Tv ve gazetelerin haber alma imkânlarının kıt olduğu dönemlerde yakılıp yıkılan İslâm mabedlerinden pek fazla haberdar olamıyorduk. Denis Ruhan isimli fanatik Yahudi’nin 21 Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’yı yakmasının basına yansıması İslâm âleminde büyük infial uyandırmış, olayın, Mescid-i Aksa’nın yerinde Siyon mâbedi olduğunu ileri süren siyonist teroristlerin marifeti olduğu ortaya çıkmıştı. Aradan 41 yıl gibi uzun zaman geçtiği hâlde siyonistlerin Mescid-i Aksa’yı ortadan kaldırmak için uyguladıkları tertibin ardı arkası kesilmiyor, Yahudi’lerin Kudüs üzerindeki besledikleri hain emeller İsrail’in kurulduğu 1948’den beri devam ediyor. Kubbetüssahra ve Haz reti Ömer Camii arasına Heredot Tapınağını yapmayı planlayan siyonistlerin, yeraltını oyarak Müslümanların ilk kıblesini göçürmeyi planladıkları haber veriliyor.
Yahudiler, Müslümanları Kudüs’ten sürüp çıkarmayı amaçlarken, Hıristiyan âleminde de sık sık camiler kundaklanıyor, ya da Balkanlardaki ecdat yadigârı ibadethâneleri birer birer yerle bir ediyor. Bulgaristan ve Yunanistan’da camilerin şarap deposu, gece kulübü, meyhane, müze veya devlet dairesi yapıldığı bildiriliyor. Yunanistan’da ibadete açık tek bir cami bile olmadığı kaydediliyor. Atina’daki tek cami ise kapalı bulunuyor. Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve bazı Avrupa ülkelerinde yakılan camilerin sayısı ise giderek artıyor.
Fatih Sultan Mehmet Han, 1453 yılında İstanbul’da sur içinde bulunan 39 kilise vardı, Osmanlılar hiçbir kiliseyi yıkılmadığı gibi, 40 yeni kilise yapmıştı. Bugün sur içindeki 79 kilise ibadete açık. Atina’da ise, Osmanlı devletinin çekildiği 1821 yılında onlarca cami varken, bugün Yunanistan’da binlerce Müslüman bayram namazlarını ücret karşılığı kiraladıkları stadyum, ya da spor salonlarında kılmak zorunda kalıyor. 1458 yılında Atina’yı fetheden Osmanlılar, 369 yılda yüzlerce cami inşa etti, ancak Yunanlılar bunları ya yaktı, ya yıktı, ya da ibadete kapattı. Osmanlının yaptığı camilerden günümüze ulaşabilen dört cami kaldığı, bunlardan Atina’nın Plaka semtinde Roman Agorası içinde bulunan Mustafa Ağa Camii 1764’te inşa edilmiş. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandıktan sonra minareleri yıkılan cami “Yunan el sanatları müzesi” olarak kullanılıyor. Başkent Atina’daki bir başka Osmanlı eseri olan semahane ve cami, kaderine terkedilmiş ve ibadete kapalı durumda. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Kavala şehrine su sağlamak amacıyla yaptırılan Su Kemeri, Osmanlı’nın izleri yok edilmeye çalışmasına rağmen Kavala’nın simgesi olarak asaletini koruyor. Şehrin doğu girişi halen bu su kemerinin altından geçiyor. Selanik’teki II. Murad devrinde yapılan ve 1965 yılına kadar faal olan “Bey Hamamı” ise, şu anda müze olarak kullanılıyor.
