Kars ve çevresinde 1918-1920 arasında meydana gelen Ermeni mezâlimi ile ilgili olarak Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih öğretim görevlisi Dr. Kırzıoğlu Fahrettin Erdoğan’ın kaleme aldığı, 1970’te Kars Turizm ve Tanıtma Derneği tarafından Ankara’da Kardeş Matbaası’nda bastırılan kitapta belgelere dayanan birçok olay yer alıyor. Aradan 50 yıl geçtiği hâlde Kars’ın kurtuluşunun yıldönümünde bile yıllarca milletimizin sadık bir unsuru olan Ermenilerin ruhunda açtığı yaraların acısını hissettiğini dile getiren Erdoğan, Ermeni vahşeti ile mezâlimi ile ilgili faciaların tanıklarından sağ kalan yaşlılar, çoluk çocuğuna ve komşularına hatıralarını anlattığını kaydediyor. 1877 yılında Kars şehir merkezindeki 24 bin Türk nüfusunun, Nisan-Kasım arasındaki Moskof kavgalarında ordumuzla birlikte savaşanların Erzurum’a çekilmesi, gerek 1882’ye kadar olan müddet içinde yeni sınırın ötesine göçmesi sebebiyle 40 eve indiğini ekleyen Kırzıoğlu Fahrettin bey, şöyle devam ediyor:
“I. Cihan Savaşı’ndan önce ‘İntikam Taburları’na yazılarak, Rus ordusunun yanında Türkiye’deki silahsız halkı kırıp bitirme talimleri gören Ermeniler, 1914 Kasım ayı başında 4 alay hâlinde Kars ve Revan ilinden Türkiye sınırlarına saldırmışlardı. Bu sırada bir hafta içinde Kars’ta 75 köylü ve yolcu olan silahsız Türk’ün Taşnak Komitesi’ne mensup Ermeni fedaileri tarafından öldürülmesi üzerine Kars Müstahkem Mevkii Komutanlığı’nda görevli Alman asıllı Von dem Baun ile Tatar asıllı 2 Çarlık subayı tarafından pek uğrayanın olmadığı uzak İslâm köylerine gitmeleri öğütlenerek katliamdan kurtulmuşlardı.
Köylere sığınanlar 8-10 gün sonra geri dönünce camileri, çarşıları, mahalleleri ve evlerinin çoğunun yanmış-yıkılmış olduğunu gördüler. Bu sırada vahşet ve kıyımlara katıldıkları için suçlu olan bütün eski yerli ve göçmen Ermeniler kaçarak Arpaçayı’nın doğusuna giderken, onlardan boşalan yerlere Revan ilinden kaçıp gelen zavallı, pek perişan ve yoksul Türk aileleri yerleştiler. Kars’ın kırk yıllık kara günlerden kurtuluşunun sevinci fazla uzun sürmedi. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile ordumuz 1914’teki sınırın gerisine çekilmeye mecbur kaldı. Bu durum; Ermenistan Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Nahçıvan, Sürmeli, Serdarabad, Batı Ahılkelek, Ahıska gibi 93 harbinden önce Rus esareti altına giren Türklük bölgeleri ile Artvin’i de içine alan Batum ilinin Kars ile birleşerek ‘Millî İslâm Şûrası’ adı altında bir yerli hükümet kurulmasına ve Türklük bölgelerinin birleşerek, Ermenilerle Gürcüler’e karşı yurtlarını ve yuvalarını korumasına yolaçtı.
13 Nisan 1919’da İngilizler’in hile ile ve bir baskın sonunda ‘Cenubigarbî Kafkas Hükümeti’ merkezî Kars’taki parlamento konağını basarak Ermenileri getirip yerleştirmesi, Kars’ın 2. defa korkunç yıkım ve Hükümet erkânının Malta’ya sürgün edilip, Karsı’ın tekrar Ermeni kıyımına uğramasına sebep olmuştur. 18 ay süren son Ermeni işgalinin ve 1905’ten önceki Taşnak Komiteleri ile asker ve çete sürülerinin işlediği mezâlimi halk şairlerimiz destan ve koşmalarla dile getirmişlerdir. Yerli ve yabancı araştırmacıların, hattâ 1919 güz aylarında Doğu Anadolu’yu ve Erivan bölgesini dolaşarak inceleme yapan General Harbord başkanlığındaki Amerikan heyetinin vardığı sonuç göstermiştir ki, Karadeniz-Irak arasındaki sınırlar dahil, Ermeniler Türkiye’nin hiçbir yerinde nüfus çoğunluğu teşkil etmemişlerdir. Bu yüzden de Ermeni komitacıların dünyaya yaydıkları propagandalarda ileri sürdükleri ‘Türkiye Armenyası-Ermenistanı’ hep hayâlde kalmıştır. Ermeniler, bu gerçeği iyi bildiği için, komşuları ve yüzyıllar boyu efendileri olan Türkleri kırıp azaltarak, hatta yok ederek, yapma bir ‘Ermenistan’ meydana getirmeye özenerek, vahyi usûllerle kıyımlara girişmişler, sonunda eski yurtlarından bile olmuşlardır. Bu gerçek, Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi hazırlığı sırasında Ermeniler’in Kars’ta koro hâlinde söylediği Ermenice ‘Antranik kardeş, gidelim Türkiye’ye/Kıralım Türkleri, olsun Ermenistan’ diye başlayan ‘Antranik Marşı’nda da görülüyor”
Kırzıoğlu Dr. Fahrettin Erdoğan, Katolik ve Protestan Ermeniler dışında, sayı bakımından daha çok olan Gregoryen Ermeniler’in millî ülkülerinde yaşattıkları “Büyük Ermenistan”ı ancak, “Türkleri kıralım” felsefesiyle gerçekleştirecekleri hayâlini taşıdıklarına dikkat çekerek, şunları ekliyor:
“Bu uğurda dün Çarlık Rusyası ordularının yanında Türkiye’ye ‘İntikam Taburları’ ndan kurulu alaylarla saldıran Ermeniler, bugün de Sovyet Rusyası’nda ‘En imtiyazlı millet’ olarak, bu uğurdaki mektepler ve yayınlarla büyütülüp eğitilerek, yarına hazırlık yapıyorlar. Bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti’nin kurulduğu topraklarda 100 yıl öncesinde bile Ermeniler azınlıkta idi. Ermenilerin ‘Eski Armenya’ ve ‘Armenya Tarihi’ üzerindeki iddiaları da çürüktür ve buz üzerine kurulan yapıya benzer. Gregoryen mezhebindekilere, Ortodoks Rum ve Gürcü’lerden ayırt edebilmek için ‘Ermeni’ denilmeye başlandığı; ‘Ermenice’ denilen karma dille konuşanların da Gregoryen mezhebindekilere ‘Ermeni’ denilip, Katolik ve Protestanların ise, öteden beri ‘Ermeni’ adını benimsemedikleri, hatta bundan nefret ettikleri bilinen gerçektir.
“I. Cihan Savaşı’ndan önce ‘İntikam Taburları’na yazılarak, Rus ordusunun yanında Türkiye’deki silahsız halkı kırıp bitirme talimleri gören Ermeniler, 1914 Kasım ayı başında 4 alay hâlinde Kars ve Revan ilinden Türkiye sınırlarına saldırmışlardı. Bu sırada bir hafta içinde Kars’ta 75 köylü ve yolcu olan silahsız Türk’ün Taşnak Komitesi’ne mensup Ermeni fedaileri tarafından öldürülmesi üzerine Kars Müstahkem Mevkii Komutanlığı’nda görevli Alman asıllı Von dem Baun ile Tatar asıllı 2 Çarlık subayı tarafından pek uğrayanın olmadığı uzak İslâm köylerine gitmeleri öğütlenerek katliamdan kurtulmuşlardı.
