En küçük torunlar “Büyükbaba, yarın ‘Yerli malı haftası’ nı kutlayacağız” deyince 60 yıl önce bizim de sıraların üzerinde portakal, kuru üzüm, elma, leblebi, pestil, dut, kayısı ve erik kurusu gibi yiyecekleri yediğimizi hatırladım. Demek ki cismi kalmasa da ismi hâlâ devam ediyormuş “Yerli malı haftası” nın. Duydum ki, günümüzde çocukların getirdikleri yiyeceklerin cinsi değişmiş. Elma ve portakal yerlerini korusa da kış için hazırlanan imalâtların yerini pasta, kek, meyve suyu, kola, bisküvi, muz, çikolatalı gofret, kivi gibi çeşitler almış. Şimdiki nesil hatırlamaz, ancak yoksulluğun hâkim olduğu çocukluk yıllarımızda satın almak için para gerektiren portakal, elma, bisküvi, sorma şeker (akide), çikolata gibi şeyler lüks olduğu için çocukların ceplerine daha ziyade “Şak çerez” denilen kırık leblebi, bağları olanların kuruttuğu üzüm, sarı erik, elma “Elma kakı” ve dut kurusu, alıç, pekmez pestili ve köftesi konulur, tavan arasına asılan büzgülü üzüm, kaynatılmış bulgur, sütle kaynatılıp, kurutulduktan sonra kavrularak dibekte dövülmek suretiyle un hâline getirilen “Kavut” ise daha ziyade uzun kış gecelerinde misafirlere “Çetnevir” olarak ikram edilirdi.
Eskiden evde bulunan, bugün ise satın alınan yiyeceklerle kutlanan ve neredeyse Cumhuriyetle yaşıt olan “Yerli malı haftası”, hiçbir zaman slogan olmaktan öteye geçemedi. Çünkü, 60 yıl önce bile şehrimizde sayıları 2 elin parmakları kadar olan otomobillerden tutunuz, sadece zenginlerin evinde bulunan ve gazyağı ile çalışan buzdolabına, gramofondan “Grafson ve Odeon” etiketli 78’lik plağa, yaygın olan sıtmanın tek ilacı Kininden çakmaktaşına, İngiliz kupon kumaştan otomobil lastiğine, manyetolu telefondan “Faber” marka kurşun kaleme, “Tesla ve Philips” marka radyodan elektrik ampulüne kadar pek çok ihtiyaç malı henüz ülkemizde imal edilemediği için yabancı menşeli idi. Bu yüzden Avrupa malı almak zorunda kalan vatandaşlar, her bakımdan sağlamlığı sebebiyle hemen her şeyin ithal olanını tercih ediyordu. Nitekim Avrupa malı alışkanlığı bu sebeple yıllarca devam etti.
Yıllar ilerleyip, gelişen teknolojiye paralel olarak artık ülkemizde de özellikle elektronik cihazlar ve beyaz eşyalar kalite bakımından Avrupa’yı aratmamaya başlayınca halkın Türk malına yönelmesini sağladı. Bu yüzden “Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı” sloganı bir başka anlam kazanmaya başlaması gerekirken, halkımızdaki yabancı marka hayranlığını anlamak mümkün değil. Oysa insan gücünün ucuz olması sebebiyle ülkemizden daha müsait şartlarla elektronik cihaz ve beyaz eşya temin edebilen Avrupa ülkeleri herhalde batı mallarına olan tutkumuz karşısında hayretle “Yerli malı Türkiye’nin malı, herkes onu kullanmalı” diyordur. Ne yazık ki yerli malı kullanarak ülke ekonomisine destek olacağımız yerde, yabancılara avuç dolusu para akıtıyoruz, sonra da “Kriz yüzünden batıyoruz” diye feryat ediyoruz. Ülke yararını, ekonomisinin içinde bulunduğu durumu düşünen yok. Oysa, yerli malı kullanmanın önemine dikkat çeken Gaziantep’teki Sanko Holding’in yönetim kurulu başkanı Abdulkadir Konukoğlu, bu konuda bakın neler söylüyor:
“Türk sanayicisinin korunması ve işçi istihdamın düşmemesi için yerli malı kullanımına özen gösterilmesi gerekir. Sanayici neyi üreteceğine, ihracatçı neyi, nereye pazarlayacağına karar ve gerekli önlemleri alırsak, krizi diğer ülkelerden daha rahat atlatırız. Böylesi dönemlerde herkes olabildiğince planlı, programlı hareket etmeli, verimliliği ve motivasyonu artırıcı, giderleri azaltıcı önlemler alınmalıdır. Yerli sanayicinin korunması için halkımız mutlaka yerli malı kullanmalıdır”
Başta Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri yıllardan beri ekonomisini Türk malları üzerine kurmuş bulunuyor. Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse, Manisa’ya 28 yıl önce yaptığım bir seyahatte tekstil alanında önemli bir yere sahip bulunan Safir’in, ürününün büyük kısmını düşük fiyatla satın alan bir Fransız firmasının “Burada 1 ürünü malettiğimiz fiyata insan gücü ucuz olduğu için Türkiye’den 2 ürün alabiliyoruz” dediğini, Denizli’de faaliyet gösteren pamuklu dokuma fabrikalarının ürünlerinin büyük bölümünü Avrupa’ya ihraç ettiğini, Almanya’nın Türkiye’den önemli ölçüde çamaşır makinası ve buzdolabı alarak, kendi ülkesinde satışa sürdüğünü belirtmek yeterli olur sanırım.
Bu arada, 1978’de Münih’te bir Blue Jeans mağazasında tezgâhtar olan Türk gencinin, “Ağabey, bu mallar Türkiye’de dokunup, dikilerek ihraç görüntüsü altında Almanya’ya gönderilir. Ancak, burada etiketlenerek defolu mal diye Türkiye’ye geri gönderilir ve orada Alman malı imiş gibi satılır. İstanbul’da daha ucuza alırsınız” dediğini eklersem, yerli malı kullanmamızın önemi bir defa daha ortaya çıkar. “Yerli malı haftası” nedeniyle, yabancı mal hayranlığını bırakarak “Haydi yerli malı kullanmaya” diyorum.
Eskiden evde bulunan, bugün ise satın alınan yiyeceklerle kutlanan ve neredeyse Cumhuriyetle yaşıt olan “Yerli malı haftası”, hiçbir zaman slogan olmaktan öteye geçemedi. Çünkü, 60 yıl önce bile şehrimizde sayıları 2 elin parmakları kadar olan otomobillerden tutunuz, sadece zenginlerin evinde bulunan ve gazyağı ile çalışan buzdolabına, gramofondan “Grafson ve Odeon” etiketli 78’lik plağa, yaygın olan sıtmanın tek ilacı Kininden çakmaktaşına, İngiliz kupon kumaştan otomobil lastiğine, manyetolu telefondan “Faber” marka kurşun kaleme, “Tesla ve Philips” marka radyodan elektrik ampulüne kadar pek çok ihtiyaç malı henüz ülkemizde imal edilemediği için yabancı menşeli idi. Bu yüzden Avrupa malı almak zorunda kalan vatandaşlar, her bakımdan sağlamlığı sebebiyle hemen her şeyin ithal olanını tercih ediyordu. Nitekim Avrupa malı alışkanlığı bu sebeple yıllarca devam etti.
Yıllar ilerleyip, gelişen teknolojiye paralel olarak artık ülkemizde de özellikle elektronik cihazlar ve beyaz eşyalar kalite bakımından Avrupa’yı aratmamaya başlayınca halkın Türk malına yönelmesini sağladı. Bu yüzden “Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı” sloganı bir başka anlam kazanmaya başlaması gerekirken, halkımızdaki yabancı marka hayranlığını anlamak mümkün değil. Oysa insan gücünün ucuz olması sebebiyle ülkemizden daha müsait şartlarla elektronik cihaz ve beyaz eşya temin edebilen Avrupa ülkeleri herhalde batı mallarına olan tutkumuz karşısında hayretle “Yerli malı Türkiye’nin malı, herkes onu kullanmalı” diyordur. Ne yazık ki yerli malı kullanarak ülke ekonomisine destek olacağımız yerde, yabancılara avuç dolusu para akıtıyoruz, sonra da “Kriz yüzünden batıyoruz” diye feryat ediyoruz. Ülke yararını, ekonomisinin içinde bulunduğu durumu düşünen yok. Oysa, yerli malı kullanmanın önemine dikkat çeken Gaziantep’teki Sanko Holding’in yönetim kurulu başkanı Abdulkadir Konukoğlu, bu konuda bakın neler söylüyor:
“Türk sanayicisinin korunması ve işçi istihdamın düşmemesi için yerli malı kullanımına özen gösterilmesi gerekir. Sanayici neyi üreteceğine, ihracatçı neyi, nereye pazarlayacağına karar ve gerekli önlemleri alırsak, krizi diğer ülkelerden daha rahat atlatırız. Böylesi dönemlerde herkes olabildiğince planlı, programlı hareket etmeli, verimliliği ve motivasyonu artırıcı, giderleri azaltıcı önlemler alınmalıdır. Yerli sanayicinin korunması için halkımız mutlaka yerli malı kullanmalıdır”
Başta Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri yıllardan beri ekonomisini Türk malları üzerine kurmuş bulunuyor. Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse, Manisa’ya 28 yıl önce yaptığım bir seyahatte tekstil alanında önemli bir yere sahip bulunan Safir’in, ürününün büyük kısmını düşük fiyatla satın alan bir Fransız firmasının “Burada 1 ürünü malettiğimiz fiyata insan gücü ucuz olduğu için Türkiye’den 2 ürün alabiliyoruz” dediğini, Denizli’de faaliyet gösteren pamuklu dokuma fabrikalarının ürünlerinin büyük bölümünü Avrupa’ya ihraç ettiğini, Almanya’nın Türkiye’den önemli ölçüde çamaşır makinası ve buzdolabı alarak, kendi ülkesinde satışa sürdüğünü belirtmek yeterli olur sanırım.
Bu arada, 1978’de Münih’te bir Blue Jeans mağazasında tezgâhtar olan Türk gencinin, “Ağabey, bu mallar Türkiye’de dokunup, dikilerek ihraç görüntüsü altında Almanya’ya gönderilir. Ancak, burada etiketlenerek defolu mal diye Türkiye’ye geri gönderilir ve orada Alman malı imiş gibi satılır. İstanbul’da daha ucuza alırsınız” dediğini eklersem, yerli malı kullanmamızın önemi bir defa daha ortaya çıkar. “Yerli malı haftası” nedeniyle, yabancı mal hayranlığını bırakarak “Haydi yerli malı kullanmaya” diyorum.