Günümüzde çeşitli etnik grupların bağımsızlığını ilân ettiği devletlere ayrılan eski Yugoslavya’da birçok Osmanlı eseri bulunuyor. Kosova Özerk Cumhuriyet’nin Priştine şehrinde Mitroviça yolu üzerinde 5. kilometrede Yıldırım Bayezid tarafından 1390 yılında inşa edilen Murat Hüdavendigâr cami ve türbesi bu ülkedeki en eski Osmanlı eseridir. 2004-2006 arasında restore edilen nefis mimarî eser, Balkanlarda en çok ziyaret edilen yerlerden birisidir. Kosova’da 16. yüzyılda Gazi Mehmet Paşa tarafından yaptırılan “Gazi Paşa Külliyesi” içinde yer alan “Gazi Paşa Hamamı” da şu anda güzel sanatlar galerisi halinde. Makedonya’nın Üsküp şehrindeki “Fatih Sultan Mehmet köprüsü” de 1444 yılında yapılmaya başlanmış ve 1456’da tamamlanmış. Vardar nehri üzerinde 13 kemerli ve 220 metre uzunluğundaki köprü nefis Osmanlı eserlerinden birisi konumunda. Bosna Hersek’te Drina Nehri üzerinde Sokullu Mehmet Paşa adına Mimar Sinan tarafından 1577’de yapılan “Drina Köprüsü” de bütün ihtişamıyla ayakta duruyor. 11 gözlü köprü Türkiye’de yazılan “Drama Köprüsü” türküsü, dünyada ise İvo Andric’in Nobel edebiyat ödülü alan “Drina Köprüsü” adlı romanıyla tanınıyor. Bosna Hersek’teki bir başka Osmanlı eseri de 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Hünkâr Camii’dir. “Fatih Külliyesi”, ya da “Fatih Camii” olarak bilinen ibadethane Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da Miljacka Irmağı kenarındadır ve çok eski tarihi mezarların yer aldığı bir de haziresi vardır. Külliye’nin bazı bölümleri şu anda “Bosna Hersek Müftülüğü” olarak kullanılıyor.
Macaristan’daki Osmanlı eserlerinden olan “Yakovalı Hasan Paşa Camii”, Peç şehri Mevlevihanesinin müştemelâtı içerisindedir. Mevlevihane yıkılarak yerine hastane yapılmış, ancak cami günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Türk Müzesi olarak kullanılan, tek kubbeli ve klasik minareli cami, kubbesinden su sızdırdığı için en kısa zamanda onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bulgaristan’daki Avrupa’nın en eski camilerinden birisi olan Osmanlı eserleri “Banyabaşı Camii”, Sofya’nın merkezinde Lenin Meydanı’nda Maria Luiza Caddesi’nde Tsum alışveriş merkezinin yakınındadır. Molla Efendi Kadı Seyfullah adındaki hayırsever tarafından 16. yüzyılda yaptırılan esere “Seyfullah Efendi Camii” denilmiştir. Sofya’da ibadete açık bulunan tek camidir. Kıbrıs’ta da durum pek farklı değildir. Örnek vermek gerekirse, Erenköy’deki kilise Dünya Kiliseler Birliği tarafından tahribat olup olmadığı sık sık denetlenirken, Avrupa ülkelerindeki camiler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Çünkü, Hıristiyan ülkeler camilere sahip çıkmıyor.
İşte, Osmanlı eseri İslâmî ibadethanelere karşı “vahşi batının” göz yumduğu davranışın bilançosu.
Yahudiler, Müslümanları Kudüs’ten sürüp çıkarmayı amaçlarken, Hıristiyan âleminde de sık sık camiler kundaklanıyor, ya da Balkanlardaki ecdat yadigârı ibadethâneleri birer birer yerle bir ediyor. Bulgaristan ve Yunanistan’da camilerin şarap deposu, gece kulübü, meyhane, müze veya devlet dairesi yapıldığı bildiriliyor. Yunanistan’da ibadete açık tek bir cami bile olmadığı kaydediliyor. Atina’daki tek cami ise kapalı bulunuyor. Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve bazı Avrupa ülkelerinde yakılan camilerin sayısı ise giderek artıyor.
Fatih Sultan Mehmet Han, 1453 yılında İstanbul’da sur içinde bulunan 39 kilise vardı, Osmanlılar hiçbir kiliseyi yıkılmadığı gibi, 40 yeni kilise yapmıştı. Bugün sur içindeki 79 kilise ibadete açık. Atina’da ise, Osmanlı devletinin çekildiği 1821 yılında onlarca cami varken, bugün Yunanistan’da binlerce Müslüman bayram namazlarını ücret karşılığı kiraladıkları stadyum, ya da spor salonlarında kılmak zorunda kalıyor. 1458 yılında Atina’yı fetheden Osmanlılar, 369 yılda yüzlerce cami inşa etti, ancak Yunanlılar bunları ya yaktı, ya yıktı, ya da ibadete kapattı. Osmanlının yaptığı camilerden günümüze ulaşabilen dört cami kaldığı, bunlardan Atina’nın Plaka semtinde Roman Agorası içinde bulunan Mustafa Ağa Camii 1764’te inşa edilmiş. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandıktan sonra minareleri yıkılan cami “Yunan el sanatları müzesi” olarak kullanılıyor. Başkent Atina’daki bir başka Osmanlı eseri olan semahane ve cami, kaderine terkedilmiş ve ibadete kapalı durumda. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Kavala şehrine su sağlamak amacıyla yaptırılan Su Kemeri, Osmanlı’nın izleri yok edilmeye çalışmasına rağmen Kavala’nın simgesi olarak asaletini koruyor. Şehrin doğu girişi halen bu su kemerinin altından geçiyor. Selanik’teki II. Murad devrinde yapılan ve 1965 yılına kadar faal olan “Bey Hamamı” ise, şu anda müze olarak kullanılıyor.
