Yeni Hikâyeye Başlıyoruz

Yeni Hikâyeye Başlıyoruz

Bu yazımıza da, ‘selam duâsı’yla başlayalım efendim.

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Bugünkü yazımıza yepyeni bir hikâyeyle başlıyoruz. Bu hikâyemizde Mevlânâ Hz.lerinin gâyesi burada bizlere hikâye anlatmak değildir ama bu vesileyle bâzı önemli itikâdî konuları açığa kavuşturmak niyetindedir. Başlayalım bakalım neler göreceğiz; Vira Bismillah;

“Hazreti İsâ’nın düşmanı, Îsevîleri öldüren, zâlim bir Yahudi şâhı vardı.”

Bir zamanlar, Hz. İsâ aleyhisselâm’ın düşmanı olup devrindeki Hıristiyanları öldüren zâlim, inatçı bir Yahudi şâhı vardı.

“O zaman peygamberlik nöbeti Hazreti İsâ’nındı. Aslında Hz. İsâ, Musa aleyhisselâm’ın canı ve Hz. Musa aleyhisselam’da Hz. İsâ aleyhisselâm’ın canıdır.”

Bütün peygamberler semâvî dinleri yâni tevhid dînîni insanlara tebliğ etmek üzere dünyâya gönderilmiş en kâmil şahsiyetlerdir. Bâzı peygamberlere Cenâbı Hak hem kitap hem yeni bir şeriat vermiştir. Bunlara ‘Rasul’ denir. Kendilerine kitap verilmemiş olup sâdece vahiyle insanlara seslenenler ise, ‘Nebi’dir. Bizim peygamberimiz Muhammed aleyhissalâtu vesselam, hem Rasul hem Nebî’dir. Yine bâzı peygamberler hem kendi kavimlerine hem de bütün insanlığa gönderilmişlerdir. Bizim peygamberimiz böyledir. Ancak peygamberlerin hepsi de, Allah Teâlâ’nın Hak dînini tebliğ etmek için dünyâya gönderilmiştir. Hiç birisi arasında bir ayrım yapılmaz. Nitekim Kur’ânı Kerim’de: “…Allâh’ın peygamberleri arasında hiçbir ayrım yapmayız…” (Bakara, 285) buyurulmaktadır. Ancak peygamberlerin vazifelerinin ve irşadlarının genişliği açısından aralarında farklar vardır. Şanlı kitap, Kur’ânı Kerim’de: “O peygamberlerin bir kısmını diğerinden üstün kıldık…” (Bakara, 253) buyurulmaktadır. Bunlar Ululazm peygamberler olan; Hz. Nuh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed aleyhisselâmlardır.

Hikâyede bahis konusu olan zâlim Yahudi şâhının yaşadığı devir, Hz. Mûsa aleyhisselâm’ın devrinin bittiği, Hz. İsa’nın devri yaşanıyordu. Bu iki ululazm peygamber, (ululazm peygamberler; sabırlı, gayretli, en büyük mücâdeleleri verenlerdir.) aynı kutsî kaynaklardan beslenen iki can, iki Hak yoldaşı idiler. Birinin devri sona erince, diğerinin devri başlamıştı. Ancak ortada bulunan ve hep de vâr olabilecek bâzı tutucu, can sıkıcı ve konunun ehemmiyetini kavramamış kişiler de vardır ki, onlar kendi inat, taassup ve tutuculuklarından dolayı, yanlış işler yaparlar. İşte beyitte bahsedilen Yahudi şâhı, güya kendi Hz. Musa’ya olan sevgisinden kaynaklanan taassupla, Hristiyanlara zulmederek öldürüyor, onların bulundukları yerleri yakıp yıkıyor, yeryüzünden onları silmek için elden ne gelirse yapıyordu. (Unutulmasın ki zulüm tekrar ediyor, bugün de var buna benzer zorba Siyonistler) Bu tür kişiler, söz de onları kendi saltanatı için tehdit görüyor ve bu zulmetleri güya içindeki Hz. Musa sevgisi için yapıyordu.

“Şaşı olan Yahudi şâhı, Hüda Hazretlerinin yolunda bulunan iki dostu ayırmak istedi.”

Her iki Hak yolunun Hak peygamberlerinin yolları birdi ama bu hakikati kendi şaşı bakışınca câhilce yorumlayanlar, kötü fikirleri mûcibince birbirlerini zâlimce öldürmeye başladılar. Kendilerine göre bu zıt bakışla, Hz. Musa’ya hizmet ettiklerini düşünüyorlardı. Ve bu iki peygamberi ayırmakla bir kere en başta hata yapmış oldular ve bu yaptıklarından asla bir şeref kazanmadılar. Bu şekilde peygamberlerin aziz davalarına zarar verdiler, onlar ne yaptılarsa ancak kendi şahıslarına menfi boyutta hizmet etmiş oldular.

“Ustası şaşı çırağına; ‘git raftaki şu şişeyi çıkarıp getir’ dedi. Şaşı çırak ustasına; Bu ikisinden hangisini getireyim? Maksadını tam açıkla, dedi.”

Çırak şaşı idi, odadaki tek şişeyi şaşılığından ötürü iki gördü. O yüzden de; hangisini getireyim? Demesini, Mevlânâ Hz. aslında Hz. Musa ve Hz. İsâ aleyhisselam’ların ikisinin de kaynaklarının aynı olduğunu, o Yahudi Şâhın kendi şaşılığından dolayı hâdiseyi kendi şaşılığınca yorumlamasında gördüğünü bize beyan etmek istiyor.

“Usta çırağa; İki şişe değildir birdir. Yürü, şaşılığı bırak ve fazladan görme. Dedi.”

Buradaki şaşılar gibi bâzı kendini akıllı zanneden ahmaklar, çok basit şeylerde kırk bin türlü maksatlar, mânâlar çıkarırlar, hâdiselerde çeşitli farklı keyfiyetler ararlar. Hatta bu durumlardan görmek istediklerine odaklanmaktan hakikati dahi gözden kaçırırlar.

“Şaşı çırak ustasına; Ey usta, beni aşağılayıp azarlama, dedi. Ustası; Öyleyse o iki şişeden birini kır bakalım, diye cevap verdi.”

Çırak şaşılığından dolayı ustasına itimat etmeyerek itiraz etti. O itirâza ve sızlanmaya karşılık ona bir ders gerekiyordu. Böylece usta, Madem iki şişedir, o zaman birini kır, diğerini getir, deyince işin mâhiyeti anlaşıldı. Şişe kırılınca ortada başka şişe kalmadı, çırak hatâsını anladı. Buradan hareketle; mânen şaşı olanlar Hakk’a kulluk husûsunda bilindik tanınmış Hak dostlarına itiraz etme hatâsına düşmesinler. Hatta sâdece denemek niyetiyle dahi olsa böyleleri pek çok hüsrân ve zarara uğrarlar.

Sevgili okurlar bu haftalık da bu kadar olsun. Hepiniz hayırla kalınız, Cumânız mübârek olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri