Ulemanın Müslümanlara Yükü

Ulemanın Müslümanlara Yükü

Eskiden insanların birbirlerine nasihat babında şöyle hatırlatmalarda bulundukları söylenir ve yazılırdı:

“Üç sınıf insan vardır.

Ulema olarak adlandırılan, din âlimleri, ümera olarak adlandırılan, devlet katındaki yöneticiler ve fukara olarak adlandırılan halk ile derviş kitlesi.

Ulemayı bozan hırstır, ulema ifsat olunca din elden gider, ümera bozulunca geçim bozulur, fukara bozulunca ise ahlâk elden gider

Ulemayı bozan hırs, ümerayı bozan adaletsizlik ve fukarayı bozan ise riyadır”.

Şimdilerde maalesef bu durumu yaşıyoruz.

Tabir caiz ise ümera ulemaya sırt çeviriyor, ulema siyasi ve akademik geleceği açısından menfaat elde edebilmek için ümeranın emrine giriyor, fukara ise çevresine bakıp onlarda olan bende de olmalı şeklindeki gösteriş hırsına kapıldığı için de bilerek ve isteyerek bu hale razı oluyoruz.

Halimiz daha açık bir şekilde beyan için eskilerin söylediği bir hususu daha hatırlatmakta fayda var:

Ulema zümresi, özellikle de fakihler olarak vasıflandırılan fakihler asırlardır bu ümmetin liderleri olmuşlar ve bunca sıkıntılı zamanlarda Ümmet gemisini sahili selamete ulaştıran gemi kaptanları olarak görülmüştür.

Dikkat edin fakihler derken burada sadece fıkıh ilmini tahsil eden birilerinden bahsetmiyoruz.

Güncel tabirle söyleyecek olursak, fakih denilen âlimlerimizin aynı zamanda birer müfessir, birer mütefekkir, birer entelektüel bir edib olmalarını kastediyoruz.

1400 yıllık İslam Ümmeti tarihine şöyle bir geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz her şey Ümmetin önüne düşmüş olan büyük fakihlerin hepsi, yaşadıkları dönemin en geniş ufuklu müfessirleri, en bilgili söz ve hal insanları olmalarıdır.

Ümmetin önünde yürüyen fakihler ve müfessirler aynı zamanda tasavvuf erbabı da oldukları için ellerindeki seleflerinin yazdıkları metinler ile kitapları okumak ve okutmakla yetinen kişiler değil, aynı zamanda Müslümanların zamanla karşılaştıkları problemleri önceden gören ve çözen çok ciddi bir zekâ ve ferasete sahip kişilerdi.

Şimdilerde ise İslam ümmetinin, ilim talebeleri olarak hem dini hem dünyevi ilimlerde derinleşmek isteyen kişilerden de aynı şeyleri beklemek hakkımız olduğunu düşünüyoruz.

Ama gelin görün ki çevremize baktığımızda gelişen teknolojinin sağladığı imkânlarla elinde her an muazzam bir bilgi birikimi var olan insanların beklentilerin aksine akademik olarak elde ettikleri imkânları siyasi ikbal veya ekonomik kazanç için heba ettiğini görmekteyiz.

Dahası akademide olduğu kadar basın yayın ile medya sektöründe ve sosyal medya ortamlarında boy gösteren kişilerin sadece tahsil gördükleri İslami ilimlerde değil, tarihten siyasete, insan psikolojisinden tut da, astronomiden tıpa kadar her konuda söz sahibi gibi davrandıklarını görüyoruz.

Bu arada sadece içinde yaşadıkları toplumun değil, İslam coğrafyasındaki bütün milletlerin dini, siyasi ve ekonomik iç hallerine kadar her şeye vakıf olan bu ulema kesiminin tek bir şeye vakıf olmadıklarını da görüyoruz.

Özellikle fıkıh ehli kişilerden asıl beklentimiz olan ve selefi Salihin neslinin ayırt edici özelliği olan ümeranın ve sapkın diyebileceğimiz ulema kesiminin ümmeti fesada götüren yanlışlıklarına karşı çıkma ve dur deme cesaretini göremiyoruz.

Tam olarak söylemek istediğimiz şey şu dur:

Yani ilim ehli olarak görülen ulema kesiminin görevi sadece kitaplardaki ibareleri bilmek ve önüne hasbelkader gelen talebeye öğretmek değil, o bilginin muhatabı olan başta öğrencileri olmak üzere diğer ilim erbabı ile toplumdaki tüm insanları bilmek ve bu bilgiye göre karşılık verebilmektir.

FARKINDA MIYIZ?

Müslümanlar iyi bir ilim adamı olmadan önce iyi bir entelektüel olmalı ki; İlim öğrenme ve tefekkür etme yolculuğunda; korkularından, yaralarından, travmalarından, sosyal manipülasyonlardan, zafiyetlerinden arınabilsinler.

Çünkü doğru bir hüküm için olduğu kadar yanlışa karşı çıkabilmek için de yeterli bilginin yanı sıra cesaret ve zekâyı yüklenen bir ruh da elzemdir.

Aksi şartlarda sonuç olarak şunu görürüz:

İslam’ı, Kuranı ve Sahih Sünneti savunmaktan korkan, cihad bilincini kaybetmiş, dünyadan ve diğer Müslüman ülkelerden kopuk bir fıkıh ve tefsir öğretmeni olarak bu ümmetin sırtında sadece bir yüktürler.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri