Yazarın Arka Bahçesi

Yazarın Arka Bahçesi

Arka bahçeleri bilirsiniz. İçinde en eski tohumların -'ata' tohumlarının- en yerleşik izlerin, en kadim bitkilerin bulunduğu, kişisine has olan gizli bahçeleri... ('kişiye has' değil; 'kişisine has'. İyeliğin, üyeliğin, sahipliğin ve aidiyetin en dik alâları, en üst mertebeleri...)
Sırlı küplerin, renkli bahçe cüceleri heykellerinin ve minik peri biblolarının birer bahçe dekoru olarak kullanıldığı, bir başkasına kendisini asla göstermeyen ama kendi sahibine de yalnızca dolunaylı gecelerde görünen, sihirli bahçeleri... Bilirsiniz.
Kendi bahçemden bahsedeceğim. Metrekaresini ve hududunu bilemediğim, ölçemediğim ve seçemediğim, toprağını ve yaprağını sadece ve sadece ben içinde adımladıkça gözümün önüne seren, yoksa karanlığın içinde saklanan, sanki kendine has bir bilinç ve irade taşıyan bahçemden söz edeceğim.
Öncelikle, eski olan her tohumun, sırf 'eski' diye burada barındığını ve filizlendiğini söylersem, bunun hiç de doğru olmayacağını bilmeniz lazım. Nitekim, sadece zamanın eleğinden geçmeyi başarabilmiş olan tohumların, o bahçe için elverişlilik ve liyakat taşıdığını belirtmek, doğru olur. Zira bazı eskilerin yeri bit pazarları; bazılarının yeri ise antika dükkanlarıdır. Bir tohumun ait olduğu yere ise, bahsettiğim o 'zamanın eleği' karar veriyor işte. Ben değil. Şahsıma münhasır olan bir oluşumun; arka bahçemin, iradem ve kontrolüm altında olmaması da, işleri daha karmaşık ama eğlenceli ve çekici yapan bir durumdur zaten, aynı zamanda.
Rüyaların, yaşantıların, gerçeklerin ve hayallerin; o dört büyük ve birbirinden apayrı yetkilere sahip olan hükümdarın, her nasılsa kendi aralarında anlaşarak dört elden yönettikleri bir bahçe bu. Tabii bu demek değil ki, hepsi ve her biri en büyük ve kutsal olan asıl ve tek gerçek Buyruk s
Sahibi"nin boyunduruğu altında değil! Burası benim bahçem...
Aklımın ermeye başladığı çocukluk yıllarımın parlak, masalsı ve büyüleyici bitkileri var burada. Gördüğüm zaman her birini anımsıyor ve gülümsüyorum. Ondan da önceki zamanların, tarafımca tanımsız ve anlaşılmaz olan, bebeklik hatıralarından oluşmuş olan bitkilerine ise ne aklım eriyor, ne de sırrım... Şahsıma ait de olsa, bir bebeğin bilincine ve duygularına vakıf olamıyorum o an, şimdiki aklımla ve hissimle. Fakat ay ışığı, bebeklik ve ilk çocukluk döneminin üzerine ısrarcı bir şekilde dik açılar yaparak, iyice parlatıp gösteriyor onları, gözüme sokmak ve birşeyler anlatmak ister gibi. Belki bir gün daha iyi anlarım...
Ve bahçenin, magazinsel değeri en yüksek olan gençlik yılları... İlk gençliğin ve genç yetişkinliğin bitkileri... (Zira son mahsuller, zamanın eleğinden geçmiş değil henüz. O kadar yaşlanmadım daha.) Bahçenin o kısmında, bahçenin en görkemli anıları ve bitkileri duruyor. Verimli gözyaşlarıyla sulanan ve bereketli topraklarda kök salan bitkilerden, haşmet ve heybet beklenmezdi de ne beklenirdi ki zaten? O kısmın neredeyse tamamını kaplayan tek bir ağacın, ay ışığında yaptığı metafizik bir fotosentezle ortaya çıkan tuhaf bileşikteki oksijenle, ayda birkaç dolunaylı gecede doldurmasam ciğerlerimi, kalan diğer günlerim ne de eksik geçerdi... Fakat bu konunun, yazının ana teması olmasını önlemek için, bu kısmı geçiyorum şimdi. Zira ana tema, 'yazarın arka bahçesi'. Böyle bilinsin. Doğru cevap, A şıkkı. Optik kodlamaya özen gösterelim! Sayfayı çevirelim şimdi!
Herkesin bir arka bahçesi vardır ama, değil mi? Sadece bana has değildir ki bu durum. Dolunaylı gecelerde, içinde gezintiye çıktığınız, katmanlarını yalnızca siz adımladıkça açıp gözünüzün önüne seren, yoksa karanlığın koynunda saklanan, gizli bir bahçeniz yok mu sanki?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri