Geçmişte Kars, Erzurum ve Erzincan çevresinde estirdiği terörle masum insanları katledip, yakıp yıkarak mezâlim uygulayan, ancak günümüzde siyasi oyunlarla asıl kendilerinin soykırıma uğradıkları yaygarasını yayarak Hıristiyan âlemini Türkiye aleyhinde ayaklandıran Ermeniler’in atalarının yaptıkları anlatmakla bitecek gibi değil. Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın 2 ülkenin devlet arşivlerinin açılması için yaptığı teklife Ermenistan aradan aylar geçmesine rağmen cevap veremedi. Çünkü, gerçeklerin meydana çıkacağını bildikleri için verilecek cevapları olamazdı. Yıllardır o günleri yaşayanların anlattıkları, ortaya çıkarılan toplu mezarlar ve belgeler bir yana, o tarihlerde Ermeni vahşetine şahit olan yabancı subayların kayıt altına alınan ve bugün muhafaza altında olan raporları vahşetin boyutlarını ortaya koymaya yetiyor. Erzurum ve Deveboynu Müstahkem Mevkii Kumandan vekili ve Erzurum Kale Topçu Alayı Kumandanı Yarbay Twerdo Khlebof, 12 Mayıs 1918 tarihinde şunları rapor ediyor:
“1918 yılı Ocak ayında Ermeni piyade birliklerinden birkaç er Erzurum’un ileri gelen eşrafından birisini evinde öldürüp, mallarını yağma etmişlerdi. Bulgar Ermenilerinden Albay Torkom’un 1918 yılı Şubat ayında Erzurum Merkez Kumandanı tayin edilmesinden sonra Gürcü Başkumandan Korgeneral Odişelidze, bütün birliklerin komutanlarını toplayıp, bilhassa Ermeni subaylardan 3 gün içinde katillerin ortaya çıkarılmasını isteyerek, kendilerini korumaları için Türk ahaliye silah dağıtmak mecburiyetinde kalacağını belirtti. Ermeni Albay Torkom, öfkeli şekilde birkaç eşkiyanın yaptığı zulüm ve yağma sebebiyle bir milleti suçlanmanın doğru olmadığını belirterek, 10 Mart 1918’de Erzurum’daki bütün birliklere şehir içinde bir resmi geçit yaptırıp, 21 para top attırarak şehirdeki Türklere gövde gösterisi yaptı. Albay Torkom, verdiği Ermenice yazılmış bir mektupla Ermenistan’ın kurulduğunu ve kendisinin hükümeti yürütmeye başladığını bildirince Korgeneral Odişelidze tarafından Erzurum’dan kovuldu.
Rus subayların anlattığına göre; Erzincan’da Ermeniler 800 Türk’ü öldürdükleri hâlde, yalnız bir Ermeni telef olmuş. Bu arada, Ilıca köyü’nde de 20 Şubat 1918’de Türkler katledilirken, toplanan birçok müslüman erkek, Ermeni milisler ve askerler tarafından belirsiz bir yere götürülmüş. Rus Teğmen Lipsky, Yakutiye’deki kışlada Ermenilerin Türklere işkence yaptığı haberini alınca 3 Rus subayı ile birlikte gittiklerinde birkaç Ermeni eratın Türkleri bir köşeye sıkıştırıp, eziyet ettiklerini, arama sırasında kışlanın hamamına 70 Türk’ün kapatıldığını görerek serbest bıraktıklarını, kışla yakınındaki bir evin damında da birkaç Türk’ün öldürülmüş olduğunu gördüklerini kaydetti. Bölge komiseri Zlatof ve yardımcısı Starofsky de Ermenilerin birkaç kişiyi ortadan kaldırarak, Türk çarşısında yangın çıkardığını söyledi. Bölgeler Komiser yardımcısı Dr. Zavriyef ise, çarşının kapalı olduğunu, herkes korktuğu için Müslüman mahallelerinde kimsenin sokağa çıkamadığını, yalnızca Belediye Dairesi yanında birkaç dükkânın açık tutulduğunu bildirerek, cinayetlerin şehirden uzak köylerde Rus subaylarının gözünden uzakta yapıldığını, yakın köylerdeki Türklerden bazılarının kaybolduğunu, fakat nerede olduklarının bilinmediğini ifade etti.
13 Şubat 1918 tarihinde Erzincan’ın kurtuluşu üzerine Erzurum’a çekilmiş olan Ermeni eşkiyasının 10-12 Türk’ü istasyon yakınında kurşuna dizdiğini gören 2 Rus subayı bunları kurtarmak istemiş, fakat silahla tehdit edildiklerinden bu zavallılar kimse tarafından yardım göremeyip, hayatlarını kaybetmişlerdir. Osmanlı birliklerinin Erzurum’u işgal ettiğini öğrenince yaverimle birlikte ziyaret ederek bilgi verdim. Rusya, Türkiye ile barış yapmıştı. Rus subayları olmasaydı Osmanlı birlikleri Erzurum’u işgali sırasında Ermeni zulmün sebebiyle sağ kalmış hiçbir Türk bulamayacaklardı”
12 Mart 1918’de Osmanlı birlikleri Erzurum’u geri aldıklarında Erzincan ve Erzurum şehir merkezleri ile bu 2 ilin yolu üzerinde iskân olmuş Müslüman ahalinin uğradığı Ermeni zulmünün derecesini tesbit eden Yarbay Twerdo Khlebof, 1918’de kendi el yazısı ile yazdığı Rusça belgede Ermenilerin, Türkleri hiçbir zaman görmek istemediklerinin bilindiğini ekleyerek, “Ermeniler kendilerini her zaman zulüm görmüş ve ezilmiş derecesinde göstermişler; ağır işkencelere uğrayan bir millet olarak görünmeye muvaffak olmuşlardır” demektedir. Romalı Petroni, Ermeniler için “Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayaklı yürürler” şeklinde tavsif ederken, Rus şairi Lermontof da Ermeniler hakkında “Sen kölesin, sen korkaksın, sen Ermenisin” ifadesini kullanıyor. Gürcü Başkumandan Odişelidze de şunları kaydediyor:
“Ermenilerin, Ezincan’da Türkleri kırdıkları haberi geldi. Her türlü müdafaadan yoksun, silahsız 800’den fazla Türk, açılan büyük çukurların başına götürülüp, hayvan gibi boğazlanarak çukurlara doldurulmuş, Bir Ermeni öldürülen Türkleri sayar, kaç kişi olduğu sorulunca, ‘On kişi daha alır, kes’ dermiş. On kişi daha kesilince çukura atarak üzerlerini toprakla örterlermiş. Bir Ermeni de eğlenmek için bir eve 80 kişiyi doldurup, kapıdan çıkarlarken kafalarını parça parça ettirmiş”
İşte Ermenilerin katliam ve zulmünden bazı örnekler. Dr. Kırzıoğlu Fahrettin Erdoğan da yazdığı “Kars ili ve çevresinde Ermeni mezâlimi” adlı kitabında “Bunlar aslında yüreksiz, elleri sıkı, açgözlü ve başkasının sırtından geçinen bir millet olarak tanınırlar” diyor.
“1918 yılı Ocak ayında Ermeni piyade birliklerinden birkaç er Erzurum’un ileri gelen eşrafından birisini evinde öldürüp, mallarını yağma etmişlerdi. Bulgar Ermenilerinden Albay Torkom’un 1918 yılı Şubat ayında Erzurum Merkez Kumandanı tayin edilmesinden sonra Gürcü Başkumandan Korgeneral Odişelidze, bütün birliklerin komutanlarını toplayıp, bilhassa Ermeni subaylardan 3 gün içinde katillerin ortaya çıkarılmasını isteyerek, kendilerini korumaları için Türk ahaliye silah dağıtmak mecburiyetinde kalacağını belirtti. Ermeni Albay Torkom, öfkeli şekilde birkaç eşkiyanın yaptığı zulüm ve yağma sebebiyle bir milleti suçlanmanın doğru olmadığını belirterek, 10 Mart 1918’de Erzurum’daki bütün birliklere şehir içinde bir resmi geçit yaptırıp, 21 para top attırarak şehirdeki Türklere gövde gösterisi yaptı. Albay Torkom, verdiği Ermenice yazılmış bir mektupla Ermenistan’ın kurulduğunu ve kendisinin hükümeti yürütmeye başladığını bildirince Korgeneral Odişelidze tarafından Erzurum’dan kovuldu.
