13 Haziran 2010 Pazar günü, Recep ayının birinci günü olduğu için üç ayların başlangıcı idi. Neredeyse 20 gün olmuş. Mutlulukla başladık, devam ediyoruz ve üç ayların içerisinde olduğumuzun farkındayız.. Bir kısmımız üç ayları oruçla, bir kısmımız Kur'an'la, bir kısmımız namazla, bir kısmımız dua ve niyazla, bir kısmımız tövbe ve istiğfarla, bir kısmımız da hayır ve hasenâtla karşıladı. İnşallah uğurlamayı da bu niyetle ve bu zenginlikte yaparız.
Üç aylar; içimize bir ferahlık, gönlümüze bir serinlik, ruhumuza bir yücelik, vicdanımıza bir yumuşaklık ve aklımıza bir derinlik ve genişlik getirdi. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) ne kadar güzel buyurmuş: “Üç aylarda şeytan zincire vurulur, Cennet kapıları sonuna kadar açılır ve Cehennem kapıları kapatılır.” Cehennem kapılarının ebediyen kapatılması insanların iradesinde ve elinde. Cehenneme atılmamıza sebep olacak ameller işlemezsek Cehennem kapıları hiç açılmaz.
Üç aylar; kameri aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları. Bu üç ayın diğer aylardan ne farkı var? Aslında kalple bağlantı kuramayan bir gözle bakıldığı, inanmamış bir akılla incelendiği zaman diğer aylardan hiçbir farkı yok. İşte o zaman Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) in sözleri devreye giriyor ve üç ayların diğer aylardan farkını ortaya koyuyor. Resulullah Efendimiz üç aylar hakkında şöyle buyuruyor: “Allahım, Recep ve Şabanı hakkımızda hayırlı ve mübârek kıl, bizi Ramazana ulaştır.” Sevgili Peygamberimiz, Recep ve Şaban aylarının hayrına atıfta bulunuyor, dikkat çekiyor ve Ramazan ayına bir an önce kavuşmak istiyor. Efendimiz, Ramazan ayında tecelli eden faziletleri, iyilikleri ve güzellikleri tamamıyla görüyor ve o görüntüden hoşlanıyor ve memnun oluyor. Muhammed Mustafa (S.A.S.), bir başka hadîs-ı şerifte şöyle buyuruyor: “Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan da ümmetimin ayı.” Aslında bütün aylar Allah'ın, zamanın sahip ve hâkimi de Allah. Zamanın akışını sağlayan, bu akışın bazı dilimlerine feyiz ve bereket kazandıran O. Dinlenmemiz ve düşünmemiz için gece ve gündüzü kıvrım kıvrım detaylarıyla emrimize amade kılan O. O halde neden Recep ayı Allah'ın ayıdır buyruluyor. İyi düşünenler, aradan nefis engelini kaldırıp biraz ileriyi görenler için derin hikmetler var..
Üç aylarda daha başka neler var? Onların diğer aylardan daha mütevazi göründüklerine bakmayan ve aldanmayın.
Recep ayının ilk cuma gecesi; Regaip Kandili. Bol bahşiş ve ihsan gecesi anlamına gelir. Recep ayının 27. gecesi; Mirac Kandili. Sevgili Peygamberimizin bir anda, karanlığın içinden süzülen nurlu bir vakitte Mescid-i Haram'dan alınarak Mescid-i Aksaya götürüldüğü ve oradan da göklere yükseltildiği, gökler katında hüsnü kabul ve itibâr gördüğü gece. Beş vakit namazın farz kılınmasıyla dünyadaki işlerin disiplin altına alındığı ve insanların zamanlarının namazla programa bağlandığı gece.
Üç ayların ikincisi; Şaban ayı. Sevgili Peygamberimizin benim ayım dediği zaman dilimi. Şaban ayını üç aylardan biri yapan Sevgili Peygamberimizin mübârek iltifat ve işaretleri mi, yoksa tam ortasında bulunan Berat Gecesi mi? İbadet ve itaatte bulunanların sevabını en az bir kat artıran Şaban ayının 15. gecesi; hüküm ve tescil gecesi. Bir yıllık amellerin hükme bağlandığı, günah ve sevapların sahiplerine tescil edildiği gece.
Üç ayların üçüncüsü ve sonuncusu; on bir ayın sultanı, ilâhî rahmet ve bereket kaynağı Ramazan ayı. Peygamber Efendimizin çok sözün önünü kesecek ve özünü ifade edecek veciz ifadeleriyle; “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem azâbından kurtuluştur.” Recep ve Şaban aylarının kalplerini yıkadığı, gönüllerini nuru ilâhî ile aydınlattığı müminler artık Cehennem azâbından kurtulmaya namzettir. Yer yüzünde yaşayan insanlar, birçok işe. mesleğe, imtihana, felâket ve saadete namzettirler. Bu namzet topluluklar içerisinde Cehennem azâbından kurtuluşa namzet olanları bir tanıyabilsek, bir görebilsek. Onlarla diğerleri arasındaki büyük farkı o zaman anlayacağız. Cehennem azâbından kurtulmaya namzet olduklarını kendileri de bilmezler. Yalnız bütün müminler, Cehennem azâbından kurtulacaklarına inanırlar.
Maneviyat atomunun çekirdeği Ramazan ayının rengini açan, diğer zamanın onun varlığına gıpta etmesine sebep olan Kur'an-ı Kerim, bu ayda indirilmiş veya indirilmeye başlanmıştır. Kur'an-ı Kerim'in indirildiği zamandan, günümüze uzanan ve gönülleri serinleten vahiy meltemi şu andan sonraki insanlığa hizmet mesajını ulaştırmaya da devam edecektir. Bu mübârek öfkesiz, kinsiz, intikamsız, ve şeytansız zaman diliminde bunu hissedebilmek ve düşünebilmek hiç şüpheniz olmasın ki ibadetlerin en güzelidir. Maneviyat atomunun çekirdeği mesabesindedir.
“Adem oğlunun her ameli kendisi içindir, Oruç müstesnâ, o benim izindir, onun mükâfatını ben vereceğim.” buyurduğu bu iltimaslı, torpilli ve iltifatlı ibadet, Ramazan ayında farz kılınmıştır.
Peki, üç aylarda bunların dışında başka bir şey olmamış mı? İnsanların hep manevî yönleri ve ihtiyaçları düşünülmüş de, maddî ihtiyaçları ve durumları düşünülmemiş mi? Düşünülmez olur mu, elbette düşünülmüş. Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in insanlığa hizmet projesi ahirete hazırlama projesi ile eş değerdedir. Namaz ve Oruç deyip dururken Zekatı da unutmamak lâzım. Kur'an-ı Kerim namazla zekâtı hiç birbirinden ayırmamış ve ayrı düşünmemiştir. Kur'an-ı Kerim'in neresinde namaz kılınız buyrulmuş ise, onu takiben mutlaka zekâtı verin emri ilâve edilmiştir. İnsanların maddi yönleri düşülmez ve maddi ihtiyaçları karşılanmaz, yalnız namaz kılınır, oruç tutulur da zekât verilmezse on iki ayı da bunlar olmadan üç aylar derecesine ve önemine yükseltseniz ne ifade eder. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi İslâm binasını ayakta tutan beş esastan birisi de zekâttır.
Üç aylar Kur'an-ı Kerim'den ayrı düşünülemez ve yaşanamaz. Hz. Aişe (R. Anha) validemize Resulullah'ın ahlâkını sormuşlar, O da: “Siz Kur'an-ı Kerim okumuyor musunuz. O'nun ahlâkı Kur'an ahlâkından ibarettir.” buyurur. Peygamber Efendimizin ahlâkını benimseyenler, üç aylar diye adlandırılan zaman dilimini Kur'ana uygun yaşamış ve ihya etmiş olurlar. Üç ayları Allah (C.C.) hakkımızda hayırlı ve mübârek eylesin.
Üç aylar; içimize bir ferahlık, gönlümüze bir serinlik, ruhumuza bir yücelik, vicdanımıza bir yumuşaklık ve aklımıza bir derinlik ve genişlik getirdi. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) ne kadar güzel buyurmuş: “Üç aylarda şeytan zincire vurulur, Cennet kapıları sonuna kadar açılır ve Cehennem kapıları kapatılır.” Cehennem kapılarının ebediyen kapatılması insanların iradesinde ve elinde. Cehenneme atılmamıza sebep olacak ameller işlemezsek Cehennem kapıları hiç açılmaz.
Üç aylar; kameri aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları. Bu üç ayın diğer aylardan ne farkı var? Aslında kalple bağlantı kuramayan bir gözle bakıldığı, inanmamış bir akılla incelendiği zaman diğer aylardan hiçbir farkı yok. İşte o zaman Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) in sözleri devreye giriyor ve üç ayların diğer aylardan farkını ortaya koyuyor. Resulullah Efendimiz üç aylar hakkında şöyle buyuruyor: “Allahım, Recep ve Şabanı hakkımızda hayırlı ve mübârek kıl, bizi Ramazana ulaştır.” Sevgili Peygamberimiz, Recep ve Şaban aylarının hayrına atıfta bulunuyor, dikkat çekiyor ve Ramazan ayına bir an önce kavuşmak istiyor. Efendimiz, Ramazan ayında tecelli eden faziletleri, iyilikleri ve güzellikleri tamamıyla görüyor ve o görüntüden hoşlanıyor ve memnun oluyor. Muhammed Mustafa (S.A.S.), bir başka hadîs-ı şerifte şöyle buyuruyor: “Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan da ümmetimin ayı.” Aslında bütün aylar Allah'ın, zamanın sahip ve hâkimi de Allah. Zamanın akışını sağlayan, bu akışın bazı dilimlerine feyiz ve bereket kazandıran O. Dinlenmemiz ve düşünmemiz için gece ve gündüzü kıvrım kıvrım detaylarıyla emrimize amade kılan O. O halde neden Recep ayı Allah'ın ayıdır buyruluyor. İyi düşünenler, aradan nefis engelini kaldırıp biraz ileriyi görenler için derin hikmetler var..
