Üstün Şairimizin yaşamından

Ahmet Güldağ

Üstün ve Mümtaz şairimizin 78. Ölüm yıl dönümünde anmaktayız.

Bu yıl anma günü anısını yapanlardan sadece Selçuk Üniversitesinin gönderdiği mailden anı yapıldığını öğrendim.  Verilen haberde şöyle deniliyordu.

“Milli Şair Mehmet Akif Ersoy ölümünün 78. yıl dönümünde Selçuk Üniversitesi Türk-Ce Fikir Topluluğu ile Edebiyat Fakültesi tarafından düzenlenen “Hatıralar ve Nükteleri İle Mehmet Akif” konulu konferansla anıldı. “

***

Ne yazık ki Belediye ve başka kuruluşların yapıp yapmadığını, yaşlanan tabanvayımın takoza konması (!) dolayısıyla evden ayrılamadığım için gezip duyamamakla beraber mail de almadım. Bu bakımdan yapmışlarsa haberim bulunmamakta.

Hâlbuki geçen yıl Büyükşehir Anma günü yapmakla kalmamış AK Parti Konya teşkilatı gençleri şehirde akşam fener alayı yapmışlar, ne güzel olmuştu.

***

Her Milletin kendine göre Marşı vardır ve dinledikleriniz olmuştur…  

O marşlar okunurken mana ve okuyuşlarında aynı haz ve kükreme var görebilir miyiz acaba?

Yoksa sadece Resmî bir hava içinde Marş olarak mı okunmaktadır?

***

İşte bizim Şiirde, Mümtazlıkta da üstün ender evrensel şairimiz Rahmetli Mehmet Akif Ersoy

Yazdığı İstiklal Marşı ile erişilmez bir şiirle duygulara hükmeden, bir Milletin tarihine, bayrağına ve maneviyatına karşı duygusunu ifade eden bir şiir olan “İstiklâl Marşı’nı da yazmıştır.

***

Ender hem de yok denecek kadar ender bir şair olmakla kalmıyor. Aşağıda belirteceğimiz gibi maddiyata kıymet vermeden yoksulluk içinde olurken…

Ayrıca resmen yurdundan kovulma ile karşılaşsa bile sessiz mütevazılık içinde yaşam veren değerli bir insan olmuştur.

*** 

Çoğumuz sadece İstiklâl marşı ile beraber anarız onu. Hâlbuki sadece onunla değil bütün şiirleri birer üstün eser olması yanında hayatı da örnek olacak bir yaşam içinde bulunduğunu çoğumuz bilmemekteyiz ama.

Şair olmuş fakat devletini milletini, anlayamayıp vatanı yerine başka mecralara kendini adamış olup, “Benim vatanım Rusya’dır” diyebilen. Lenin’i övgü ile göklere çıkaran için…

Sık sık anma yazıları, gün ve tören tertipleyenleri avuçlarını patlatarak destekler. Medyada da geniş yer verilir..

***

Bilhassa kahramanlık ve manevi değerler içindeki yaşamı anlatıp özdeyişleri ile şiire sığdıran eşiz şair Mehmet Âkif bazı tarihçilerin aksine Sultaniye- Bayramiç de değil. İstanbul’un Sarıgüzel semtinde 1873 yılında dünyaya açmış gözlerini.

750 kuruşluk maaşla memuriyete başlayan şairin memuriyeti on yıl sürer. Bu arada Üniversitede edebiyat dersleri de verir.

Haksızlığa, hürriyet ve gaspçılığa daima karşı olan bir ruhla yaşamıştır

Kendine değil müdürüne yapılan haksızlığı protesto için Halkalı ’da ki öğretmenliğinden ayrılır.

1914 ve 1915 yıllarında Mısır’a giderek orada öğretim üyeliği de yapan Rahmetli Akif, görevli olarak Berlin’e gönderilir. Daha sonra Necid’e geçer.

1.Dünya savaşında uğradığımız acı mağlubiyet ve l918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, aziz milletimiz yanında Akif’i de derinden yaralamıştır.

Şiirinde de belirttiği gibi “Ezelden beridir hür yaşamış..” dediği gibi esaret nedir bilmeyen, Türk milletinin…

Bu kahredici şartlar karşısında eli kolu bağlanmış vatanın parçalanmasını seyretmek zorunda kalışı görüntüsünde olması…

Onun yaratılışına ve vatanperverlik duygularına ters düşer

***

            Anadolu’da kurtuluş mücadelesi meşalesinin ateşlenmesiyle Âkif de heyecanlanmış, kurtuluş canlılığı vermiş olmalı ki…

İlk önce millî mücadelenin mânâ ve önemi üzerinde durduğu yer olarak Balıkesir’e koşar.

