Bugün de yazımıza ‘selam duâsı’yla başlayalım efendim;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Geçen yazımızda renksizlikten, tek renklilikten bahsetmiştik, aynı konuya devam edelim bakalım bu hafta karşımıza neler çıkacak. Vira Bismillah;
“Kuru yerlerde, karada binlerce balık varsa da, balıkların bu gibi yerlerde savaşı ve çatışması vardır.”
Denizlerin tek renkliliğine karşılık karasal âlemde sayısız renklerde farklı farklı âlemler vardır. Renksiz âlemin balıkları, tek ‘tevhid’ inancının balıkları mesâbesinde olan ârifler, mürşidler kendilerini bu çok renkli âleme kaptırmaktan beri dururlar. Zira dünyâda her vâr olan bir gün kuruyup gidecektir ama yalnızca hep diri olup ‘Hay’ olan Rabb’ül-Âlemîn bâkî ve ebedi kalacaktır. Dolayısıyla hiç ölmeyene hep vâr olana bağlanmak daha akıl kârıdır. Bu sebeple dünya ile bâkî dava arasında hiç tükenmeyen bir mücâdele vardır.
“Balık kimdir, deniz nedir ki, anlatmaya çalıştığımız Aziz ve Celîl olan Allâhu Teâlâ’nın ulûhiyetini örnek alabilsin?”
Mevlâna Hazretleri, vahdet âlemini ve ilâhî vâhidi, okuyanlarına anlatmak için dünyâdan çeşitli misaller göstererek bizlerin anlayışını genişletir. Meselâ, güçlü bir adamı kastettiği zaman aslan gibi adam der, bu o adamın kuvvetine işârettir. Şimdi burada da balık ve deniz benzetmesini yaptı. Fakat sonunda Hazreti Mevlâna’nın kendisi bile buna isyan ederek; ‘Balık da, deniz de neymiş Cenâbı Hakk’ın ulûhiyetinin yanında hiç mesâbesinde kalır. Bu hâliyle Yüce ve Aziz olan Rabb’i Teâlâ’nın azamet ve büyüklüğü anlaşılır. Ancak şunu akıldan çıkarmamalıdır; benzeyen ile benzetilen asla aynı değer kıvamda olmaz.
“Bu varlık âleminde yüz bin deniz ve balık o derya gibi ikram sâhibi cömerdin önünde secde ederler.”
Az önce vahdâniyet misâlinde, deniz ve balıklardan bahsedilmişti. Devamla, bu örnek asıl hakikatinden oldukça uzaktır. Zira zâten deniz ve balıklar kendi lisânı halleriyle mutlak vâr olan yüce Yaratıcıya devamlı secde hâlindeler. Bu duruma sınırsız çeşitli gök cisimleri de dâhildir. Bunların birliği nerede? Vahdâniyet nerede? Deniyor.
“O’nun emriyle verilen birkaç yağmurla o denizlerden inci saçılmaya başladı.”
Buradan farklı bakış anlamları çıkarılabilir. Şöyle ki, Cenâbı Hakk’ın emriyle Allah Teâlâ denizlere inciler saçmıştır. Başka bir bakışla; Denizden inci çıkmasına muktedir olması için Allâhu Azûmüşşan âlemlere lütuf ve ihsanlar bahşeylemiştir. Diğer bir farklı bakışla; burada denizle mânevî âlem, yağmur ile rahmânî feyiz kastedilmektedir. Mânevî deryadan gelen onca peygamberler ve ârifler hep rahmânî feyiz âlemindendir.
“Cenâbı Hakk’ın cömertlik güneşi ışıyınca, bulut ve deniz vâr oldular, cömertliği öğrendiler.”
Beyitte bahsedilen ‘cömertlik güneşi’ ile ‘Rabbânî terbiye’ kastedilmektedir. Vâr olan bütün gök cisimleri ve dahi yeryüzü şu andaki hallerini alıncaya kadar ki yaşadıkları pek çok farklı evrelerde Rabbâni terbiyeden geçmişlerdir. İşte bu terbiyenin akabinde, birbirlerine yararlı olmaya başlamışlardır. Bu beyitte bulut ve denizden murat, aslında muhatap insandır. Zira insanlar çoğu nimet ve bereketi sudan, su ise varlığını deniz ve buluttan alır.
“Allâhu Teâlâ Hazretlerinin ilminden bir parıltı su ve toprağa düşünce yeryüzü ve toprak tohumu kabul edebilecek hâle geldi.”
Eskiden şâirler, cömert insanları denize veya buluta benzetirlerdi. Ancak Cenâbı Hakk’ın cömertliği karşısında vâr olan tüm denizler Hakk’a secdeye dururlar. Zira denizlerden yetişen inci-mercan gibi ne varsa hepsi Rabbi Teâlâ’nın rahmetinin eseridir. Yine cömert insanlar bulutlara benzetilir. Çünkü bulutlara yağmuru yağdıran ve buluta bu özelliği bahşeden, öğreten Rabbi Rahimimizdir. Yine suyla ve toprağın sinesine gömülen tohumun boy verip yeşermesi hepsi All’âhu Azûmuşşân’ın hikmet eserleridir.
Dolayısıyla, suyun, toprağın, feyzi ve bereketi, onlardan ihsan olunan çeşitli tat ve lezzetteki ürünler herkesin görebileceği, idrak edebileceği ve bilebileceği hallerdir.
“Toprak emîndir. Hangi tohumu ektiysek ihânete uğramadık, onun cinsini fazlasıyla aldık.”
Toprağa ne ekilirse size onu verir. Buğday ektiyseniz size onu verir, arpa vermez mesela. Ama bâzı hâin kişiler kendilerine verilen emânetleri bünyelerinde saklamaz, kötüye kullanırlar.
Sevgili okurlarımız satırlarımızın sonuna geldik. Sonraki beyitlerde buluşmak üzere Rabbime emanetsiniz. Cumânız mübârek olsun.