Türk-Yunan İlişkilerinin Dinî Boyutu

.
Batı komşumuz Yunanistan, ekonomik krizin eşiğinde veya içinde. Ayrıca bizim de maalesef alışık olduğumuz vurdulu kırdılı sokak hareketleri ve izinsiz gösteriler de eksik olmuyor. Araba yakmalar, iş yeri kundaklamalar, resmi binaları ve bankaları taşlamalar almış başını gidiyor.
Karadan, denizden ve hattâ havadan komşumuz olan Yunanistan'da, böyle karışıklıkların olması haliyle bizi de etkiliyor ve tedirgin ediyor. Bütün dünya biliyor ki Türkiye, fırsat düşkünü ve arkadan vurmayı iş edinmiş bir ülke değildir. Yunanistan'daki olayları, çıkarlarımız doğrultusunda kullanma ve fırsatları değerlendirme yerine, durulması ve huzurun bir an önce sağlanması için üzerimize düşeni ve komşuluğun gereğini yapmaya hazırız.
İşte tam bu sırada, siyasal ve sosyal olayların tırmanışa geçtiği bir anda Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Yunanistan'a onu bakan olmak üzere 320 kişilik seçkin bir heyetle iki günlük bir ziyarette bulundu. Tabii ki bu girişime yalnızca ziyarette bulundu tâbirini kullanmak yanlış olmaz, ama eksik olur. Her iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüşmeler yapmak ve temaslarda bulunmak tâbiri maksadı daha güzel ifade eder. Nitekim bu iki günlük temas ve görüşmeler neticesinde önemli konularda mutabakat sağlandı ve 22 anlaşmaya imza atıldı. Bu anlaşmaların içerisinde yıllardır Türkiye ile Yunanistan arasında kemikleşmiş ve uzun zamandır çözümlenememiş konular da bulunmaktadır.
Yunanistan dendi mi hemen bizim aklımıza; Batı Trakya Türk Azınlığı, KKTC., kıt'a sağanlığı, Kardak Kayalığı, Patrikhane gibi meseleler gelir. Yunanistan'daki Osmanlı eserlerinin restorasyonunu, yakılan, yıkılan ve yok edilen Türk vakıf eserlerini de unutmamak lâzım. Ayrıca hava alanı yapacağız, üniversite kuracağız ve açık ceza evi inşa edeceğiz bahanesiyle istimlak edilen değil, gasp edilen ve metruk vaziyette tutulan Türklere ait binlerce dönüm araziyi de sahipleriyle birlikte hürriyetlerine kavuşturmak ve yeşertmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Türk okullarında okutulsun diye gönderilen kitapların, mahzenlerde çürümeye terk edilmesi de bir türlü çözülemeyen konulardan birisi.
Keşke ben bu yazıyı Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ve beraberindekiler Yunanistan'a gitmeden yazmış olsaydım. Yunanistan'la bu seviyedeki görüşmeler, elbette ilk defa yapılmıyor. Bu çapta ve kapsamda olmasa da şimdiye kadar bu tarz görüşmeler defalarca yapıldı, ama her nedense hiçbir şey değişmedi. Rahmetli Adnan Menderes zamanında açılmış bir Celal Bayar Lisesi vardı. Üniversite haline getirilmesi beklenirken ve umut edilirken kapanıp gitti. Gümülcine Medresesinden mezun olan ve olacak gençlerin, Türkiye'ye okumaya gitmelerini ve Türkiye'den Batı Trakya'ya din görevlisi gönderilmesini önlemek amacıyla Atina'da göstermelik bir dinî yüksek okul açıldı. Türk azınlığına ait okullara, Türk Okulu diye yazamaz ve tabela asamazken onlar, İstanbul Karaköy’deki Rumlara ait okula Rum Okulu tabelasını astılar. Bu meseleleri Rahmetli Turgut Özal, çok istemesine rağmen çözemedi. Çözülmüş gibi göründü, ama sonradan hiçbir konunun çözüme kavuşturulamadığı anlaşıldı.
Batı Trakya Türk Azınlığının meselelerini çok iyi bilen ve yakından takip eden meraklı birisiyim. Üç defa birer ay süreli kısmet oldu Batı Trakya'ya gittim. İlk gidişimle son gidişim arasında 20 yıllık bir zaman bulunmasına ve zaman zaman yapılan görüşmelere rağmen hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu gördüm. Benim Gümülcine'de Kokucu Hacı Hasan isimli bir dostum vardı. Gümülcine'deki köprünün üzerinde Türk vakıflarına ait dükkanlardan birisinde kiracı idi. Son gördüğümde dükkanın ne olduğunu ve ticarete devam edip etmediğini sordum. Köprüyle birlikte Yunanlılar yıktılar dedi. Halen esnaf denetimlerinde bir Türk berberi ile bir Rum berberine aynı durumda olmalarına rağmen çok farklı cezalar yassalar. Türk berbere yazdıkları ceza Rum berbere yazdıkları cezadan kata kat fazla olur. Bütün bunları yaşayanlar ve haksız muameleye maruz kalanlar bilir, Atina'daki anlaşmalara imza atanlar bilmezler. Böyle bir uygulama dünyanın neresinde görülmüş? Bir Türk ailesi evinin damının kiremidini değiştiremez ve yıkılan bahçe duvarını yeniden yapamaz. Gerisini siz düşünün.
Benim Batı Trakya Türk Azınlığına ait en iyi bildiğim ve olayın kahramanlarıyla birebir konuşarak takip ettiğimi meselelerden birisi de; müftülük meselesidir. Her ne hikmetse aynı problem KKTC’de de var. Haydi diyelim Batı Trakya'daki müftülük anlaşmazlığını Yunanlılar çıkartıyor. KKTC’dekini kim çıkartıyor? KKTC’de müftülük, neredeyse 15 senedir vekâletle yürütülüyor, hem de isim ve yetkisi değiştirilerek ve kısıtlanarak.
Şu anda Batı Trakya'da 4 müftü var: İki müftü Gümülcine'de ve iki müftü İskece'de. İbrahim Şerif, azınlığın seçtiği ve istediği Gümülcine Müftüsü. Cemali Meço, azınlığın seçmediği ve istemediği, Yunan makamlarının hakları ve yetkileri olmayarak atadıkları Gümülcine Müftüsü. Ahmet Mete, azınlığın seçtiği ve istediği İskece Müftüsü. M. Emin Şinikoğlu, azınlığın seçmediği ve istemediği, Yunan makamlarının hakları ve yetkileri olmayarak atadıkları İskece Müftüsü. İnşallah imzalanan 22 anlaşmadan birisi bu konu ile ilgilidir ve meseleyi Türk Azınlığının isteği ve görüşü doğrultusunda bir çözüme bağlamıştır veya bağlayacaktır.
Şu anda Batı Trakya Türk Azınlığının en önemli meselesi bu. Bu meselenin geçmişinde Gümülcine Müftüsü Hüseyin Mustafa (merhum) ve İbrahim Şerif Efendilerin, İskece Müftüsü Mustafa Hilmi (merhum) ve oğlu M. Emin Ağanın (merhum), şu anda İskece Müftüsü Ahmet Mete’nin verdikleri asil, yürekli ve şahsiyetli mücadeleleri yatar. Bu üstün, azimli ve kararlı insanların yüreklerini rahatlatmayacak, gönüllerini ferahlatmayacak ve ruhlarını serinletmeyecek hiçbir çözüm şekli işe yaramaz ve maksadı ifade etmez. Menfaatleri için eğilmeyen, geçici dünya hırslarına kapılmayan, nefislerine teslim olmayan ve Yunan emellerine alet olmayan bu insanların etraflarında kümelenen ve Anavatan'dan ümitlerini hiçbir zaman kesmeyen Batı Trakya Türk Azınlığının varlığı ve emeği boşa gitmemelidir.
Balkanlardaki Osmanlı eserleri 600 yıllık saltanatın bize bıraktığı en kutsal emanettir. Bu emanete şimdiye kadar lâyıkıyla sahip çıkılmamış, inşallah bundan böyle sahip çıkılır ve hiç olmazsa kalanlar kurtarılır. Evliya Çelebinin kaydettiğine göre vaktiyle Yunanistan'da 361 cami ve 499 mescid varmış. Diğer tarihî eserleri çok yer alacağı ve yazıyı uzatacağı için buraya almıyorum. Şimdi ise bu eserlerin ancak yüzde onu ayakta kalabilmiş, Bunların da büyük bir kısmı ya amacının dışında kullanılmakta veya kaderine terk edilmiş toprağa gömülüp gitmesi beklenilmektedir. Bu ziyarette Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan'ın, Yunanistan'daki tarihî eserlere sahip çıkması ve restorasyonu için Yunan Başbakanından izin ve destek istemesi gerçekten yüreğimize su serpti. Balkanlarda kurtulan veya ayakta kalmaları sağlanan tarihî eserlerimizin büyük bir Kısmı, Türk devlet adamlarının sahip çıkmaları ile bu günlere gelebilmiştir. Atina'daki Fatih Sultan Mehmet Han Fethiye Camii ile Voyvoda Camiinin restore edileceği ve ayrıca 500 kişilik bir caminin inşa edileceği haberi bizleri derinden sevindirmiş ve Türk-Yunan ilişkilerinin geleceği hakkında ümitlendirmiştir.
Şu anda Atina'da 200 binin üzerinde Müslüman yaşamaktadır. Atina, Avrupa Birliğinde ibâdete açık camisi bulunmayan tek başkenttir. İnşallah Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan'ın ilgisi ve Yunan makamlarından olan ricası netice verir de Atina'da yaşayan Müslümanlar da bir camiye kavuşmuş olurlar. Türkiye'de Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılmasını isteyenler ve hiçbir inanç farkı gözetilmeden bütün mabetlere aynı ilginin ve himayenin gösterildiğini ülkemizde görenler her hal de insafa geleceklerdir. Bekliyoruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri