Yediğimiz Lokmaya Dikkat Etmeliyiz!

.
Eskiden sâdece ‘Saatli Maarif Takvimi’ vardı ve herkes bu takvimden okuduklarına önem verir, çok şey öğrenirdi. Başta Diyanet Vakfı olmak üzere; günümüzde çeşitli vakıf ve dernekler gelir sağlamak, oda ve borsalar üyelerine eşantiyon olmak, ticarethaneler de reklâm yapmak amacıyla takvim bastırıyor. Hepsinin ön ve arka yüzlerinde tarihi olaylar, ezan vakitleri, hicrî ve rûmi aylar, ayet, hadis, menkıbe, dua ve ilginç hikâyelere yer veriliyor. Böylece kitap ve gazete girmeyen ev ve iş yerlerinde mutlaka takvim bulunduğu için halka okuma alışkanlığı kazandırılarak, özet bilgilere sahip olmaları sağlanıyor. Takvimlere müdavim olan bazı hanımlar bazı takvim yapraklarını saklayıp, kendi aralarında yaptıkları toplantılarda başkalarına hem bilgi aktarımı yapıyor, hem de konuyu gündem hâline getirerek, fikir alışverişine zemin hazırlıyor.
Evimde bulunan çok yapraklı birkaç takvime mutlaka göz gezdiririm. Bunların birisinde yediğimiz ve aile efradımıza yedirdiğimiz lokmadan emin olmamız gerektiği ile ilgili çok önemsediğim, her müslümanın da önemsemesi gereken bir hikâyede şöyle deniliyordu: Şiddetli karın ağrısı çeken birisi ne yaptı, hangi ağrı kesici hapı atıp, neleri kaynatıp içtiyse fayda etmeyince bir doktora başvurmaya karar vermiş. Doktor ona çeşitli sorular sorduktan sonra, ‘Yarın seni tedavi ederim’ demiş. Ertesi gün o kişi gelince bir miktar et verip, yemesini söylemiş ve yedikten sonra da yediğinin köpek eti olduğunu bildirmiş. Bunu duyan hasta midesi bulanarak istifra edip, yediklerini çıkarmış. Doktor; midesinin yediği birkaç lokmayı bile kabul etmeyip, geri çıkarışını örnek gösterdikten sonra ‘Yediğin ve yedirdiğin lokmaya dikkat et’ tavsiyesinde bulunarak hastayı uğurlamış.
Mütedeyyin bir insan olduğu anlaşılan doktorun tavsiyesindeki maksadı anlamış olmalısınız. Helâl kazanç ve helâl lokmanın önemini belirtmeye gerek var mı? Peygamber Efendimiz’in (sav), bindörtyüz sene önce tebliğ ettiği Allahın (cc) bu ve diğer konulardaki emir ve yasakları günümüzde olduğu gibi, mahşere kadar da geçerli. Buna rağmen bir kısım insanların ilâhi emirlere uymadığı, bu yüzden doktorun tavsiyesinin geçirliliğini günümüzde de koruduğu görülüyor. Helâl kazanmayı, kendisi bir tarafa çoluk çocuğuna helâl lokma yedirmeyi bir kenara bırakarak, ‘Para gelsin de nasıl gelirse gelsin’ deme gafletine düşenlere ne demeli bilmiyorum. Sâdece ticaret erbabının değil, hepimizin kazançlarımıza dikkat etmemiz gereken bir çağdayız. Son yıllarda helâl-haram demeden haksız kazanç sağlayanlar, vatandaşı kandıranlar, hileli ve bozuk gıda satanlar, sakatat, akciğer ve iç yağını dana kıyma, at etini dana eti diye yutturanlar, inşaatlarda çürük malzeme kullananlar, tezgâhın ön kısmına iyilerini dizip, poşete arkadaki çürük meyve ve sebzeleri dolduranlar, spekülasyon sâyesinde sun’i fiyat artışı ile vurgun yapanlar, halka son günlerin modası hâline gelen GDO’lu (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) gıda yedirenler öylesine çoğaldı ki devlet bile başa çıkamaz hâle geldi. Üstelik lâyıkıyla denetim yapılmadığı için vatandaşlar ne yapacağını şaşırdı. Bunlara şimdi de ‘Başbakanlık Yardım Fonu’ ndan fakirlere verilen 25 kg’lık kömür torbalarını 18 kilo olarak dağıtan hırsızlar eklendi. Şâyet para kazanma hırsıyla akla hayâle gelmedik yollara başvuranlar olmasa vatandaşın hakkını koruyan ‘Hakem heyetleri’ ve ‘Tüketici Dernekleri’ ne gerek kalır mıydı?
Bu şehri yönetenler Konya’da geçerliliğini koruyan deyimle ‘Daha kısa süre önce bir lokantada at eti kullanıldığı tesbit edildi. Durum böyle iken üç otuz paraya kıyma, sucuk satılır mı? İnsan sağlığını yakından ilgilendiren gıda maddelerin denetiminde çok titiz davranılması gerekir’ demedikleri gibi, başıboşluğun önüne geçmeyi düşünmüyor. Tarım İl Müdürlüğü’nün 5-10 personel ile gıda gibi çok önemli bir denetimi yapması imkânsız olduğu hâlde, zabıtadan bu görevi almanın izahını acaba kim yapacak? Hâl böyle iken, at kesip, etini satanın ve lokantasında bunu insanlara köfte diye yedirenin kazandıkları parayı nasıl gönül huzuru ile çoluk çocuğuna yedirdiğini anlamak mümkün değil. Onun için ‘Boğazımızdan geçene dikkat etmemiz gerekir’ diyorum.
Kurban Bayramı yaklaşıyor. Ortada kurban bulmakta güçlük çekileceği, kurban fiyatlarının çok yükseldiği yolunda söylentiler dolaşırken, Besiciler Odası Başkanı yayılan bu tür haberlerin spekülasyondan ibaret olduğunu, Konya’da 350 bin kurbanlık hayvan bulunduğunu ileri sürüyor. Her yıl Kurban Bayramı’ndan önce fiyat konusunda söylentiler çıkıyor, ancak vatandaş yine de kurbanını kesiyor. ‘Bir şeyin şuyuu vukuundan beter’ demişler. Böyle bir şeyin aslı var ise, hükümet doğu illerinden, ya da gerekirse yurt dışından hayvan getirterek vurguncuya fırsat vermemeli, vatandaşı mağdur etmemelidir. İhtikâr hazırlığı yapanlara karşı yetkililerin vakit geçirmeden gereken önlemi almaları gerektiği görüşündeyim. Herhangi bir gerçeğe dayanmadan sırf malını yüksek fiyata satmak için söylentidan medet umanların kazancının ne derece sağlıklı olduğunu kim iddia edebilir. Bunun adı dinî görevini yerine getirmekten başka bir amacı ve kurban almak için başka çaresi olmayan vatandaşın rızası olmadan cebinden zorla biraz daha fazla para almak değil midir? Spekülasyona karşı vatandaşın alabileceği tedbir de arife ve 1. bayram günü sun’i bir anormallik sezildiği takdirde fiyatların düşmesi için kurban alımını 2. ya da 3. bayrama ertelemek olabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri