Kim ne derse desin bu gün Hazret-i Mevlâna, dünkünden çok daha fazla anılmakta ve tanınmaktadır. Nitekim, gün geçmiyor ki, O’nunla ilgili bir haber duymuyor olalım. Bu güzel gelişmeler de, en fazla biz Konyalıları sevindirip, memnun ediyor; Mevlâna Şehri Konya’da yaşamaktan ayrı bir mutluluk duyuyoruz. Nebîler ve velîler otağı mübarek şehir Konya’da yaşıyor olmaktan dolayı, akşamları yatmadan önce iki rekât şükür namazı kılmayı âdet hâline getirsek yeridir..
Konya Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Selçuk Üniversitesi, gönüllü kuruluşlar başta olmak üzere birçok il ve ilçemizde yöneticiler ve ilgililer, samimi bir anma ve anlatma maratonu içerisindeler. Bu birbirinden güzel faaliyetlere dair hemen her gün gazete, radyo ve televizyonlarda sevindirici haberlere vâkıf oluyoruz. Hani bilirsiniz, Akşehir’de bir kanaat vardır; Kıyamet, Nasreddin Hoca’nın fıkralarından biri olsun anlatılmadığı zaman kopacak derler. Bunun için Akşehirliler, her vesile ve fırsatta Hoca Efendi’nin bir fıkrasını anlatmaktan kendilerini alamazlar, kıyamet kopmasın diye. Bunun gibi, büyük kıyamet, Hazret-i Mevlâna’nın anılmadığı anda, unutulduğu yer ve zamanda kopacaktır; ahlâk, fazilet, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma dünyamızda.
Amerika’da, Japonya’da neler neler oluyor şimdilik bilemiyoruz ama, muttali olduğumuz birkaç güzellikten bahsetmek isterim. Trebbus (Almanya) Mevlevîhânesi, bu yıl boyunca yapacağı faaliyetleri bir kitap halinde yayınladı. Seminerler, sohbetler, seyahatler, ziyaretler, sergiler. Aybeay, günbegün, saat be saat, hepsini önceden belirleyip, programlaştırıp, ilân etmiş bulunuyor. Her yıl olduğu gibi bu yıldakilerin de büyük bir âhenk ve başarı ile uygulanılacağına şüphe yok..
Afyonkarahisar (Sahip) Mevlevîhânesi, Üniversite ile birlikte, güzel bir program hazırladı ve başarı ile gerçekleştirdi.. “Dîvânî Mehmed Çelebi” odak noktalı bu ilmî toplantılara, birçok ilim ve fikiradamı, çeşitli tebliğleriyle katıldılar. Davet edildiğim bu uluslararası toplantı da ben de, Dîvânî Mehmed Çelebi Efendi tarafından küşâd olunan ve “Son Mevlevî Âsitânesi” olarak tarihe geçen “Halep Mevlevîhânesi” konulu bir tebliğ sundum.
Bir tarafta Almanya, diğer tarafta Afyon böyle hazırlıklar yapar da, İstanbul hiç durur mu? Elbette durmaz.. Nitekim, çalışmalar aylar öncesinden başladı. Hazret-i Pîr’in Yolu’na hizmet eden meşhur Mevlevî dedeleri, zengin bir programla İstanbul’da anıldı. “Aşkın Sultanları” adlı bu sempozyum, “Şefîk Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği” ile “Konya Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin işbirliği ile düzenlenildi. Toplantıya, yurdumuzun isim yapmış çok değerli ilimadamları ve yazarları, bildirileri ile katıldılar.
Cenâb-ı Pîr’in himmeti, bütün dünyada puslu, fırtınalı, karanlık birçok gönülleri bir vesile ile aydınlatmaya her zaman ve birçok yerde yönde devam ediyor, nasibi ve liyakati olanlara.. Bu aşk, muhabbet pınarı yediyüz yıldan beri olduğu gibi, bundan sonra da asırlar boyunca, hem de kıyamete kadar devam edecek inşallah. Çünkü kaynağı Rabbânî, Rahmânî, Kur’ânî, İslâmî. İlelebet kurumayacak ve bu nur sönmeyecek, bi-izni’llâhi Teâlâ. Hem de yakacak bir gün elbet, söndürmek için üfleyeni.
