Anadolu Gençlik Derneği Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, bölgede artan gerilime dikkat çekerek Türkiye’de bulunan bazı askeri üslerin güvenlik riski oluşturduğunu savundu. Kara, hükümete siyasi ve askeri tedbir çağrısında bulundu.
‘TÜRKİYE BU KRİZİN DIŞINDA KALAMAZ’
Durmuş Ali Kara, Orta Doğu’da tansiyonun her geçen gün yükseldiğini belirterek, yaşanan gelişmelerin Türkiye’yi de doğrudan etkileyebileceğini ifade etti. Bölgedeki son sürecin yalnızca İran’ı değil, tüm İslam coğrafyasını ve Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini kaydeden Kara, şu ifadeleri kullandı: “Ortadoğu’da uzun yıllardır devam eden emperyal müdahaleler, bölgeyi kalıcı bir istikrarsızlık sarmalının içine sürüklemiştir. Bugün yaşanan hadiseler de bunun yeni bir halkasıdır. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi, sadece İran’ı ilgilendiren bir gelişme olarak görülemez. Bu olay, zaten kırılgan olan dengeleri tamamen altüst edebilecek, bölgeyi daha büyük ve kontrolsüz çatışmalara sürükleyebilecek son derece tehlikeli bir adımdır. Bizler görüyoruz ki, Ortadoğu üzerinde hesap yapan küresel güçler, ülkeler arasındaki gerilimleri derinleştirerek kendi çıkarlarını tahkim etmeye çalışmaktadır. Ancak bu kirli senaryoların bedelini her zaman masum halklar ödemektedir. Yeni bir savaş dalgası, sadece İran’ı değil; Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Filistin’e kadar geniş bir coğrafyayı etkisi altına alacaktır. Bu durumun Türkiye’ye yansımaması düşünülemez. Türkiye, coğrafi konumu, tarihi sorumluluğu ve bölgeyle olan güçlü bağları nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenme potansiyeline sahiptir. Sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanacak her büyük kriz; güvenlik, ekonomi ve toplumsal huzur açısından ülkemizi de zorlayacaktır. Bu nedenle atılacak her adım son derece dikkatli planlanmalıdır.
‘ASIL HEDEF BÜYÜK İSRAİL’İ KURMAK’
Meselenin büyük resmi görmek olduğunun altını çizen AGD Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara Amerika’nın hangi ülkeye barış ve huzur getirdiğini sorarak sözlerine şu cümlelerle devam etti: “Mesele olanı izlemek değil, mesele doğru okumaktır. Bugün, daha iyi anlaşılıyor ki Venezuela müdahalesi, İran’a saldırıların ekonomik garantisi olarak yapılmıştır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu boğazın kontrolünün İran’da olması, savaş durumunda petrol arzını ve maliyetlerini tehlikeye sokuyor. Bu riski azaltmak ve savaşın ekonomik yükünü hafifletmek için ilk önce Venezuela’nın petrol kaynakları adeta ele geçirildi. Venezuela’dan sonra gelişmeler devam ediyor. Ne tesadüftür ki İran’a yönelik saldırıdan sadece bir gün önce Pakistan-Afganistan gerginliği tekrar kaşınarak bir savaşa dönüştürüldü. Bu iki devlet; münferit olarak olası bir savaşta net bir şekilde İran’ın yanında duracaklarını ifade etmişlerdi. Ancak, o bölgede de savaş kıvılcımı çakıldı iki Müslüman ülkenin savaşı başladı. Tüm dünya gördü müzakereler esnasında İran’ın daha yapıcı taraf olduğunu, birçok şarta daha müspet yaklaştığını herkes gördü. Amerika’nın, İran’a dayattığı her bir konu kabul edilmiş olsa dahi İran’a yönelik saldırılar mutlaka başlamak zorundaydı. Çünkü asıl hedef büyük İsrail’i kurmak. Bunun için önemli bir adımı daha atmak zorundalar. Hedef asla rejim değildir, hedef asla İran’da yaşayan insanların refahı ve huzuru değildir. Soruyoruz şimdi: Amerika bu coğrafyada hangi sorunu çözebilmiş? Hangi ülkeye barış getirebilmiş? Hangi ülkeyi vaat ettiği 'demokrasiyle' buluşturabilmiş? Yakın tarih göstermiştir ki Amerika’nın, bombalarıyla demokrasi gelmiyor, Kuruluyla barış gelmiyor, ticaretiyle refah gelmiyor.”
‘AMERİKA BU BÖLGEYİ BAHÇESİ BELLEMİŞ’
Müslüman ülkelerin bu durumu doğru değerlendirip İslam birliğinin kurulması gerektiğinin altını çizen Kara, Amerika’nın Müslüman ülkelere yaptığı zulmü bir hikâye ile anlatarak şu ifadeleri kaydetti: “Bir gün bir Müslüman’ın bahçesine üç hırsız girer. Birisi inançsız, birisi Hristiyan ve sonuncusu da Müslümandır. Ev sahibi bakar ki bahçesine giren üç hırsızı tek başına dövemez. Bir çözüm üretmelidir. Kendi kendine der ki: Önce Müslüman’a ‘Sen kardeşimsin.’ diyeyim, yanıma alayım. Hristiyan’a da ‘Ehli kitapsın.’ diyeyim, yanıma alayım. İnançsıza da ‘Senin bu bahçede ne işin var? Biri benim kardeşim, diğeri de ehli kitaptır.’ der ve üçü birleşip inançsızı döverler. Ev sahibi daha sonra Hristiyan’a dönerek, ‘Müslüman olan benim kardeşimdir. Sen nasıl olur da başkasının malına el uzatırsın?’ diyerek Müslüman’la birlikte Hristiyan’ı da döver. En sonunda da Müslüman’a dönerek, ‘Bir de Müslüman olacaksın; sen nasıl haram olan bahçeye girersin?’ der ve Müslüman’ı da döver. Bu hikâyeden alınması gereken kritik ders şudur: Amerika bu bölgeyi bahçesi bellemiş. Civardaki Müslüman ülkeleri bir şeyler vererek, ikna ederek, baskı yaparak ve zorbalayarak kendi yanında tutuyor; ardından yanındakileri sırayla bir bir dövüyor. Bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki bir sonraki adım Türkiye’dir. Ve büyük hedef, Büyük İsrail’dir. Dolayısıyla bizim bir an önce Müslümanlar ve Müslüman ülkeler olarak bu süreci doğru değerlendirmemiz ve netice olarak da İslam birliğini tesis etmemiz gerekmektedir. Bu durum bugünkü şartlarda zor gibi gözükse de güç ve kuvvet sahibi Allah’tır. Gereken hassasiyet gösterildikten sonra Allah’ın lütfu ile muhakkak gerçekleşecektir.”
‘İNCİRLİK VE KÜRECİK ÜSLERİ KAPATILMALI’
Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, hükümetin sürece ilişkin daha net ve kararlı bir tutum ortaya koyması gerektiğini belirterek açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: “ABD ve İsrail’in komşumuz İran’a yönelik gerçekleştirdiği bu saldırılar, ülkemiz başta olmak üzere tüm bölgemizi adeta bir ateş çemberine çevirmektedir. Tehdit altında olan biziz; namluların çevrildiği coğrafya bizim coğrafyamızdır. Artık dünyada hakka ve hukuka dayalı bir düzenin kalmadığı açıkça görülmektedir. Kuvvetin konuştuğu, zulmün arttığı bir dönemin kapıları aralanmıştır. Bu hususta hükümetimizin silkelenmesi ve kendine gelmesi elzemdir. Türkiye, dostlarına güven veren, milli menfaatlerini önceleyen bir duruş sergilemelidir. Bu sebeple acilen İncirlik Üssü ve Kürecik Radar Üssü kapatılmalı; ABD ve NATO askerleri ülkelerine geri gönderilmelidir. Türkiye, hiçbir şekilde başka ülkelerin bölgesel hesaplaşmalarının parçası hâline getirilmemelidir. ABD’nin ve iş birliği içindeki siyonist anlayışın bölgemizde yürüttüğü politikalar er ya da geç başarısız olacaktır. ‘Dünya beşten büyüktür’ demek tek başına yeterli değildir; buna uygun, bağımsız ve kararlı dış politikalar da ortaya konulmalıdır. Bu vesileyle aziz İran halkının yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, hayatını kaybeden yediden yetmişe tüm kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz.”