Rus subayların anlattığına göre; Erzincan’da Ermeniler 800 Türk’ü öldürdükleri hâlde, yalnız bir Ermeni telef olmuş. Bu arada, Ilıca köyü’nde de 20 Şubat 1918’de Türkler katledilirken, toplanan birçok müslüman erkek, Ermeni milisler ve askerler tarafından belirsiz bir yere götürülmüş. Rus Teğmen Lipsky, Yakutiye’deki kışlada Ermenilerin Türklere işkence yaptığı haberini alınca 3 Rus subayı ile birlikte gittiklerinde birkaç Ermeni eratın Türkleri bir köşeye sıkıştırıp, eziyet ettiklerini, arama sırasında kışlanın hamamına 70 Türk’ün kapatıldığını görerek serbest bıraktıklarını, kışla yakınındaki bir evin damında da birkaç Türk’ün öldürülmüş olduğunu gördüklerini kaydetti. Bölge komiseri Zlatof ve yardımcısı Starofsky de Ermenilerin birkaç kişiyi ortadan kaldırarak, Türk çarşısında yangın çıkardığını söyledi. Bölgeler Komiser yardımcısı Dr. Zavriyef ise, çarşının kapalı olduğunu, herkes korktuğu için Müslüman mahallelerinde kimsenin sokağa çıkamadığını, yalnızca Belediye Dairesi yanında birkaç dükkânın açık tutulduğunu bildirerek, cinayetlerin şehirden uzak köylerde Rus subaylarının gözünden uzakta yapıldığını, yakın köylerdeki Türklerden bazılarının kaybolduğunu, fakat nerede olduklarının bilinmediğini ifade etti.
13 Şubat 1918 tarihinde Erzincan’ın kurtuluşu üzerine Erzurum’a çekilmiş olan Ermeni eşkiyasının 10-12 Türk’ü istasyon yakınında kurşuna dizdiğini gören 2 Rus subayı bunları kurtarmak istemiş, fakat silahla tehdit edildiklerinden bu zavallılar kimse tarafından yardım göremeyip, hayatlarını kaybetmişlerdir. Osmanlı birliklerinin Erzurum’u işgal ettiğini öğrenince yaverimle birlikte ziyaret ederek bilgi verdim. Rusya, Türkiye ile barış yapmıştı. Rus subayları olmasaydı Osmanlı birlikleri Erzurum’u işgali sırasında Ermeni zulmün sebebiyle sağ kalmış hiçbir Türk bulamayacaklardı”
12 Mart 1918’de Osmanlı birlikleri Erzurum’u geri aldıklarında Erzincan ve Erzurum şehir merkezleri ile bu 2 ilin yolu üzerinde iskân olmuş Müslüman ahalinin uğradığı Ermeni zulmünün derecesini tesbit eden Yarbay Twerdo Khlebof, 1918’de kendi el yazısı ile yazdığı Rusça belgede Ermenilerin, Türkleri hiçbir zaman görmek istemediklerinin bilindiğini ekleyerek, “Ermeniler kendilerini her zaman zulüm görmüş ve ezilmiş derecesinde göstermişler; ağır işkencelere uğrayan bir millet olarak görünmeye muvaffak olmuşlardır” demektedir. Romalı Petroni, Ermeniler için “Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayaklı yürürler” şeklinde tavsif ederken, Rus şairi Lermontof da Ermeniler hakkında “Sen kölesin, sen korkaksın, sen Ermenisin” ifadesini kullanıyor. Gürcü Başkumandan Odişelidze de şunları kaydediyor:
“Ermenilerin, Ezincan’da Türkleri kırdıkları haberi geldi. Her türlü müdafaadan yoksun, silahsız 800’den fazla Türk, açılan büyük çukurların başına götürülüp, hayvan gibi boğazlanarak çukurlara doldurulmuş, Bir Ermeni öldürülen Türkleri sayar, kaç kişi olduğu sorulunca, ‘On kişi daha alır, kes’ dermiş. On kişi daha kesilince çukura atarak üzerlerini toprakla örterlermiş. Bir Ermeni de eğlenmek için bir eve 80 kişiyi doldurup, kapıdan çıkarlarken kafalarını parça parça ettirmiş”
İşte Ermenilerin katliam ve zulmünden bazı örnekler. Dr. Kırzıoğlu Fahrettin Erdoğan da yazdığı “Kars ili ve çevresinde Ermeni mezâlimi” adlı kitabında “Bunlar aslında yüreksiz, elleri sıkı, açgözlü ve başkasının sırtından geçinen bir millet olarak tanınırlar” diyor.