Rûhen daraldıkca, Yaka’daki fakirhânemden kalkıp, Cenâb-ı Pîr’i ziyarete giderim. Hem de, “dolmuş”u tercih ederek. Neden biliyor musunuz? Yol üzerinde bekleşen yolcuların şoföre: “Mevlâna’ya gider mi? Mevlâna’dan geçer mi?” diye sormalarına meftun olduğum, doyamadığım için.. Yolcular Mevlâna’ya gitmek istiyorlar. Aman Allah’ım ne güzel soru, ne ulvî menzil, ne mübarek, durak ve ne müberrâ yolculuk ve ne güzel yolcular… Evet, İtalya’da bütün yollar Roma’ya; Konya’da bütün yollar Mevlâna’ya çıkar; tüm ulaşım araçları Mevlâna’ya gider… Son ziyaretlerimde dikkatimi çeken konulardan biri de, gruplar halinde gelen misafirlerin çoğunluğunun kısa boylu, çekik gözlü bey ve bayanlar oluşu… Japonlar, Koreliler bunlar… Hepsinin de boyunlarında son model fotoğraf makineleri, ellerinde kameralar, gözlerine çarpan her şeyi görüntülüyorlar… Taşıyorlar objektifleriyle belki yüzlerce pozu, kareyi eşlerine, dostlarına. O Huzur’dan, Uzakdoğu’ya giden aşk ve muhabbet yudumları, kimbilir hangi teşne kalplerin susuzluğunu gidermeye vesile ve vasıta olacak… Cenâb-ı Pîr’in nur kandilinden taşınan kıvılcımlar, kim bilir nice sönük yürekleri tutuşturacak, oralarda… Göreceksiniz; birkaç seneye kalmaz, Cenâb-ı Mevlâna’nın irşâdiyle Hak ve hakikati seçmiş nice çekik gözlü aydınlık yüzlü insanları, Kubbe-i Hadrâ’nın önünde görmek, bulmak ve tanımak imkânına kavuşacağız…
Konya Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Selçuk Üniversitesi, gönüllü kuruluşlar başta olmak üzere birçok il ve ilçemizde yöneticiler ve ilgililer, samimi bir anma ve anlatma maratonu içerisindeler. Bu birbirinden güzel faaliyetlere dair hemen her gün gazete, radyo ve televizyonlarda sevindirici haberlere vâkıf oluyoruz. Hani bilirsiniz, Akşehir’de bir kanaat vardır; Kıyamet, Nasreddin Hoca’nın fıkralarından biri olsun anlatılmadığı zaman kopacak derler. Bunun için Akşehirliler, her vesile ve fırsatta Hoca Efendi’nin bir fıkrasını anlatmaktan kendilerini alamazlar, kıyamet kopmasın diye. Bunun gibi, büyük kıyamet, Hazret-i Mevlâna’nın anılmadığı anda, unutulduğu yer ve zamanda kopacaktır; ahlâk, fazilet, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma dünyamızda.
Amerika’da, Japonya’da neler neler oluyor şimdilik bilemiyoruz ama, muttali olduğumuz birkaç güzellikten bahsetmek isterim. Trebbus (Almanya) Mevlevîhânesi, bu yıl boyunca yapacağı faaliyetleri bir kitap halinde yayınladı. Seminerler, sohbetler, seyahatler, ziyaretler, sergiler. Aybeay, günbegün, saat be saat, hepsini önceden belirleyip, programlaştırıp, ilân etmiş bulunuyor. Her yıl olduğu gibi bu yıldakilerin de büyük bir âhenk ve başarı ile uygulanılacağına şüphe yok..
