1889 yılında Konya'nın merkez köylerinden Şatırda dünyaya gelen ve 5 Şubat l960 da Konya'da vefat eden Hacı Veyis Zade Mustafa Kurucu'yu kaybedeli tam yarım asır olmuş. Bu fâni âlemde 71 yıl yaşayan merhum Havı Veyis Zade Mustafa Efendi'nin hayatından çocukluk yıllarını çıkartırsak, geriye kalan yarım asırdan fazla zamanı, ilim ve irfan sahibi olmak için uğraşmakla ve öğrendiklerini başkalarına da öğretmekle geçmiş ve çevresinden ilim ve hikmet meclisleri hiç eksik olmamıştır.
Merhum Hoca Efendi'nin hayatı gıpta edilecek ve her zaman hayırla, şükranla anılacak tarzda, bereketli, faziletli, dua ve zikirle geçmiş, tövbe ve niyazı dilinden hiç eksik etmemiş mutlu bir ömür. Bu ilim ve hikmet yüklü kalbi taşıyan, beyni besleyip canlı tutan, ruhu fiziki varlığında barındıran vücut, ne kadar şanslı.
Bir ilim âşığı olan Hoca Efendi; çok küçük yaşlarda hafız olmuş, babası Hacı Veyis Efendinin müderrislik yaptığı Adliye Medresesinden ilim tahsil etmiş, Zeynelabidin ve Mehmet Ziya Efendilerden feyiz almış, Islâh-ı medâris'te tedris hayatına atılmış, Konya İmam-Hatip Okulunda uzun yıllar hocalık yapmış, Pîri Mehmet Paşa ve Aziziye camilerinde imamlık görevinde bulunmuş, gerisinde zihinlerden silinmeyecek eserler bırakmış ve hizmetlere vesile olmuş, son nefesini;”Çare tükendi, yetiş Ya Resulallah!” diyerek bir Cuma günü vermiş ve ruhunu teslim etmiş seçkin ve saygın bir âlim.
1960 yılı Mayıs ayında Türkiye'de, tarihe kara bir leke şeklinde geçecek olan askeri ihtilâl oldu. Hoca Efendinin vefatından yaklaşık dört ay önce. O tarihlerde ben de askerdim. İhtilâlden sonra terhis olup Konya'ya döndüğüm zaman halk, Hoca Efendinin vefatını, izdiham sebebiyle Üçler Mezarlığına mesafe kısa olmasına rağmen bir türlü ulaşamadıklarını gıpta ile ve hayretle anlatıyorlardı. Ben de kendi kendime dedim ki:
Bu Üçler Mezarlığı Kapı Camisine ne kadar uzakmış.
Söylendiğine göre; köylerden ve kentlerden gelen insanların katılımıyla cenaze namazının kılınacağı Kapı Camisinde ve çevresinde kalabalık bir cemaat oluşmuş. Cenaze namazından sonra Hoca Efendinin cenazesi, ebedî istirahatgâhına götürülmek üzere tabut omuzlara alınmış. Dillerden tekbir sesleri ve gözlerden yaş eksik olmayan öyle bir cemaat oluşmuş ki, izdiham sebebiyle cami ve çevresinden ayrılmak mümkün olmamış. Kapı Camisi ile Üçler Mezarlığı arasındaki yaklaşık 500 metrelik mesafe bir türlü bitmiyormuş. Cemaat aşırı derecede kalabalık olduğu için mi, yoksa namaza iştirak edenlerin her biri ayrı ayrı tabuta dokunmak için hücum ettiklerinden mi bir türlü yol alınamıyormuş. Hele ki bu büyük kalabalık cismen, ruhen, zihnen ve kalben aynı noktaya teveccüh etmiş. Eğer bu binlerce insan ayrı ayrı noktalara yönelmiş olsalardı büyük bir karışıklık olur, kargaşa çıkar, ezilenler bile olabilirmiş. Kalabalığın üzerini örten ve birliği sağlayan tekbir sesleri, ortalığı sakinleştiriyor ve yürekleri ferahlatıyormuş.