Köylere sığınanlar 8-10 gün sonra geri dönünce camileri, çarşıları, mahalleleri ve evlerinin çoğunun yanmış-yıkılmış olduğunu gördüler. Bu sırada vahşet ve kıyımlara katıldıkları için suçlu olan bütün eski yerli ve göçmen Ermeniler kaçarak Arpaçayı’nın doğusuna giderken, onlardan boşalan yerlere Revan ilinden kaçıp gelen zavallı, pek perişan ve yoksul Türk aileleri yerleştiler. Kars’ın kırk yıllık kara günlerden kurtuluşunun sevinci fazla uzun sürmedi. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile ordumuz 1914’teki sınırın gerisine çekilmeye mecbur kaldı. Bu durum; Ermenistan Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Nahçıvan, Sürmeli, Serdarabad, Batı Ahılkelek, Ahıska gibi 93 harbinden önce Rus esareti altına giren Türklük bölgeleri ile Artvin’i de içine alan Batum ilinin Kars ile birleşerek ‘Millî İslâm Şûrası’ adı altında bir yerli hükümet kurulmasına ve Türklük bölgelerinin birleşerek, Ermenilerle Gürcüler’e karşı yurtlarını ve yuvalarını korumasına yolaçtı.
13 Nisan 1919’da İngilizler’in hile ile ve bir baskın sonunda ‘Cenubigarbî Kafkas Hükümeti’ merkezî Kars’taki parlamento konağını basarak Ermenileri getirip yerleştirmesi, Kars’ın 2. defa korkunç yıkım ve Hükümet erkânının Malta’ya sürgün edilip, Karsı’ın tekrar Ermeni kıyımına uğramasına sebep olmuştur. 18 ay süren son Ermeni işgalinin ve 1905’ten önceki Taşnak Komiteleri ile asker ve çete sürülerinin işlediği mezâlimi halk şairlerimiz destan ve koşmalarla dile getirmişlerdir. Yerli ve yabancı araştırmacıların, hattâ 1919 güz aylarında Doğu Anadolu’yu ve Erivan bölgesini dolaşarak inceleme yapan General Harbord başkanlığındaki Amerikan heyetinin vardığı sonuç göstermiştir ki, Karadeniz-Irak arasındaki sınırlar dahil, Ermeniler Türkiye’nin hiçbir yerinde nüfus çoğunluğu teşkil etmemişlerdir. Bu yüzden de Ermeni komitacıların dünyaya yaydıkları propagandalarda ileri sürdükleri ‘Türkiye Armenyası-Ermenistanı’ hep hayâlde kalmıştır. Ermeniler, bu gerçeği iyi bildiği için, komşuları ve yüzyıllar boyu efendileri olan Türkleri kırıp azaltarak, hatta yok ederek, yapma bir ‘Ermenistan’ meydana getirmeye özenerek, vahyi usûllerle kıyımlara girişmişler, sonunda eski yurtlarından bile olmuşlardır. Bu gerçek, Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi hazırlığı sırasında Ermeniler’in Kars’ta koro hâlinde söylediği Ermenice ‘Antranik kardeş, gidelim Türkiye’ye/Kıralım Türkleri, olsun Ermenistan’ diye başlayan ‘Antranik Marşı’nda da görülüyor”
Kırzıoğlu Dr. Fahrettin Erdoğan, Katolik ve Protestan Ermeniler dışında, sayı bakımından daha çok olan Gregoryen Ermeniler’in millî ülkülerinde yaşattıkları “Büyük Ermenistan”ı ancak, “Türkleri kıralım” felsefesiyle gerçekleştirecekleri hayâlini taşıdıklarına dikkat çekerek, şunları ekliyor:
“Bu uğurda dün Çarlık Rusyası ordularının yanında Türkiye’ye ‘İntikam Taburları’ ndan kurulu alaylarla saldıran Ermeniler, bugün de Sovyet Rusyası’nda ‘En imtiyazlı millet’ olarak, bu uğurdaki mektepler ve yayınlarla büyütülüp eğitilerek, yarına hazırlık yapıyorlar. Bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti’nin kurulduğu topraklarda 100 yıl öncesinde bile Ermeniler azınlıkta idi. Ermenilerin ‘Eski Armenya’ ve ‘Armenya Tarihi’ üzerindeki iddiaları da çürüktür ve buz üzerine kurulan yapıya benzer. Gregoryen mezhebindekilere, Ortodoks Rum ve Gürcü’lerden ayırt edebilmek için ‘Ermeni’ denilmeye başlandığı; ‘Ermenice’ denilen karma dille konuşanların da Gregoryen mezhebindekilere ‘Ermeni’ denilip, Katolik ve Protestanların ise, öteden beri ‘Ermeni’ adını benimsemedikleri, hatta bundan nefret ettikleri bilinen gerçektir.