Modern toplumların dini direkt veya dolaylı olarak reddetmeleri ve tabir caiz ise sekülerlik düşüncesini yeni dünya düzeninin dini olarak dayatmaya çalışması sonucunda toplumlar kendi beklediklerinden bile daha fazla değişim ve dönüşüm yaşamaya başladılar.
Kendi toplumumuzdan başlayalım.
Geçmişinde bulunan ne kadar güzel haslet varsa hepsini bazen bir defada, bazen de peyderpey göz ardı ederek veya tamamen reddederek düşünmeyen, üretmeyen, akletmeyen, sorgulamayan ve araştırmayan bir toplum haline nasıl evirildiğimiz düşünmez zorundayız.
Kendi aramızda konuşurken insan haklarından, çağdaşlıktan, özgürlükten ve güvenlik kaygılarından bahsettikten sonra iş uygulamaya geldi mi, sözlerini unutacak kadar zihnen intihar etmiş bir hale dönüşen insanlar topluluğu olduk.
Elde edeceği maddi kazanç dışında hemen her konudaki çalışma ve sorumluluğu başkalarının sırtına yükleyip kendi içinde var olduğunu iddia ettiği bütün insani yeteneklerini insanlık dışı bir müdahaleyle tamamen durdurarak yaşadığını iddia eden bir insan varlığından bahsediyoruz.
Bu halden tek bir kurtuluş olduğuna inandırıldığı için çözüm olarak kendisine sunulan en kötü çözümü en doğru çözüm gibi kabul ettiği için önce aile içinde baba sonra sırasıyla abi/kardeş figürüne sığınarak başladığı duygusal yolculuğunu karizmatik figür arayarak sürdürme yolunu seçiyor.
İlkokul öğretmeninden başlayarak cami imamına kadar veya spor kulüplerinde öne çıkarılan figürlerden sinema artistlerine kadar giden bu yolculuğunu başında veya sonunda mutlaka bir dini veya politik figür yer almaktadır.
Böyle bir toplumun oluşmasındaki en tesirli sebeplerin başında insanların yetiştikleri ev ortamında kendileri için örnek olarak gördükleri baba veya abilerinin bir tanesinin bir şekilde yaşadığı bağlantıyla yukarıda sayılan figürlerden birine bağlanıp kendini şartsız şurtsuz ona benzetmeye çalışmasının gelmekte olduğuna inanıyoruz.
Son yıllarda yaşanan toplumsal olaylar veya kabullere baktığımızda toplumun tüm olumlu davranışlarını reddedercesine sadece kendi menfaatini öncelemekten başka bir şey düşünmeyen bir insan tipi oluşturduk.
El birliğiyle oluşturduğumuz bu insan tipi duygusal bağlılıklarda bile ticari kaygılar düşünmekten kendini alamayan, iyi ve kötü kavramlarını altüst edercesine toplum içindeki durumunu muhakeme etmeyen, akli melekelerini sadece tecessüs etme konularında kullanan bir yapıda karşımıza çıkınca da suçu başkalarına yükleyiveriyoruz.
Şöyle geriye baktığımızda bundan yaklaşık 25 ila 30 yıl öncesinde şahsi menfaatinden önce toplum menfaatini öncelemeyen, dost ve düşman kavramlarını enine boyuna fehmetmeden, sorgulamadan, araştırmadan karar almayan, kendisine sunulan alternatiflerin kimin tarafından hangi amaçla sunulduğunu merak etmeyen, tecessüs etmeyen bir vatandaş görmemiz imkânsızdı.
Şimdiki zamanımızda ise, üretmeden tüketilmemesi gerektiğini bile akletmeyen, kendisine sunulan fikirleri kendi inandığı kişilerden gelmediği takdirde reddetmeyi fikir namusu diye bir kavramı da olmadığı için de kahramanlık olarak gören, sadece varlığını adadığı kişiye itiraz etmeyen bir anlayışı kurumsallaştırmaya çalışan bir toplum oluşumu ile karşı karşıyayız.
Yıllar önce size cumhuriyetin kuruluş yıllarından başlamak üzere kurulan hemen tüm siyasi yapılanların toplumumuzun ilerlemesi, gelişmesi ve çağdaş medeniyetler seviyesine çıkma iddialarına rağmen İnanç ve fikirden daha fazla kişileri yücelten, o ana kadar toplumda var olan entelektüel varlığa son vermeyi görev sayan bir toplum anlayışı oluşturacaklarını söyleseler inanır mıydınız?
Ya da Milletimizin geleceği olarak gördüğümüz evlatlarımızın ülkeyi daha ileriye götürmeleri içim alacakları eğitimler konusunda, kendileri dışındakilerden gelebilecek her öneriyi, eğitim ve üretim çeşidini yasaklayan bir milli yapının aynı kurumlar eliyle oluşturulabileceğine inanır mıydınız?
İnandıklarımız ile değil yaşadıklarımızla yüzleştiğimizde bu günkü vurdumduymaz bir yapını bizim eserimiz olduğunu göreceğiz.
FARKINDA MIYIZ?
Gördüklerimiz hem kendi adımıza hem de içinde yaşadığımız toplumumuz adına bir karar vermemizi gerektirmesine rağmen her zaman olduğu gibi bir kişinin bizim adımıza her şeye karar verip geleceğimizi belirleyeceğini çoktan kabullenmiş duruma getirilmiş bulunuyoruz.
Bu oluşturulmaya çalışılan fiili durum veya gelenek içinde kaldığımız sürece düşünmeyen, duygusallıkla örnekleştirdiğimiz karizmatik dini ya da politik figüre sağladığımız meşruiyet aracılığıyla da sorumluluk almadığımız için toplumumuz zihnen intihar etmiş olacaktır.
Ya bütün insani yeteneklerimizi içeriden bir müdahaleyle taşlaştıran bu duruma son vereceğiz, ya da taşlaşıp hareket edemez bir toplum hale geleceğiz.