Allah Resulü (sav), üsve-i hasenedir. Yani tek örnek alınacak Önder ve peygamberdir. (Sav), Kur'an'ın sahibi ve son peygamber, Hatemül Enbiya’dır. Ondan sonra bir daha peygamber gelmeyecektir.
Resulullah (sav)’in hayatının tümüne- daha doğrusu peygamberlik süresine- baktığımız zaman; baştan-sona cihattır. Cihatsız bir yılı geçmemiştir. Cihat kavramıyla tabi ki sadece savaşları kastetmiyoruz. Her türlü yanlışla, İslam dışı faaliyetler ve özellikle İslam aleyhine yapılan tüm faaliyetlere karşı mücadele etmiş gerektiğinde onlarla (müşrikler, münafıklar, Yahudiler ve diğer) savaşmıştır.
Resulullah (sav), kimseye iftira atmamış, kimseye garezine suç isnat edip onu cezalandırmaya gitmemiştir. Hatta kendisine çok şiddetli muhalefet etmiş, kendisine karşı savaşlara katılmış ve hatta-hatta amcası Hz. Hamza'yı katletmiş Vahşiyi bile (olmak üzere) tövbe edip İslam'a giren herkesi affetmiştir. Rahmet Peygamberi olduğunu göstermiş ve bunu: “Ben rahmet peygamberiyim” diye dile getirmiştir.
Peygamberimiz (sav) kendi (tebası) sahabesine de son derece şefkat ve merhametle muamelede bulunmuştur. Onların kalplerinin kırılmaması, üzülmemeleri ve emin Muhammed'den emin bir hayat yaşamaları için: “Ruhamaü beynehüm” “Kendi aralarında merhametlidirler” ayetine uygun olarak onlara güven ve yakınlık göstermiştir. Bir keresinde Resulullah namaz kıldırırken bir çocuğun ağlamasını duymuş annesi sıkılmasın diye namazı hemen bitirmiştir.
Sahabesi de onu anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından daha çok sevmişlerdir. Aç kalsalar, susuz kalsalar, bir yerleri ağrısa, başlarına bir sıkıntı gelse direk Resulullah’a gider, ondan yardım isterler, ona dert yanarlardı. Ondan bir saniye bile ayrı kalmak istemezlerdi. Neden? “Hel ceza-ül ihsani illel ihsan” “İyiliğe karşı iyilik vardır.” (Rahman:60) “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki; sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.” (Tevbe: 128)
Üsve-i Hasene olarak Muhammed aleyhissalatü vesselam efendimizi örnek alıp ona göre hareket etmeliyiz. Öyle Yahudi’yi, Trump’ı dost edinip Müslümanlara düşmanlık yapmak Resulullah (sav)’e ihanettir. Onun yolunu-sünnetini terktir. Şefaatinden mahrum Olmaktır. Allah Resulüne itaat, onun sünnetine tabi olmak; Allah'a itaat ve Allah'ın emridir.
Allah resulünün sünnetine tabi olmayana, olmamak için bahane arayana; hemen şeytan musallat olur. Sonra o insana şeytan öyle cümleler iğva eder (fısıldar) ki o kişi de bunu söylemeye başlar. Bir Müslüman için: “Vallahi o Yahudi’den, İsrail'den daha beterdir.” Der. Hatta ben daha ileri gidenleri gördüm. Diyordu ki: “İsrail Yahudi’si gelse ona dokunmam, ama falanları (Müslüman) hemen öldürürüm.” Bunu da çok doğru bir şey söylediğine inanarak söylüyor. Rasulullah (sav) de şöyle diyordu ya: “Allah senin kalbinden merhameti söküp aldıysa ben ne yapabilirim.” Ve bu adam dinden çıktığının farkında değildir. Çünkü din Allah'ın koyduğu hükümlerdir. Senin kendi kafana göre yorum yaptığın şey ise küfürdür.
Be bütün Müslümanlar tertemizdir, sütten çıkmış ak kaşık gibidir, demiyorum. Elbette Müslümanların içinde de (sizin gibi) hatalı, suçlu olan, yanlış yapanlar var. Ama aynı suça aynı ceza olmalıdır. Hatta daha çok suçu olan hem de komünist PKK'ya af, şirin davran; İsrail'e ses çıkarma! Ama Müslümana saldır. Tabii kafa “İsrail'den daha kötü” deyince iş bitiyor.
İsrail'e bir şey yok ABD'ye bir şey yok Avrupalı kafirlere bir ses yok ama Müslümanlara aslan kesiliyor Allah sizi bildiği gibi yapsın!