Yıllardır Tekrarlanan Oyun

.
Denizli ilimizde; siyaset ve ilim adamlarımızdan önemli birisi bir salon toplantısında konuşurken, dinleyiciler arasında bulunan ve üniversite öğrencisi oldukları tahmin edilen bir grup genç tarafından protesto edilmiş.
Konuşmacıyı sükûnetle ve dikkatle dinleyen yüzlerce insan, konuşmacının ne deyip demediğini bile bilmeden ve iyice düşünmeden, sırf karışıklık çıkartmak ve salonun huzurunu bozmak için hatibi protesto eden iki elin parmağı sayısınca genç.
Bu tip olaylara bilerek veya bilmeyerek sebep ve alet olanlar, yalnız profesyonel ve tutulmuş protestocular değil, aynı zamanda toplum yararından ziyade kendi çıkarlarını düşünen saygısız, ölçüsüz ve sorumsuz kimseler.
İşin taşeronluğunu yüklenen bu tip insanların konuşmacıya, demokrasiye, düşünceye, fikir ve söz hürriyetine saygıları; millî bütünlüğe, kardeşçe dayanışma ve kucaklaşmaya bağlılıkları olmadığı gibi, topluma ve toplumun hissiyatına da saygıları yoktur.
Saygı kelimesi, bir büyüklüğün, toleransın ve olgunluğun işaret ve ifadesidir. Eğer onlar, toplumumuzdaki sosyal ve siyasal gelişmelere saygılı olsalar veya iyi niyetle yaklaşsalar en azından konuşma tamamlandıktan sonra salondakileri rahatsız ve tedirgin etmeyecek bir üslupla görüşlerini ifade ederler veya konuşmacıya sorularını yöneltirler. Bundan tada tabiî ne olabilir?
Yalnız bu benim arzu ettiğim ve toplumunda ümitle beklediği işin tabiatına, geleneğine, bu tip protesto olaylarını çıkartanların yetiştirilme tarzlarına, yaşadıkları romantik hayatın ruhuna aykırıdır.
Bu tip işlerin başlangıcı; benim yaşımda olanlar veya olayları takip edenler bilirler, Osmanlı döneminde padişaha baş kaldıran istemezükçü yeniçerilere, 1955 yılında İstanbul'da 6-7 Eylül yağmacılığını yapanlara, 18 Mart 1962 de Çanakkale Zaferini kutlamaya gidiyoruz bahanesiyle Kadeş Vapurunda her türlü rezaleti çıkaran ve işleyen soysuzlara ve 1956-1969 yılları arasında Dolmabahçe önlerine demirleyen Amerikan 6. filosunu defol çığlıklarıyla Boğazın sularından kovmaya çalışan sahte emperyalist düşmanlarına ve sonradan Gazi Mahallesinde ve Ok Meydanında resmi araçları ateşe verenlere dayanır.
Takdir edersiniz ki bu kanunsuz, izinsiz, çapaklı, karanlık ve kapalı gösteriler ve protestolar epey yaşlandı ve tecrübe kazandı. Yaşlanmasına, tecrübe kazanmasına ve epey tokatlanmasına rağmen her nedense bir türlü akıllanmadı. Yalnız toplum bunları çok iyi tanıdı ve bunlardan hiçbir şey çıkmayacağını anladı.
Bizim nesil, işin dışında kalmış olsak da bu tip hareketlerle büyüdüğümüz için kendilerini tanır, işin yapısını ve amacını çok iyi biliriz. Eskiden, genellikle dışarıdan güdümlü gösteriler, yürüyüşler, protestolar ve mitingler izinli izinsiz belli yerlerde yapılırdı. Daha çok üniversitesi olan ve medyanın da merkezi durumunda bulunan illerde olurdu. Bu illerin başında İstanbul, sonra Ankara gelirdi. Bu illerde böyle şeylerin yapılması pek yadırganmazdı. Meselâ; Konya'da 1960 lı yıllarda bir Hülleci hadisesi olmuştu. Bir tiyatro binasının pencerelerine üç-beş taş atıldı diye bütün Türkiye ayağa kalkmıştı. Konya'da böyle bir olay nasıl olur diye. Şimdi Türkiye'nin her yerinde benzeri olaylar oluyor, kimse ayağa falan kalkmıyor. Hakkari'de, Van'da, Muğla'da ve Denizli'de olaylar oluyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Toplum artık sıradan olaylara kanıksadı. Daha ses getirici ve gürültü koparıcı olaylar istiyor.
Önce olaylar İstanbul, Ankara, Adana gibi büyük şehirlerde başlatıldı, yerleşik hale getirildi. Sonra da sessiz ve sakin Anadolu'nun her köşesine maksatlı olarak yayıldı. Bir de köylere inebilseler. Hele ki onu beceremediler veya aklı selim sahibi köylümüz fırsat vermedi.
 Bu olaylar Türkiye'de sanki üniversite ile birlikte yayılmış oldu. Yeni üniversitelerin açılmış olduğu illerde sudan bahanelerle olaylar patlak vermeye başladı. Toplum olarak bu olaylara alıştık ve alıştırıldık. Kitle halinde işlenen cinayetlerin hedefi de halkı daha büyük olaylara hazırlamak ve alışık hale getirmektir. Yalnız olaylar nasıl olduysa tek taraflı hale getirildi. Bir taraf almış başını giderken, bir taraf susturuldu veya sindirildi. Bu dengesiz gelişmede sosyal hayatın tabiatına aykırı ve pek hayra alâmet değil.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri