İslâm ülkeleriyle ilgili bir araştırmanın sonuçları 5 vakit namaz kılanların oranının Türkiye’de yüzde 25, Endonezya’da yüzde 90 olduğu bildiriliyor. Bu yüzdeler Hindistan’dan sonra dünyada en fazla Müslüman nüfusun yaşadığı 250 milyonluk Endonezya’da 225 milyon, 72 milyonluk Türkiye’de ise 18 milyon kişiye tekabül ediyor. 1 milyarı aşan nüfusunun 500 milyondan fazlası Müslüman olan Hindistan’ın yanısıra Mısır, Cezayir, Libya, Tunus, Fas, Sudan, Yemen gibi nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerle ilgili kesin rakam verilemediği hâlde, yine de oranın Türkiye’den fazla olduğu ile sürülüyor. Bir süre önce şehrimizde de konferans veren araştırmacı yazarlar Ahmet Bulut ve Abdullah Yıldız tarafından hazırlanarak Pazartesi geceleri Hilal TV’de canlı olarak yayınlanan “Namazda Diriliş” programında üzerinde durulan bu konu ülkemizdeki durumu ortaya koyması bakımından düşündürücü idi.
Kur’an-ı Kerim’de bizim Peygamberimiz’den (sav) önceki peygamberlerin namaz kılmakla emrolunduğu belirtiliyor. Bu sebeple namaz sâdece Muhammed ümmetine has olmayıp, önceki dinlerde de mevcuttu. Resûl-i Ekrem’in “Benim mutluluğum” buyurarak, önemini hatırlattığı namaz ibadeti en üstün duyguyu ifade ediyor. Müslümanların; Yüce Yaradan’a yakın olunan ve O’nun huzurunda münâcaat hâline dönüşen namazın, Mi’rac olayından sonra 5 vakit olarak farz kılındığının idrâki içinde bulunmaları gerekir. Bakara Sûresi 2/153’te “Ey inananlar sabır ve namaz ile yardım isteyin” buyrulmaktadır. Nitekim namaz farz kılınınca Cibrîl, Hz. Peygamber’i Akabe denilen yere götürerek, orada fışkıran su ile önce Cibrîl, sonra da Peygamber Efendimiz abdest alarak birlikte iki rek’at namaz kılmışlar. Resûl-i Kibriya, mutlu bir şekilde eve dönünce, eşi Hz. Hatice validemizi de oraya götürerek aynı şekilde birlikte abdest alarak iki rek’at namaz kılmışlardır. Yaygın olan kabule göre, Cibrîl’in kâbe’de namazın vakitlerini göstermek üzere Hz. Peygamber’e imamlık etmesi Mi’rac olayının ertesi günü vuku bulmuştur.
İslâmiyetin 5 şartından birincisi olan ve Mahşer günü ilk önce suale çekileceğimiz bildirilen namazla ilgili pekçok âyet bulunuyor. Allahü teâlâ, “Beni hatırlamak/anmak için namaz kıl” (Tâhâ 20/14), Allahın elçisi de bir hâdisinde “Namaz dinin direğidir” (Tirmizî, “İman; 8), buyurarak, secdeyi kulun Allah’a en yakın olduğu hâl (Müslim, “Salât” 215) olarak ifade etmiştir. Ayrıca, namazla ilgili bilinç ve değerlendirme “Namaz müminin mi’racıdır” cümlesiyle özetlenmiştir. Bir âyette de “Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl; çünkü namaz çirkin ve kötü işlerden alıkoyar. Allahı zikretmek en büyük şeydir. Allah yapıp ettiklerinizi bilir” (Ankebut 29/45) buyrulmaktadır. Hz. Peygamber, Allah’ın namaz sayesinde günahları sileceğini müjdeliyor. (Buhari “Mevâkit”, 6) İslâm âlimleri, bu dine mensup olanların kendi özgür iradeleriyle İslâmiyeti seçtikleri için dinimizde önemli yeri bulunan namaz ibadetini zevkle yerine getirmeleri gereğine dikkat çekerek, namazı terkedip, kılmamanın büyük günah olduğu görüşünde birleşiyorlar. Günde 5 vakit olan namazın dışında Cuma günleri öğle namazının vaktinde cemaatle kılınan Cuma namazı da farz namazdır. Ülkemizde bir kısım Müslümanların 5 vakit farz namazı ihmâl ederek, Cuma namazını ve hatta vâcip olan Ramazan ve Kurban bayramı namazlarını kılmaya özen gösterdikleri dikkat çekiyor.
Allah’ın emri olan farz namazları terkedenler sebebiyledir ki, Türkiye’de namaz kılanların oranı yüzde 25 gibi, çok düşük bir seviyede bulunuyor. Kaynaklar, Endonezya’da namaz kılanların oranının yüzde 90 gibi yüksek oluşu, geçmişte namaz konusunda getirilen engellerden sonra kavuşulmuş olan serbestlik sonucu giderek artan ibadet aşkı ile izah ediliyor. Hac farizasını yerine getirenlerin Endonezyalı hacıların ibadet, cana yakın davranışları, kıyafetleri ve kafile disiplininden sitayişle bahsettiği herkesin malûmu. Malezyalı hacıları da bunlara eklemek yanlış olmaz. Buna karşılık ülkemizde namaza olan yüzde 25’lik sebatın 1950’ye kadar CHP iktidarı döneminde Kur’an öğretilmesi, okullarda ve kurslarda çocuklara dinî bilgi verilmesinin yasaklanması, dinî okulların kapatılması, hocalara kılık kıyafet konusunda baskının artması, ezanın türkçe okunması ve siyasî uygulamalar halkın namaza olan ilgisizliğinin artmasına başlıca sebep olarak gösterilir. Çocukluğumuzda yaz ayları Kum Köprü’deki bağ evimizin yakınındaki mescidin imamı “İslâm hoca” da ve komşu Hasibe hanımın evinde gizli gizli elif cüzü okuduğumuzu dün gibi hatırlarım.
Günümüz eğitim ve öğretim sisteminde okullarda çocuklara İslâmî bilgi verilmesinin, 15 yaşından önce kurslarda Kur’an öğrenilmesinin önüne çeşitli engeller çıkarılıp, orta kısımlarının kapatılarak İmam Hatip Liselerinin tercih edilmesinin önüne geçilmiş, bütün bunların sonucu olarak da dininden bihaber, namaza âşina olmayan, kılığı kıyafeti, davranışları, konuşması bize benzemeyen, büyüğe saygı küçüğe sevgi nedir bilmeyen, kalbine Allah sevgisi ve korkusu yerleşmemiş, helâl haram mefhumundan nâsibini almamış, âsi ruhlu, kavgacı, para edinmek için gayrimeşru yollara başvurmaktan çekinmeyen, milletine hiçbir faydası dokunmayan, tembel, çalışmayan, miskin miskin dolaşan, soyguncu, hırsız, gaspçı, eli bıçaklı ve silâhlı bir nesil meydana gelmiş bulunuyor.
Bu durumda payı bulunan cümle ateist, bînamaz, din karşıtları eserleri ile övünebilir. Ancak, yüce İslâm dininin ebediyete kadar pâyidar olup, nûrunu tamamlayacağını kimse unutmasın!
Kur’an-ı Kerim’de bizim Peygamberimiz’den (sav) önceki peygamberlerin namaz kılmakla emrolunduğu belirtiliyor. Bu sebeple namaz sâdece Muhammed ümmetine has olmayıp, önceki dinlerde de mevcuttu. Resûl-i Ekrem’in “Benim mutluluğum” buyurarak, önemini hatırlattığı namaz ibadeti en üstün duyguyu ifade ediyor. Müslümanların; Yüce Yaradan’a yakın olunan ve O’nun huzurunda münâcaat hâline dönüşen namazın, Mi’rac olayından sonra 5 vakit olarak farz kılındığının idrâki içinde bulunmaları gerekir. Bakara Sûresi 2/153’te “Ey inananlar sabır ve namaz ile yardım isteyin” buyrulmaktadır. Nitekim namaz farz kılınınca Cibrîl, Hz. Peygamber’i Akabe denilen yere götürerek, orada fışkıran su ile önce Cibrîl, sonra da Peygamber Efendimiz abdest alarak birlikte iki rek’at namaz kılmışlar. Resûl-i Kibriya, mutlu bir şekilde eve dönünce, eşi Hz. Hatice validemizi de oraya götürerek aynı şekilde birlikte abdest alarak iki rek’at namaz kılmışlardır. Yaygın olan kabule göre, Cibrîl’in kâbe’de namazın vakitlerini göstermek üzere Hz. Peygamber’e imamlık etmesi Mi’rac olayının ertesi günü vuku bulmuştur.
İslâmiyetin 5 şartından birincisi olan ve Mahşer günü ilk önce suale çekileceğimiz bildirilen namazla ilgili pekçok âyet bulunuyor. Allahü teâlâ, “Beni hatırlamak/anmak için namaz kıl” (Tâhâ 20/14), Allahın elçisi de bir hâdisinde “Namaz dinin direğidir” (Tirmizî, “İman; 8), buyurarak, secdeyi kulun Allah’a en yakın olduğu hâl (Müslim, “Salât” 215) olarak ifade etmiştir. Ayrıca, namazla ilgili bilinç ve değerlendirme “Namaz müminin mi’racıdır” cümlesiyle özetlenmiştir. Bir âyette de “Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl; çünkü namaz çirkin ve kötü işlerden alıkoyar. Allahı zikretmek en büyük şeydir. Allah yapıp ettiklerinizi bilir” (Ankebut 29/45) buyrulmaktadır. Hz. Peygamber, Allah’ın namaz sayesinde günahları sileceğini müjdeliyor. (Buhari “Mevâkit”, 6) İslâm âlimleri, bu dine mensup olanların kendi özgür iradeleriyle İslâmiyeti seçtikleri için dinimizde önemli yeri bulunan namaz ibadetini zevkle yerine getirmeleri gereğine dikkat çekerek, namazı terkedip, kılmamanın büyük günah olduğu görüşünde birleşiyorlar. Günde 5 vakit olan namazın dışında Cuma günleri öğle namazının vaktinde cemaatle kılınan Cuma namazı da farz namazdır. Ülkemizde bir kısım Müslümanların 5 vakit farz namazı ihmâl ederek, Cuma namazını ve hatta vâcip olan Ramazan ve Kurban bayramı namazlarını kılmaya özen gösterdikleri dikkat çekiyor.
Allah’ın emri olan farz namazları terkedenler sebebiyledir ki, Türkiye’de namaz kılanların oranı yüzde 25 gibi, çok düşük bir seviyede bulunuyor. Kaynaklar, Endonezya’da namaz kılanların oranının yüzde 90 gibi yüksek oluşu, geçmişte namaz konusunda getirilen engellerden sonra kavuşulmuş olan serbestlik sonucu giderek artan ibadet aşkı ile izah ediliyor. Hac farizasını yerine getirenlerin Endonezyalı hacıların ibadet, cana yakın davranışları, kıyafetleri ve kafile disiplininden sitayişle bahsettiği herkesin malûmu. Malezyalı hacıları da bunlara eklemek yanlış olmaz. Buna karşılık ülkemizde namaza olan yüzde 25’lik sebatın 1950’ye kadar CHP iktidarı döneminde Kur’an öğretilmesi, okullarda ve kurslarda çocuklara dinî bilgi verilmesinin yasaklanması, dinî okulların kapatılması, hocalara kılık kıyafet konusunda baskının artması, ezanın türkçe okunması ve siyasî uygulamalar halkın namaza olan ilgisizliğinin artmasına başlıca sebep olarak gösterilir. Çocukluğumuzda yaz ayları Kum Köprü’deki bağ evimizin yakınındaki mescidin imamı “İslâm hoca” da ve komşu Hasibe hanımın evinde gizli gizli elif cüzü okuduğumuzu dün gibi hatırlarım.
Günümüz eğitim ve öğretim sisteminde okullarda çocuklara İslâmî bilgi verilmesinin, 15 yaşından önce kurslarda Kur’an öğrenilmesinin önüne çeşitli engeller çıkarılıp, orta kısımlarının kapatılarak İmam Hatip Liselerinin tercih edilmesinin önüne geçilmiş, bütün bunların sonucu olarak da dininden bihaber, namaza âşina olmayan, kılığı kıyafeti, davranışları, konuşması bize benzemeyen, büyüğe saygı küçüğe sevgi nedir bilmeyen, kalbine Allah sevgisi ve korkusu yerleşmemiş, helâl haram mefhumundan nâsibini almamış, âsi ruhlu, kavgacı, para edinmek için gayrimeşru yollara başvurmaktan çekinmeyen, milletine hiçbir faydası dokunmayan, tembel, çalışmayan, miskin miskin dolaşan, soyguncu, hırsız, gaspçı, eli bıçaklı ve silâhlı bir nesil meydana gelmiş bulunuyor.
Bu durumda payı bulunan cümle ateist, bînamaz, din karşıtları eserleri ile övünebilir. Ancak, yüce İslâm dininin ebediyete kadar pâyidar olup, nûrunu tamamlayacağını kimse unutmasın!