Uğursuz Kütle

Uğursuz Kütle

Çevresine ağır, bunaltıcı, sıkıcı ve karanlık bir enerji ve pis bir koku yayan bir kütle oturuyordu karşımda. İyi niyetimi son damlasına kadar kullanarak, onun 'aslında' sevimli ve sevilmeye layık birisi olduğunu kendime telkin ediyor, buna inanmaya çalışıyor ve kendimi zorluyordum bir hayli.

Zira bir hata payı olduğuna inanmak istiyordum, sezgilerimde. Onun gençliğini bilirdim çünkü, uzaktan da olsa. O albenili ve gerçekten de sevimli ve cazip yıllarını... Aradan geçen zamanda ne olmuş, ne yapmış, ne yaşamış veya yaşatmış olabilirdi ki ona böyle karanlık bir mühür vurulmuştu?

Sonra biraz konuştuk onunla; kütleyle. Birkaç hafta kadar... İletişim kurulup bağlantı sağlanınca, başta olmasını umduğum o hata payının gerçekte hiç bulunmadığını; hakikaten de kadersel bir hükmün, kötücül bir mührünün vurulduğunu anladım, ona. Belki de çok fazla ah almıştı, kim bilir? Kadınlardan, o duygulu ve hassas varlıklardan... (Bu kısma birazdan parantez açacağım)

Kontrolü altına girdiği benlik, kibir ve enaniyet hallerini ve hislerini seçtim ilkin, onunla konuştuğumda. Etrafına yaydığı pis kokunun sebebini anlamış oldum, böylece. Kafasının içinde kurup kurguladığı kast sisteminin ve sınıf ayrımının en üst noktasına kendisini yerleştirmiş ve diğer herkesin 'aşağıda' ya da kendi tabiriyle 'varoşlardan çıkma' olduğunu söylüyor, söyleyip duruyordu. Neredeyse bütün gün evde oturan kütle, oturduğu yerden böbürlenip çalım satardı bir de. Alıcı bulamasa da. Çok fazla kitap okuduğunu söyler, bunun onun kibrini 'haklılaştırdığını' düşünürdü. Eh, ne de olsa birçok insanın okuma alışkanlığı gerçekten de yoktu, hali hazırda herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçekti bu. Oysa o okuyordu.

Çoğunlukla olaylı, feryatlı ve figanlı bir şekilde yaşanmış olan aşk geçmişini ondan biraz dinleyince, gençliğindeki o ışıltılı ve yağız delikanlının neden gidip de yerine şimdi bu vaktinden erken ihtiyarlamış ve yorgun adamın geldiğini biraz anlayabildim. Az önce de demiştim ya: ah almak, kutsal denge ve ilahi adalet mevzusu falan işte... Tarumar ettiği kadar heba olmuş, aşağıladığı kadar küçülmüştü. Olaylı geçmişini hikaye etmeyi pek seven kütlenin ağzından laf almaya çalışmaya da hiç lüzum olmamıştı bir de. Hatta bazen kulaklarımı kapatmak istediğim bile olmuştu; o denli mahrem bilgiler veriyordu, başkalarıyla ilgili. Zira tüm bunlardan kıvanç duyuyor, kadınlar tarafından ne de aranılan ve arzulanan birisi olduğuna ikna etmeye çalışıyordu...

Fakat ne yaparsa yapsın, Kütle'nin enerjisinden ve sözlerinden sebep yaşadığım o durgun, durağan, sıkıcı ve ağır hali üzerimden silkeleyip atmak ve koşarak uzaklaşmak istiyordum, o boğucu ve dar alandan. Üzerindeki ahların yankılarına ve onun sevimsiz kibrine maruz kalmak istemiyordum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri