Yahudiye Haddini Birlikte Bildireceğiz

Sadık Küçükhemek

03 10. 2012 tarihli Yahudi’ye Haddi Bildirilmeli adlı yazımı Faruk isimli okuyucum şu şekilde eleştirmiştir. “Bildir o zaman; yanına Davutoğlu’nu da al bildir bakalım. Bu arada mavi Marmara’daki şehitlerimizin hesabını da sorun lütfen, unutmayın.”
Hatırlayalım söz konusu tarihli yazımda özet olarak şöyle demiştim:  1948 yılında Yahudi tarafından işgal edilen Filistin topraklarındaki Beersheva kentindeki İsrail tarafından müzeye çevrilen Osmanlı eseri Beersheva Camisi’nin avlusunda 05 Eylül’de içki festivali düzenlemek isteyen İslam’ın en şedid düşmanı Yahudi’ye haddi bildirmelidir.
Bunun üzerine okuyucum bu şekilde eleştirmiştir. Bir işimden dolayı bir ay yazıma ara verdiğim için ancak şimdi cevap verebilme imkânı buldum.
Tevfik Fikret’in dediği gibi; “Müsademe i efkârdan bârika-yı i hakikat doğar” İnşallah bu eleştirilerden ve verilen cevaplardan hakikat şimşeği doğar. Böylece gerçekleri öğrenmiş oluruz.
Bu eleştiriyi okuyunca aklıma şu tarihi hadise geldi: Hz. Musa (a.s.), Firavun’un zulmünden kurtarmış olduğu İsrail Oğulları’nı Tûri Sina’da kırk yıl kudret helvası ve bıldırcın etiyle (1) beslemiştir. Onlara, “arz-ı mukaddes’e hâkim olan Amâlika kavmiyle savaşacağız deyince;  İsrail oğulları şöyle cevap verdiler: Sen Rabbin ile git söz konusu zorba kavimle(2)  savaş dediler.
 Kur’an-ı Keirmde şöyle buyrulur: “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” dediler.
 Firavun’un zulüm ve baskıcı politikası sonucu köleleşen İsrail Oğulları adam olmadılar ve Mıısr’a geri döndüler.  Hz. Musa’dan sonra gelen Yûşâ aleyhisslem bu köle ruhlu insanların evlatlarını ve torunlarını eğiterek Amâlika denilen zorba kavmi arz-ı mukaddesten savaşarak çıkartmıştır.
Türkiye laik bir ülkedir, dolayısıyla Yahudi’nin söz konusu Camii’nin avlusunda içki festivali düzenlemeye kalkışması Türkiye’yi ilgilendirmeye bilir. Bu bağlamda laik ülkenin laik ve sekülerleşen vatandaşlarını da söz konusu mesele ilgilendirmeyebilir. İlgilendirmesi de düşünülemez. Saygı duyarız; ama bu şekilde bizi ve Muhterem Davudoğlu’nu hafife almak doğru değildir.
Unutmayalım ki, Türkiye halkının ekseriyeti laik değil Müslüman’dır. Dolayısıyla bu mesele Müslümanları yakından ilgilendirir. İslâm âleminden gelen tepki üzerine Yahudi, söz konusu Camii’nin avlusunda içki festivali düzenlemekten vazgeçmiştir. İşte bizim söz konusu yazımız bu tepkinin bir parçasıdır. Yahudi’ye haddi bildirilmeli demekle niyetimiz onlarla savaşmak değildir, caydırmaktır, o fiilinden vazgeçirmektir. Müslüman olmanın gereği budur.
Savaştan kaçınmak doğru olanıdır. Karşı tarafı barış yoluyla münkerden men edemezsek o zaman gücümüz yeterse ve gereken hazırlık yapıldıktan sonra savaşmak dinimizin bir gereğidir. Mavi Marmara’daki şehitlerimizin hesabını günü gelince soracağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Akan şehit kanı Müslümanlar için bir güç kaynağıdır. Firavun’un tahtını koruma adına öldürdüğü İsrailli erkek çocuklarının güç ve kuvvetini Allah Musa’da toplamış ve böylece Firavun ve ordusu Kızıl denizde boğulmuştur. 
Laik ve sekilerleşmekle terakki edeceğimizi zannettik; ama terakki edemedik, Batı’nın kölesi olduk. Köle ruhlu insanlarla ne ülkemizi koruyabiliriz ve ne de savaşa çıkabiliriz.  Bakın şu söz köle ruhluluğu teyit eden bir söz değil de nedir Allah aşkına.
 Kemalettin Kâmi adında sözde şair olan “Türklük aşkına ve milletvekili olma uğruna şöyle diyor:
 “Ne örümcek, ne yosun/ Ne mûcize, ne füsun,
“Kâbe Arab’ın olsun/ Çankaya bize yeter...”
 Kaynaklar
Bkz. Bakara: 57
Bkz. M3aide: 22
Mâide:24

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.