Yaşantınız sürekli problem üretiyor, hafakanlar içindeyseniz; belki de seyrinize, hedeflerinize, haritanıza bakmalısınız.
Mesajlar nereden geliyor, ilgi alanlarınız neler, kimlerle saf tutuyor hizalanıyorsunuz.
Dünya bizim keyfimize, dizi dizi heva hevesimize göre dönmez.
İnancımız ne olursa olsun, ayrı bir düzeni, şaşmaz bir nizamı vardır.
Öyle görsek ve davransak da, bir kere “cennetimiz” değil, göz ardı etsek de “imtihan yeridir” denir.
Var yere yok yere ki şikâyetlerimiz arşa uzandığında, her önümüze gelene dillendirdiğimizde - olabilir ki bir isyan havasında- büyüklerin bir sözü hatırımıza gelirdi: “Kimi, kime şikâyet ediyorsun?”
Farkına varmadan bu âlemden hep alacaklı, dayanağımız neyse (Tanrı din, türlü ideolojiler veya hepsi) her arzumuzu –haşa- yerine getirmeye memur gibi davranıyor, hatta ayar(!) veriyoruz.
Ve bazen ( belli bir müddet için, uygun(!) gördüğümüz kişilerden, kurumlardan) yardım almaya niyetleniyoruz. Bu olgu herhalde biraz da görüş alışverişinize, dinlemeye açık bulunmanız gerektiğini gösteriyor.
Tavsiye/ nasihat/ farklı nokta-i nazar/ tecrübe canınızı sıksa bile, yine de soru(nu)nuzu) yönelttiğiniz kişinin sizin iyiliğinizi, huzurlu bir ömür sürmenizi istediğinizi tahmin edebilirsiniz. Yoksa seçmez güvenmezdiniz.
Fakat peşin ret inkâr havasında, sadece düşüncelerinizi karşı tarafa onaylatma peşindesiniz. Kulak verdiğiniz yalnızca Kendiniz… Neticede tıkanıklık büyüyor.
İnsan taleplerinde, mütemadiyen sonuna kadar haklı olabilir mi?
Hâlbuki yanlış adımlar, hiç de beğenmediğiniz neticeleri doğuracaktır. Maruz kalınan olaylarla kişilerle çarpışa çarpışa, düşe kalka gitmek, sizi zorlu yorucu bir savaşa sokacaktır.
Aranılan işaret, meselenize hâl, fırsat, olaylara yüklediğiniz bir başka (iç) anlam belki de “diğerinde, öteki seslerdedir”; acınıza probleminize bir gidiş yolu, açılım, düzlük imkânı çıkmıştır.
Sizin o kanalı, çizgiyi, ölçüyü kavramanız, üzerinde düşünmeniz icap etmektedir. Orda olağan dışı bir incelik, hareket tarzı, derinlik vardır.
Frene basmak, danışmanları uzmanları(!) değiştirmek durmak yorumlamak elzemdir.
***
İsteklerimizin ne idüğü, niteliği, kalitesi önemlidir. Muhtelif rüyalar, her beklentimiz hülyalar, çalkantılı zikzaklı kişiliğimize gönlümüze(!) göre karşılanacak diye bir şey yoktur.
Dünya ahvaline işleyişine dikkat kesilmek, şerle mücadele, güzel fiiller kadar; sabır, şükür, lüzumlu bir temkin, Allah’a teslimiyet, yerine göre tevekkül herhalde çözümün bir parçasıdır.
Aksi takdirde hayatı zehreden baskılardan, cendere ve bunalımlardan kurtulamayız.
Yusuf’un kuyuları, yoldaki taşlar dikenler hepimiz için geçerlidir.
Kutlu elçiler, rehberler, ziyalı şahsiyetler boşuna yeryüzüne gelmediler.
Ve yine peygamberler dahi İlâhi İkaza muhatap kalmışken biz basit kulların hatadan, yanlışlardan âzade, doğuştan ölünceye kadar arınmış(!) pirü pak olması mümkün müdür.
Ego’nun götürdüğü yer neresidir?
Hem sonra neyle temizleneceğiz?
Herhalde kendi aklımızın, eylem planlarımızın(!) getirdiği çıkmaz noktalar ihtimal dâhilindedir. Hoşlanmasak da çeşitli uyarılar gelecektir.
İnanç sahibiyseniz ve doğru okursanız, bu hemcinsleriniz, eşya vasıtasıyla bile gerçekleşecek, sizi sağlam güvenilir bir yola sokabilecektir.
Fakat aksinde, yani başınız n/isyanla dikildiğinde, yeryüzünün gökyüzünün işlerinize karışma hadsizliğini(!) muhtemel dünyevî c/ezaları; üst aklınız ve görkemli şahsiyetinizle, özgür iradenizle ortadan kaldırabilir misiniz bilemiyorum.