Orada yaptığı konuşmalar ve verdiği vaazlarda halkı Millî mücadeleye katılmaya çağırarak, vatan müdafaasının ve cihadın önemini anlatmaya çalışır.

Daha sonra Kastamonu’da aynı heyecanla kurtuluş için çalışırken Millî heyecanın şahlanmasına büyük emekleri geçer.

***

1920 yılı Mayısında Ankara’ya gelir. Âkif Kurtuluş çabaları olarak Konya’ya görevli olarak gönderilir. Burada, Millî mücadele konusunda aydınlatıcı konuşmalar yapar ve sonra tekrar Kastamonu’ya geçer.

Daha sonra Ankara’ya dönen Âkif, orada ki Tâceddin Dergâhı’na yerleşir.

***

Kendisinin çalışmalarıyla Burdur milletvekili olan ve bu sıfatla devam ederken 1921 yılında hiçbir şairin ulaşamadığı yarışmada yazdığı şiir kendisi yok iken alkışlarla ayakta Milli marş olarak kabul edilip İstiklâl marşı olur.

O kadar mütevazıdır ki tanınan ödül olan 500 lirayı almaz. Kendisinin bir paltosu bile olmayıp üşürken ve arada bir emanet palto giyerken, yoksullara verilmesini bildirir.  

Âkif, süresini tamamlayan meclisin dağılmasının arkasından İstanbul'a geçer.

***

Rahmetli Âkif’i aslında kıskanmış olma yanında o günlerde başlayan diğer maneviyat karşıtlığı kişilerin hakaret neticesi olan “Sen Türk değilsin” diyecek kadar alçaklaşan sözde sairlerin sözleri ve zamanın resmi gazetesinde “ Hadi sen git, artık kumda oyna!” demelerini okuması da.

Onun için ayrı bir yıkılış olur. Artık Akif Türkiye de duramayacaktır

Nitekim. l923 yılı Ekim ayında Prens Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gider.

Gider ama vatan hasreti içini yakmak hatta kemirmektedir

Bu hususta Mısır’da yazdığı şiir her şeyi anlatmaktadır.

***

Mevzun düşürür saçmayı bir saçma adam var
            Manzum sayıklar gibi manzume sayıklar
            Zannım mütekaid şuaradan olacak ki
           Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski
           Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş ne bıyıktan;
          Âsârı da memnun görünüyor köhne kılıktan
          Hicrî, kamerî ayları ezber sayar ammâ
          Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma
         Ma’mure-i dünyayı dolaşsa da yer er
         Son son, “Hadi sen kumda biraz oyna” demişler.

        ***

Yıllar sonra yurduna dönebilmiştir ama rahatsızlanmıştır…

Bir hastahane de tedavi görürken Rahmeti Rahmanı na kavuşur.

***

Şimdi bundan sonrasını bir İstanbullu kimseden dinleyelim olanları

***

“ Bir gün kazancı yokuşunda çıkıp sahaflarda iken bir üstü açık tabutta giden cenaze gördüm hayret ettim. Neden tabutun üstüne bir şey koymadılar diye.

Yanımdaki arkadaşa sordum bilemedi merakla takip edip cami gasil hanesinde ki imama sordum.

Aldığım cevabı hayretle öğrenince hemen şimdikiler gibi hır çıkaran değil milli değerlere veren zamanın üniversite gençliği ve talebe birliğine koşup haber vermekle kalmayıp etrafa da çağrım yaparak halka duyurdum.

***

Kısa bir zaman içinde gençlik ve duyanlar geniş bir duyurma yapınca halk çoğunlukla toplanı verdi.

Ne yazık ki devlet radyosu susmadığı gibi Hükümet de hiçbir ilgi göstermedi.

Namazı büyük bir toplukla kılınan Rahmetli Akif’in tabutunun üstüne Üniversite hocaları ve öğrencilerin getirdiği Türk bayrağımız sarıldı.

***

Bir araba gelmesine rağmen, gençler ve gelen halk tarafından Mezarlığa kadar yayan yürürken

Bu gün söylenen “Başımın üstünde yerin var” söylemi o zamanki halkın tabutu elle değil başlarının üstünde götürmelerinden de doğdu sanıyorum.

Cenazenin kefeni olarak Türk bayrağı sarılarak kabrine yerleştirildi. Ve dualar yapıldı

***

Bu güne kadar gördüğüm Rahmetlilerden Menderes, İnönü ve Özal cenazelerinde ki kalabalıktan daha üstün bir kalabalık iştirak etmişti. “

***

Allah Rahmet içinde cennet mekân eylesin. Âmin

          ***

           Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.