Olayı, yaşayanlar ve görenler halâ o günkü heyecanla ve iştahla anlatıyorlar. Konya caddeleri ve meydanları yakın tarihte böylesine kalabalık ve coşkulu bir cenaze merasimine şahit olmamıştır. Ben de bu şanslı kalabalığın içerisinde bulunamayanlardan ve binlerce elin uzandığı tabuta dokunamayan talihsizlerden birisiyim.
Hocam Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi, vefat ettiği zaman ben askerde olduğumu yazmıştım. Hocamızın vefatını, cenaze namazını birinci sayfalarında genişçe yer veren gazetelerden okumuş ve öğrenmiştim. Merhum Hocamızın hemen tabutunun arkasında yürümeye ve o manevi havayı yakından teneffüs etmeye hakkı olanlardan birisi de bendim. Ne yapalım ki nasip değilmiş. Konya İmam-Hatip Okulunda hocamız ve feyiz kaynağımız olan Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi, vasiyet ve tavsiyeleriyle bizi baş başa bırakarak huzur içerisinde dünyasını değiştirmiş ve Rabbı'na kavuşmuştu.
O'nun en büyük emeli; İmam-Hatip Okulunun açılışını görmek ve orada hocalık yapmaktı. Islâh-ı medârisin kapatılmasıyla yarım kalan ilim hevesini ve idealizmini orada tamamlamak ve gerçekleştirmek istiyordu. Biz talebeleri şahidiz ki Cenab-ı Hak O'na, bu mutluluğu daha bu dünyada iken tattırdı. Hocamız Rabbı'nın huzuruna gözü açık ve gönlü mustarip gitmedi.
Tarihi Üçler Mezarlığı, tekbir sesleriyle yaklaşmakta olan seçkin misafirini karşılamaya ve ağırlamaya hazırlanıyordu. Topraklarında mübârek vücutlarını muhafaza ettiği ulu insanlara, böylece bir kişi daha eklenmiş olacaktı. Toprak bir an önce ibadet ve taatle, ilim ve zikirle, vaaz ve irşadla ve her canlıya sevgi ve hizmetle ömrünü bereketlendirmiş mübârek ve mümtaz insanı bağrına basmaya hazırlanıyordu. Konya'nın ufkunu kaplayan manevi heyecan, insanları Kapı Camii ile Üçler Mezarlığı arasındaki mesafeyi yürünemez hale getirmişti. Heyecanın doruk noktasına ulaşmış olan cemaat, Hoca Efendinin temiz bedenini toprağa değil, kalplerine gömmek ve yüreklerinde yaşatmak istiyorlardı.
O büyük insanın tabutuna bir defa dokunabilmek ve o havayı teneffüs edebilmek için uzaktan gelenler de vardı. Sanki bu muhteşem topluluk yekvücut olmuş Hoca Efendiyle birlikte kara toprağa girmek için hazırdı. Allah-ü Teâlâ, bu kulunu ne kadar çok sevdiğini, rızasına uygun tablolaşan bu manzara ile bize göstermek istiyordu.
O günden bu güne Kapı Camii ile Üçler Mezarlığı arasındaki manevi akım ve ziyaret trafiği artarak devam ediyor. Bu manevi akımın ve o günkü muhteşem tablonun cazibesine kapılanlar, kendilerini Hoca Efendinin manevi huzurunda buluveriyorlar.
Hoca Efendinin vefatının üzerinden tam 50 yıl geçti. O insan selinin oluşturduğu çerçeve ve Hoca Efendinin mümtaz şahsiyeti, hizmetleri, gönül zenginliği ve açıklığı unutulmadı ve unutulmayacakta. İki şey Konya'da Hoca Efendiyi çok güzel ve anlamlı bir şekilde temsil ediyor: Birisi Hacı Veyiszade Camii, diğeri de T. Anadolu Vakfı Hacı Veyis Zade Öğrenci Yurdu.
Merhum Hocamızı, vefatının 50. yılında bir daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Bize kazandırdığı hayat tarzı, hizmet aşkı, iman ve ilim sevgisi için binlerce teşekkürler ve dualar. Mekânı Cennet ve makamı yüce olsun!
