Seyahat etmeyi ve gezmeyi seven bir insanım. Gazeteci olarak da çok yer gezdim ve gördüm. Hem okur ham yazarım. Parayı bulunca gezerim.
Avrupa ve Türkiye’yi gezerken arabamız arıza yapınca yolda kaldığımız da oldu. Yolda atlattığımız tehlikeler bir yana yanlış otobana girince, doğru istikâmeti, Paris/Şanzelize Zafer Takı’nı uzaktan görüp Orly Havaalanı’nda Fransız polislerine sorarak bulmuştuk. Gideceğimiz şehir ise, Türklerin yoğun olduğu ve Kudüs’e doğru ilk Haçlı Seferleri’nin (1096) başlatıldığı Clermont idi.
Bir yerden başka bir yere giderken alınan mesafeye “yol” deniliyor. Yol kelimesinin o kadar çok tanımı ve anlamı var ki.. hangi birini sayayım. Meselâ düşünüş, inanış yaşayız tarzı da bir yoldur. Yol aslında sana hayatta olduğunu hissettiren bir güzergâhtır. Her devrin kendine göre bir güzergâhı vardır. İnsan her an yoldadır, yolcudur. Yoldaki engebeler, engeller, istasyonlar hayatımızın iç ve dış duraklarıdır. Necip Fazıl, bir şiirinde “Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir” der. Şeriat “yol” demek. Sefer, çizgi, hat, hız, seyir, maksat, gaye; âdet, örf, gelenek görenek; kaide, erkân…. Âşık “Ben dururken iller sarsın gül tenin bu yol mudur?” diyor. Yunus ise yaşayan o güzel Türkçesi ile seslenir:
“Dağ ne kadar yüksek ise yol onun üstünden aşar.
Yunus Emre’m yolsuzlara yol gösterir ve hoş eder.”
***
Sular altında kalan yollara ya ne demeli…
Antalya- Konya kara yolunun İbradı'ya bağlı vadide kalan bölümünü sosyal medya ve haberlerde görmüşünüzdür. Yol açmak, yol yapmak, yol vermek, yol almak ve yol aramak o kadar kolay olmasa gerek.
Bir yola çıkmak var bir de yoldan çıkmak.
Burada iki soru soracağım:
İnsana dokunmadan yapılan yol/yollar gerçek yol mudur?
Yolu anlamlı kılan sizce nedir?
***
Aslında yol zahmetli bir şey.
Yol şeytanı bol bir süreç.
Peki yolu kim belirler?
Yol ve kaldırım mühendisliği bir yana; yolu, insanların ayak izleri belirler. Yolları ilim, fen, coğrafya belirler.
Tarih boyunca insanlar kendi yollarını yapmışlardır. Anadolu’yu gezdiğinizde Romalılar tarafından yapılan kral yollarının, Anadolu medeniyetlerine ilham verdiğini görürsünüz. İnsanlar birilerinin belirlediği yolu değil de kendisinin belirlediği yolları tercih etmişlerdir.
Yol tehlikelerle doludur ve yol risklidir.
Yolu ne belirler?
Yolu akıl belirler.
Aklın belirlediği yol, bazen sizi yoldan(çığırdan) çıkarıyor. İşte o zaman vahiyle, akleden kalple yolumuzu çiziyoruz: Sırat-ı müstakim. İlâhî çağrının yoluna girmek.. meslek yoluna girmek. Bu yolu da akleden kalple bulursunuz.
Yola çıkarken niyet etmek de gerekir. Çünkü ameller niyetlere göredir.
Yoldaki işaret ve işaretçilere de dikkat etmek gerekir.
Navigasyon (yol kılavuzu) bazen sizi yanlış yöne de yönlendirebilir. Atalar boşuna söylememiş; “Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kalkmaz.” diye.
***
Metafor olarak yol bize çok şey anlatır.
Yol yapmak (mec.): Bir çıkar sağlamak için teşebbüste bulunmak, demektir.
Yoldan çıkmak (mec.): Uygunsuz iş yapmak, doğru yoldan ayrılmak, sapmak ve azmak” demek. Bazı “ins” ve “cinne” vardır ki, sizi yoldan çıkartmak için ayartır ve uygunsuz fiiller yaptırır. Bu çağda ve bu zamanda yoldan çıkanlar ile yoldan çıkartanlar o kadar çoğaldı ki…
***
Ahirete inanan Müslümanlar olarak bu dünyaya çivi çakmak ve ebedî yolcu olarak gelmedik.
Bugün varız, yarın yokuz.
Yolculuk için hazırlık yapmalıyız.
Kendimize bir yoldaş bulmalıyız.
Bizler, “Güneşi bir an bile sönmeyen sonsuzluğun yolcuları” olmalıyız.
Oruç kalkanlarıyla birlikte çıktığımız otuz günlük şu mübarek Ramazan yolculuğunda; kılavuzunuz Kur’an, yoldaşınız Resul-i Ekrem olsun.