Afyonkarahisar (Sahip) Mevlevîhânesi, Üniversite ile birlikte, güzel bir program hazırladı ve başarı ile gerçekleştirdi.. “Dîvânî Mehmed Çelebi” odak noktalı bu ilmî toplantılara, birçok ilim ve fikiradamı, çeşitli tebliğleriyle katıldılar. Davet edildiğim bu uluslararası toplantı da ben de, Dîvânî Mehmed Çelebi Efendi tarafından küşâd olunan ve “Son Mevlevî Âsitânesi” olarak tarihe geçen “Halep Mevlevîhânesi” konulu bir tebliğ sundum.
Bir tarafta Almanya, diğer tarafta Afyon böyle hazırlıklar yapar da, İstanbul hiç durur mu? Elbette durmaz.. Nitekim, çalışmalar aylar öncesinden başladı. Hazret-i Pîr’in Yolu’na hizmet eden meşhur Mevlevî dedeleri, zengin bir programla İstanbul’da anıldı. “Aşkın Sultanları” adlı bu sempozyum, “Şefîk Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği” ile “Konya Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin işbirliği ile düzenlenildi. Toplantıya, yurdumuzun isim yapmış çok değerli ilimadamları ve yazarları, bildirileri ile katıldılar.
Cenâb-ı Pîr’in himmeti, bütün dünyada puslu, fırtınalı, karanlık birçok gönülleri bir vesile ile aydınlatmaya her zaman ve birçok yerde yönde devam ediyor, nasibi ve liyakati olanlara.. Bu aşk, muhabbet pınarı yediyüz yıldan beri olduğu gibi, bundan sonra da asırlar boyunca, hem de kıyamete kadar devam edecek inşallah. Çünkü kaynağı Rabbânî, Rahmânî, Kur’ânî, İslâmî. İlelebet kurumayacak ve bu nur sönmeyecek, bi-izni’llâhi Teâlâ. Hem de yakacak bir gün elbet, söndürmek için üfleyeni.
Rûhen daraldıkca, Yaka’daki fakirhânemden kalkıp, Cenâb-ı Pîr’i ziyarete giderim. Hem de, “dolmuş”u tercih ederek. Neden biliyor musunuz? Yol üzerinde bekleşen yolcuların şoföre: “Mevlâna’ya gider mi? Mevlâna’dan geçer mi?” diye sormalarına meftun olduğum, doyamadığım için.. Yolcular Mevlâna’ya gitmek istiyorlar. Aman Allah’ım ne güzel soru, ne ulvî menzil, ne mübarek, durak ve ne müberrâ yolculuk ve ne güzel yolcular… Evet, İtalya’da bütün yollar Roma’ya; Konya’da bütün yollar Mevlâna’ya çıkar; tüm ulaşım araçları Mevlâna’ya gider… Son ziyaretlerimde dikkatimi çeken konulardan biri de, gruplar halinde gelen misafirlerin çoğunluğunun kısa boylu, çekik gözlü bey ve bayanlar oluşu… Japonlar, Koreliler bunlar… Hepsinin de boyunlarında son model fotoğraf makineleri, ellerinde kameralar, gözlerine çarpan her şeyi görüntülüyorlar… Taşıyorlar objektifleriyle belki yüzlerce pozu, kareyi eşlerine, dostlarına. O Huzur’dan, Uzakdoğu’ya giden aşk ve muhabbet yudumları, kimbilir hangi teşne kalplerin susuzluğunu gidermeye vesile ve vasıta olacak… Cenâb-ı Pîr’in nur kandilinden taşınan kıvılcımlar, kim bilir nice sönük yürekleri tutuşturacak, oralarda… Göreceksiniz; birkaç seneye kalmaz, Cenâb-ı Mevlâna’nın irşâdiyle Hak ve hakikati seçmiş nice çekik gözlü aydınlık yüzlü insanları, Kubbe-i Hadrâ’nın önünde görmek, bulmak ve tanımak imkânına kavuşacağız…