-----------
NOT: 5 Şubat Cuma namazında Hoca Efendinin ruhuna bağışlanmak üzere Hacı Veyiszade Camisinde Mevlid okunacak. Aynı gün akşamı 19.30’da Konya Ticaret Odası Konferans Salonunda bir anma toplantısı ve panel düzenlenecek.
Merhum Hoca Efendi'nin hayatı gıpta edilecek ve her zaman hayırla, şükranla anılacak tarzda, bereketli, faziletli, dua ve zikirle geçmiş, tövbe ve niyazı dilinden hiç eksik etmemiş mutlu bir ömür. Bu ilim ve hikmet yüklü kalbi taşıyan, beyni besleyip canlı tutan, ruhu fiziki varlığında barındıran vücut, ne kadar şanslı.
Bir ilim âşığı olan Hoca Efendi; çok küçük yaşlarda hafız olmuş, babası Hacı Veyis Efendinin müderrislik yaptığı Adliye Medresesinden ilim tahsil etmiş, Zeynelabidin ve Mehmet Ziya Efendilerden feyiz almış, Islâh-ı medâris'te tedris hayatına atılmış, Konya İmam-Hatip Okulunda uzun yıllar hocalık yapmış, Pîri Mehmet Paşa ve Aziziye camilerinde imamlık görevinde bulunmuş, gerisinde zihinlerden silinmeyecek eserler bırakmış ve hizmetlere vesile olmuş, son nefesini;”Çare tükendi, yetiş Ya Resulallah!” diyerek bir Cuma günü vermiş ve ruhunu teslim etmiş seçkin ve saygın bir âlim.
1960 yılı Mayıs ayında Türkiye'de, tarihe kara bir leke şeklinde geçecek olan askeri ihtilâl oldu. Hoca Efendinin vefatından yaklaşık dört ay önce. O tarihlerde ben de askerdim. İhtilâlden sonra terhis olup Konya'ya döndüğüm zaman halk, Hoca Efendinin vefatını, izdiham sebebiyle Üçler Mezarlığına mesafe kısa olmasına rağmen bir türlü ulaşamadıklarını gıpta ile ve hayretle anlatıyorlardı. Ben de kendi kendime dedim ki:
Bu Üçler Mezarlığı Kapı Camisine ne kadar uzakmış.
Söylendiğine göre; köylerden ve kentlerden gelen insanların katılımıyla cenaze namazının kılınacağı Kapı Camisinde ve çevresinde kalabalık bir cemaat oluşmuş. Cenaze namazından sonra Hoca Efendinin cenazesi, ebedî istirahatgâhına götürülmek üzere tabut omuzlara alınmış. Dillerden tekbir sesleri ve gözlerden yaş eksik olmayan öyle bir cemaat oluşmuş ki, izdiham sebebiyle cami ve çevresinden ayrılmak mümkün olmamış. Kapı Camisi ile Üçler Mezarlığı arasındaki yaklaşık 500 metrelik mesafe bir türlü bitmiyormuş. Cemaat aşırı derecede kalabalık olduğu için mi, yoksa namaza iştirak edenlerin her biri ayrı ayrı tabuta dokunmak için hücum ettiklerinden mi bir türlü yol alınamıyormuş. Hele ki bu büyük kalabalık cismen, ruhen, zihnen ve kalben aynı noktaya teveccüh etmiş. Eğer bu binlerce insan ayrı ayrı noktalara yönelmiş olsalardı büyük bir karışıklık olur, kargaşa çıkar, ezilenler bile olabilirmiş. Kalabalığın üzerini örten ve birliği sağlayan tekbir sesleri, ortalığı sakinleştiriyor ve yürekleri ferahlatıyormuş.
Olayı, yaşayanlar ve görenler halâ o günkü heyecanla ve iştahla anlatıyorlar. Konya caddeleri ve meydanları yakın tarihte böylesine kalabalık ve coşkulu bir cenaze merasimine şahit olmamıştır. Ben de bu şanslı kalabalığın içerisinde bulunamayanlardan ve binlerce elin uzandığı tabuta dokunamayan talihsizlerden birisiyim.
Hocam Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi, vefat ettiği zaman ben askerde olduğumu yazmıştım. Hocamızın vefatını, cenaze namazını birinci sayfalarında genişçe yer veren gazetelerden okumuş ve öğrenmiştim. Merhum Hocamızın hemen tabutunun arkasında yürümeye ve o manevi havayı yakından teneffüs etmeye hakkı olanlardan birisi de bendim. Ne yapalım ki nasip değilmiş. Konya İmam-Hatip Okulunda hocamız ve feyiz kaynağımız olan Hacı Veyis Zade Mustafa Efendi, vasiyet ve tavsiyeleriyle bizi baş başa bırakarak huzur içerisinde dünyasını değiştirmiş ve Rabbı'na kavuşmuştu.
O'nun en büyük emeli; İmam-Hatip Okulunun açılışını görmek ve orada hocalık yapmaktı. Islâh-ı medârisin kapatılmasıyla yarım kalan ilim hevesini ve idealizmini orada tamamlamak ve gerçekleştirmek istiyordu. Biz talebeleri şahidiz ki Cenab-ı Hak O'na, bu mutluluğu daha bu dünyada iken tattırdı. Hocamız Rabbı'nın huzuruna gözü açık ve gönlü mustarip gitmedi.
Tarihi Üçler Mezarlığı, tekbir sesleriyle yaklaşmakta olan seçkin misafirini karşılamaya ve ağırlamaya hazırlanıyordu. Topraklarında mübârek vücutlarını muhafaza ettiği ulu insanlara, böylece bir kişi daha eklenmiş olacaktı. Toprak bir an önce ibadet ve taatle, ilim ve zikirle, vaaz ve irşadla ve her canlıya sevgi ve hizmetle ömrünü bereketlendirmiş mübârek ve mümtaz insanı bağrına basmaya hazırlanıyordu. Konya'nın ufkunu kaplayan manevi heyecan, insanları Kapı Camii ile Üçler Mezarlığı arasındaki mesafeyi yürünemez hale getirmişti. Heyecanın doruk noktasına ulaşmış olan cemaat, Hoca Efendinin temiz bedenini toprağa değil, kalplerine gömmek ve yüreklerinde yaşatmak istiyorlardı.
O büyük insanın tabutuna bir defa dokunabilmek ve o havayı teneffüs edebilmek için uzaktan gelenler de vardı. Sanki bu muhteşem topluluk yekvücut olmuş Hoca Efendiyle birlikte kara toprağa girmek için hazırdı. Allah-ü Teâlâ, bu kulunu ne kadar çok sevdiğini, rızasına uygun tablolaşan bu manzara ile bize göstermek istiyordu.
O günden bu güne Kapı Camii ile Üçler Mezarlığı arasındaki manevi akım ve ziyaret trafiği artarak devam ediyor. Bu manevi akımın ve o günkü muhteşem tablonun cazibesine kapılanlar, kendilerini Hoca Efendinin manevi huzurunda buluveriyorlar.
Hoca Efendinin vefatının üzerinden tam 50 yıl geçti. O insan selinin oluşturduğu çerçeve ve Hoca Efendinin mümtaz şahsiyeti, hizmetleri, gönül zenginliği ve açıklığı unutulmadı ve unutulmayacakta. İki şey Konya'da Hoca Efendiyi çok güzel ve anlamlı bir şekilde temsil ediyor: Birisi Hacı Veyiszade Camii, diğeri de T. Anadolu Vakfı Hacı Veyis Zade Öğrenci Yurdu.
Merhum Hocamızı, vefatının 50. yılında bir daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Bize kazandırdığı hayat tarzı, hizmet aşkı, iman ve ilim sevgisi için binlerce teşekkürler ve dualar. Mekânı Cennet ve makamı yüce olsun!
-----------
NOT: 5 Şubat Cuma namazında Hoca Efendinin ruhuna bağışlanmak üzere Hacı Veyiszade Camisinde Mevlid okunacak. Aynı gün akşamı 19.30’da Konya Ticaret Odası Konferans Salonunda bir anma toplantısı ve panel düzenlenecek.