Günümüzde çeşitli etnik grupların bağımsızlığını ilân ettiği devletlere ayrılan eski Yugoslavya’da birçok Osmanlı eseri bulunuyor. Kosova Özerk Cumhuriyet’nin Priştine şehrinde Mitroviça yolu üzerinde 5. kilometrede Yıldırım Bayezid tarafından 1390 yılında inşa edilen Murat Hüdavendigâr cami ve türbesi bu ülkedeki en eski Osmanlı eseridir. 2004-2006 arasında restore edilen nefis mimarî eser, Balkanlarda en çok ziyaret edilen yerlerden birisidir. Kosova’da 16. yüzyılda Gazi Mehmet Paşa tarafından yaptırılan “Gazi Paşa Külliyesi” içinde yer alan “Gazi Paşa Hamamı” da şu anda güzel sanatlar galerisi halinde. Makedonya’nın Üsküp şehrindeki “Fatih Sultan Mehmet köprüsü” de 1444 yılında yapılmaya başlanmış ve 1456’da tamamlanmış. Vardar nehri üzerinde 13 kemerli ve 220 metre uzunluğundaki köprü nefis Osmanlı eserlerinden birisi konumunda. Bosna Hersek’te Drina Nehri üzerinde Sokullu Mehmet Paşa adına Mimar Sinan tarafından 1577’de yapılan “Drina Köprüsü” de bütün ihtişamıyla ayakta duruyor. 11 gözlü köprü Türkiye’de yazılan “Drama Köprüsü” türküsü, dünyada ise İvo Andric’in Nobel edebiyat ödülü alan “Drina Köprüsü” adlı romanıyla tanınıyor. Bosna Hersek’teki bir başka Osmanlı eseri de 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Hünkâr Camii’dir. “Fatih Külliyesi”, ya da “Fatih Camii” olarak bilinen ibadethane Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da Miljacka Irmağı kenarındadır ve çok eski tarihi mezarların yer aldığı bir de haziresi vardır. Külliye’nin bazı bölümleri şu anda “Bosna Hersek Müftülüğü” olarak kullanılıyor.
Macaristan’daki Osmanlı eserlerinden olan “Yakovalı Hasan Paşa Camii”, Peç şehri Mevlevihanesinin müştemelâtı içerisindedir. Mevlevihane yıkılarak yerine hastane yapılmış, ancak cami günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Türk Müzesi olarak kullanılan, tek kubbeli ve klasik minareli cami, kubbesinden su sızdırdığı için en kısa zamanda onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bulgaristan’daki Avrupa’nın en eski camilerinden birisi olan Osmanlı eserleri “Banyabaşı Camii”, Sofya’nın merkezinde Lenin Meydanı’nda Maria Luiza Caddesi’nde Tsum alışveriş merkezinin yakınındadır. Molla Efendi Kadı Seyfullah adındaki hayırsever tarafından 16. yüzyılda yaptırılan esere “Seyfullah Efendi Camii” denilmiştir. Sofya’da ibadete açık bulunan tek camidir. Kıbrıs’ta da durum pek farklı değildir. Örnek vermek gerekirse, Erenköy’deki kilise Dünya Kiliseler Birliği tarafından tahribat olup olmadığı sık sık denetlenirken, Avrupa ülkelerindeki camiler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Çünkü, Hıristiyan ülkeler camilere sahip çıkmıyor.
İşte, Osmanlı eseri İslâmî ibadethanelere karşı “vahşi batının” göz yumduğu davranışın bilançosu.