“İnsanların kılık kıyafetini devlete meydan okumak diye anlamak saplantı sonucudur.” Duydunuz mu? Kim kurdu bu cümleyi?
Saplantı… Siyasetin cılkı çıktı. Bu kadarına da pes yani. Siyaset yalandır der geçerdik de bu kadar da olmaz. Yani insan muhataplarını bu kadar da saf yerine koyamaz. Bu millet balık hafızalı mı, yoksa gerçekten birilerinin zannettiği kadar saf mı?
Herkes küs sana Sayın Baykal. Başörtülüler küs sana, doğu küs, güneydoğu küs. Boşuna uğraşma bence, tuhaflaşıyorsun akıllarda, tanımlanamıyorsun artık. Yanardönerlik yakışmıyor bizim meclisimizde oturanlara. Yazık ediyorsun kendine. Herkesin bir kimliği var; saygı duyulur. Ama siyasilik bir kimlik değil. Düşüncen belli, senin gibi düşünenler de çok. En iyi sendin sol partide, sağ taraf düşmanındı. Düşmanlarına dost olmaya çalışıyorsun ama dostlarını da kaybediyorsun. Durduğun yerde, olduğun yerde kalsaydın keşke… Bir gün ölüp gideceksin çünkü. Nasıldı neciydi diyecekler. Bu sorular havada kalmasın. Dimdik durmalısın. Yürüdüğün yolda karşına ne çıkarsa çıksın pes etmeyeceksin. Pes etme sen. Bari diyelim ki; mert adam işte. Savunduğu doğruları tartışmayalım ama sebatlı; helal olsun yani.
Şimdi akşam söylediğini sabah unutuyorsun. Ve herkesi kendin gibi zannediyorsun. Bu çok ayıp ama. Kendin unutkan olabilirsin ama herkes senin gibi değil ki. Tüm siyasi hayatın capcanlı hafızalarda.
Şimdi merak ediyorum, Ak Parti başörtüsü meselesini meclise taşırsa ne yaparsın? Evet mi diyeceksin? Evet dediğini düşünelim kim inanır? Sen inanır mısın? Sana oy verenler ne der sana?
Evet dersen kim bu cumhuriyeti savunacak artık. Ne olacak laiklik, yetim kalmaz mı? İrtica gelmez mi? Her yanı yobazlar sarmaz mı? Nasıl böyle bir riski göze alırsın! Bu korkunç değil mi?
Valla yalan da olsa açılımların güzel. Demokrasiyi savuna savuna demokrat oldun. Bak laik de oldun. Şimdi gerçek laiksin artık, ama laiklik elden gidiyor haberin olsun.
Ama kaybediyorsun, kaybettin. Artık bu ülkede siyaset yapamazsın. Bence bırak hayatını yaşa. Yoruyorsun kendini. Artık kimse güvenmiyor sana; ne dostlar ne düşmanlar. Boşuna sevimli rolü oynama. Yazılanlar senin için. İnan senin için. Kendini daha fazla acınacak hale getirme.
Şimdi kıyılarda da kimse yok. Soğuğa denk geldi. Plajları da dolaşamazsın. Zaten elinde bir kıyı kesimler kaldı. Ne olacak bilmiyorum. Seni düşüne düşüne başım çatladı. Niye kendini önemsemiyor diyorum, niye kendine bu kadar yazık ediyor.
Ben herkes gibi gülmüyorum inan. Herkes gülüyor yaptıklarına. Sadece gülüp geçiyor. Ben üzülüyorum. Ne olursa olsun dosdoğru olsun diyorum. Senin bir davan vardı. Solda hep etkin rol aldın. Çağdaşlık senin eserin, ilericilik senin açılımın. Şimdi kalkmışsın yaptıklarına saplantı diyorsun. Şaşırtıyorsun, valla şaşırtıyorsun.
Şimdi bu Ak Parti’ye kim muhalefet olacak. Ya parti kalmadı! Şimdi bunlar istediklerini yaparlar. Üniversitelerde başörtüsü serbest olur senin yüzünden. Yok yok, söyleyecek bir şey bulamıyorum. Nelerin olabileceğini düşünmek istemiyorum. Sinir ettin beni.
“Hadi gül kızım, hadi ama öyle durma.”
“Ama anne gülmek gelmiyor içimden.”
“Ne demek gülmek gelmiyor içimden kızım, aklını mı yitirdin? Bunlar çok zengin. Düşünsene yatların katların olacak. Her şey senin elinde. Prensesler gibi yaşayacaksın…
Hadi gül lütfen”
“Ya sevmek anne? Hep yapay mı olacak her şey. Gerçekten böyle mutlu olacağımı düşünüyor musun? Neden yüreğimi önemsemiyorsun? Neden?”