşiktaş’ın Trabzonsporlu’ya tahammülü yok. İşte bu yüzden taraflar birbiriyle neredeyse kan davalı. Sonucun sahada alınmadığını gören ve bilen taraftarda, sevgi de, saygı da, tahammül de kalmıyor.
Bugün yapılan “şike operasyonu” aslında yozlaşmanın hangi noktaya geldiğinin açık bir göstergesi. Burada sadece bir takımı suçlamak, ya da onun üzerinden sonuca gitmek, görüş açımızın küçüklüğünü gösterir. Biz toplum olarak yozlaştık. Bu konuda Fenerbahçeli’yi, Galatasayarlı’yı, Beşiktaşlı’yı, Trabzonsporlu’yu birbirinden ayıramazsınız. Bunu toplumun ekseriyeti biliyor.
Aslında ülkemizde bir “dehşet dengesi” kurulmuş ve hiç kimse bu dengeyi bozmak istemiyor. Yozlaşmayan ender insanlar istese de başarılı olamıyor. Çünkü dengeden yana olanlar, onlara anında ya haddini bildiriyor ya da dışarı atıyor. Herkes karnından konuşuyor. Yıllarını futbolculuğa, hakemliğe vermiş spor yazarlarını dikkatlice izlerseniz; bir takım yakıştırmalarla, arkadan dolanarak bir şeyler anlatmalarla, yozlaşmanın öncüsü olduklarını görürsünüz. Aslında bunlar; neyin, nerede, ne zaman, kimler tarafından yapıldığını bilirler ama söylemezler. Söyleyemezler.
Açılan dava, büyüklüğü ve derinliği dikkate alınırsa, Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Dünyada örnekleri var. Ne sonuç verir, nereye uzanır bilemiyorum ama arı kovanına çomak sokulduğu kesin. Bu sadece bir takımın sorunu değildir. Bütün spor camiasının bir sorunudur.
Yozlaşmamış, ahlaklı, vicdanlı herkesin ortak beklentisi; sulandırılmamış, “taraftarlık güdüsü” olmayan bir anlayışla, bu işin neticelendirilmesidir. Türk yargısından bulunu diliyor ve bekliyoruz.
Toplum olarak, yozlaşmanın her türüne “kırmızı kart” gösterme anlayışına gelmedikçe, yozlaşmış toplum olma özelliğinden asla kurtulamayız.