Üç aylarda daha başka neler var? Onların diğer aylardan daha mütevazi göründüklerine bakmayan ve aldanmayın.
Recep ayının ilk cuma gecesi; Regaip Kandili. Bol bahşiş ve ihsan gecesi anlamına gelir. Recep ayının 27. gecesi; Mirac Kandili. Sevgili Peygamberimizin bir anda, karanlığın içinden süzülen nurlu bir vakitte Mescid-i Haram'dan alınarak Mescid-i Aksaya götürüldüğü ve oradan da göklere yükseltildiği, gökler katında hüsnü kabul ve itibâr gördüğü gece. Beş vakit namazın farz kılınmasıyla dünyadaki işlerin disiplin altına alındığı ve insanların zamanlarının namazla programa bağlandığı gece.
Üç ayların ikincisi; Şaban ayı. Sevgili Peygamberimizin benim ayım dediği zaman dilimi. Şaban ayını üç aylardan biri yapan Sevgili Peygamberimizin mübârek iltifat ve işaretleri mi, yoksa tam ortasında bulunan Berat Gecesi mi? İbadet ve itaatte bulunanların sevabını en az bir kat artıran Şaban ayının 15. gecesi; hüküm ve tescil gecesi. Bir yıllık amellerin hükme bağlandığı, günah ve sevapların sahiplerine tescil edildiği gece.
Üç ayların üçüncüsü ve sonuncusu; on bir ayın sultanı, ilâhî rahmet ve bereket kaynağı Ramazan ayı. Peygamber Efendimizin çok sözün önünü kesecek ve özünü ifade edecek veciz ifadeleriyle; “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem azâbından kurtuluştur.” Recep ve Şaban aylarının kalplerini yıkadığı, gönüllerini nuru ilâhî ile aydınlattığı müminler artık Cehennem azâbından kurtulmaya namzettir. Yer yüzünde yaşayan insanlar, birçok işe. mesleğe, imtihana, felâket ve saadete namzettirler. Bu namzet topluluklar içerisinde Cehennem azâbından kurtuluşa namzet olanları bir tanıyabilsek, bir görebilsek. Onlarla diğerleri arasındaki büyük farkı o zaman anlayacağız. Cehennem azâbından kurtulmaya namzet olduklarını kendileri de bilmezler. Yalnız bütün müminler, Cehennem azâbından kurtulacaklarına inanırlar.
Maneviyat atomunun çekirdeği Ramazan ayının rengini açan, diğer zamanın onun varlığına gıpta etmesine sebep olan Kur'an-ı Kerim, bu ayda indirilmiş veya indirilmeye başlanmıştır. Kur'an-ı Kerim'in indirildiği zamandan, günümüze uzanan ve gönülleri serinleten vahiy meltemi şu andan sonraki insanlığa hizmet mesajını ulaştırmaya da devam edecektir. Bu mübârek öfkesiz, kinsiz, intikamsız, ve şeytansız zaman diliminde bunu hissedebilmek ve düşünebilmek hiç şüpheniz olmasın ki ibadetlerin en güzelidir. Maneviyat atomunun çekirdeği mesabesindedir.
“Adem oğlunun her ameli kendisi içindir, Oruç müstesnâ, o benim izindir, onun mükâfatını ben vereceğim.” buyurduğu bu iltimaslı, torpilli ve iltifatlı ibadet, Ramazan ayında farz kılınmıştır.
Peki, üç aylarda bunların dışında başka bir şey olmamış mı? İnsanların hep manevî yönleri ve ihtiyaçları düşünülmüş de, maddî ihtiyaçları ve durumları düşünülmemiş mi? Düşünülmez olur mu, elbette düşünülmüş. Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in insanlığa hizmet projesi ahirete hazırlama projesi ile eş değerdedir. Namaz ve Oruç deyip dururken Zekatı da unutmamak lâzım. Kur'an-ı Kerim namazla zekâtı hiç birbirinden ayırmamış ve ayrı düşünmemiştir. Kur'an-ı Kerim'in neresinde namaz kılınız buyrulmuş ise, onu takiben mutlaka zekâtı verin emri ilâve edilmiştir. İnsanların maddi yönleri düşülmez ve maddi ihtiyaçları karşılanmaz, yalnız namaz kılınır, oruç tutulur da zekât verilmezse on iki ayı da bunlar olmadan üç aylar derecesine ve önemine yükseltseniz ne ifade eder. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi İslâm binasını ayakta tutan beş esastan birisi de zekâttır.
Üç aylar Kur'an-ı Kerim'den ayrı düşünülemez ve yaşanamaz. Hz. Aişe (R. Anha) validemize Resulullah'ın ahlâkını sormuşlar, O da: “Siz Kur'an-ı Kerim okumuyor musunuz. O'nun ahlâkı Kur'an ahlâkından ibarettir.” buyurur. Peygamber Efendimizin ahlâkını benimseyenler, üç aylar diye adlandırılan zaman dilimini Kur'ana uygun yaşamış ve ihya etmiş olurlar. Üç ayları Allah (C.C.) hakkımızda hayırlı ve mübârek eylesin.