Türk ordusunun itibarını koruyan komutan

2021 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrılan Albay Orkun Özeller, ABD tarafından takdim edilen ödülü iade ederek ve Kosova’da Alman erlerin kendisine yaptığı saygısızlığa anında cevap vererek, Türk subayının itibarını koruyan bir asker olarak tarihe geçt

2021 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrılan Albay Orkun Özeller, ABD tarafından takdim edilen ödülü iade ederek ve Kosova’da Alman erlerin kendisine yaptığı saygısızlığa anında cevap vererek, Türk subayının itibarını koruyan bir asker olarak tarihe geçti.

ABD’NİN VERDİĞİ MADALYAYI İADE ETTİ

2017 yılında Adana İncirlik Üssü'ndeki törende kendisine ABD'li bir albay tarafından takdim edilen madalyayı iade eden emekli Albay Orkun Özeller, Merhaba Şehir dergisine özel açıklamalarda bulundu. Ödül töreninde “Bu madalyayı kabul etmem mümkün değildir. Çünkü bu madalyayı verenler benim düşmanım olan YPG ile işbirliği içindedir. 'Onurum' bu madalyayı kabul etmeme müsaade etmemektedir" diyerek, ödülü iade edenAlbay Orkun Özeller, 2021 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

HEM FETÖ İLE HEM PKK İLE MÜCADELE ETTİ

Kayseri Komando Tabur Komutanı olduğu dönemde Diyarbakır Sur’dagörev almış hem PKK hem de FETÖ ile mücadele eden Orkun Özeller, Kosova Barış Gücü Türk Taburu'nda görev yaptı. Kosova’nın Prizren şehrinde görev yaptığı yıllarda kendisini gözaltına almak isteyen Alman askerlerine de haddini bildirerek, Türk ordusunun onurunu koruduğu gibi Türkiye’nin “ikinci çuval” krizi yaşamasının da önüne geçti. Albay Özeller, askerlik yıllarında yaşadığı anılarını İncirlik Ağacı isimli bir kitapta topladı.

ÖZEL KUVVETLER EN BÜYÜK HAYALİMDİ

**Orkun Özeller kimdir? Öncelikle sizleri kısaca tanıyabilir miyiz?

-1971 İstanbul doğumluyum. Babam öğretmen olduğu için Türkiye’yi dolaşarak büyüdüm. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde eğitim gördükten sonra hem askeri lise hem de harp okulunu okudum. Müteakiben de 1993 yılında Teğmen olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapmaya başladım. Silahlı Kuvvetler’de başlangıcım Özel Kuvvetler’de oldu. Hayalini kurduğum bir birimdi. Toplam 16 yıl orada görev aldım. Bunun dışında Kayseri Komanda Tugayı’nda görev aldım. Terörle mücadele alanlarında Diyarbakır merkezli çeşitli şehirlerde görev yaptım. 2021 yılının Ağustos ayında da kendi kararımla emekli oldum. Yönetim Organizasyonu alanında yüksek lisans yaptım. Sivil hayatta önce bir kitap yazarak zamanımızı değerlendirelim dedik. Bu şekilde yola çıktı.

ŞEREFİM VE ONURUM BU MADALYAYI ALMAMA İZİN VERMEZDİ

**Türkiye kamuoyu sizi ABD’nin verdiği madalyayı reddeden Albay olarak tanıdı. Bu madalyayı neden reddettiniz?

-Türkiye beni ABD’nin verdiği madalyayı reddeden komutan olarak tanıdı. Bunun basına yansımış olmasından dolayı tanıdı. 10 Mayıs 2021 tarihinde verilmek istenen madalya ABD adına verilmek istenen bir madalyaydı. Koalisyon Karargâhı adına verilen bir madalya değildi. ABD adına verilen bir madalyanın da bir mantığını da yoktu. Çünkü ben ABD adına çalışmıyorum. Madalyanın ABD tarafından verilmesi ters bir durumdu. Bunun yanı sıra en önemli konusu da bizim düşmanımız bizim terörist olarak gördüğümüz terörist unsurlarına büyük yardım yapan destek olan bir ülkedir ABD. Bunu sahada da görüyoruz. Aynı anda birliklerimiz silahlı kuvvetlerimiz hem DEAŞ ile mücadele ediyor hem de YPG ile çatışmaya devam ediyor. Aynı bölge içerisinde bu iki terör örgütü ile çatışmalar sürerken, YPG’ye silah yardımı yapan ve destek veren ülke ABD’dir. Benim arkadaşlarımın çatıştığı, yaralandığı ve şehit olduğu bir ortamda YPG’yi destekleyen ve silah veren bir ülkenin bana madalya vermesi benim onurum ve üzerimdeki üniforma gereği bunu kabul etmek pek de uygun bir davranış değildi. Bir Türk askerine, bir Türk subayına bu yakışmazdı. Tüm bunlardan dolayı bana o gün verilmek istenen madalyayı tören esnasında geri iade ettim. Bunun gerekçesi olarak da ABD’nin terör örgütü YPG’ye destek vermesidir. Benim onurum ve şerefim bu madalyayı almaya müsaade etmezdi. Her Türk askerinin her Türk subayının yapması gereken bir davranış şekliydi. Basına yansıdı ve kamuoyu beni bu şekilde tanımış oldu.

KİMSE BÖYLE BİR TEPKİ BEKLEMİYORDU

**Ödülü reddettiğiniz törende ABD’li subayların size yönelik nasıl bir tepkisi oldu?

-Bu soruyla çok karşılaşıyorum. Bu soruyu psikolojik açıdan da incelemek gerekiyor. Herkes zannediyor ki; eyvah Amerika mahvedecek, perişan edecek. Hayır hiçbir şey olmadı. Ben o tören esnasında konuşmamı yaptım, madalyayı çıkarıp ABD’li albaya teslim ettim ve salonu terk ettim. Bu esnada hiçbir reaksiyon yoktu. Zaten onlar da şok olmuştu. Bizim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin unsurları ve arkadaşlarımız de böyle bir şey beklemiyordu. 1-2 gün daha İncirlik’te kaldım. O süre zarfında herhangi bir ABD’li gelip de ya neden böyle yaptın, neden bizim madalyamızı iade ettin diye bir ifadede bulunmadı. Bu gibi korkularla hareket etmek sizin kayıplar vermenize neden olabilir. Davanıza inanıyorsanız korkusuz olarak konuşmalısınız.

**Peki ABD’nin Türk subaylarına böyle bir madalya vermesinin gerekçesi neydi?

-6 ayı aşkın bir süre İncirlik’te görev yaptık. Bu süre zarfında pek çok faaliyetler icra edildi. Bunların en kritikleri hava bombardımanları oluyordu. Bu hava taarruzları sırasında siviller vardı. Bunları korumak gerekiyordu. Çok iyi koordinasyon gerekiyordu. Tüm bunların orada almış olduğumuz eğitimleri sahaya yansıtarak, hiçbir masum sivilin zarar görmeden mevcut görevlerimizi başarılı bir şekilde icra ettik. ABD’lilerle ülke menfaatlerini de gözeterek, uyum içerisinde görev yaptık. Yapılan görevleri başarılı bir şekilde gerçekleştirmemizden dolayı onlara göre Üstün Karargâh Ödülü ile madalyası almaya hak kazandık. Bana ABD adına bu madalyayı takdim ettiler.

ZEKAİ AKSAKALLI EN BÜYÜK DESTEĞİ VERDİ

**ABD’nin size verdiği madalyayı iade ettiğiniz zaman Türkiye kamuoyundan nasıl tepkiler nasıldı?

-Madalyaya reddederken acaba komutanlarım ne der? Benim başıma ne gelir endişe taşımadan bunu yaptım. Bunu düşünmeden yaptım. Üniformamın onuru düşünerek, bunu yaptım. Ben madalyayı geri verdikten sonra öncelikle Zekai Aksakallı komutanım beni aradı: “Madalyayı alsaydın, boynunu koparırdım senin” diye bir desteği oldu. Kamuoyuna yansıdıktan sonra Türk halkının teveccühü olumlu olarak yansıdı. Cumhurbaşkanımızın başdanışmanlarından Yalçın Topçu, Külliye’de beni ağırladı. Cumhurbaşkanımız adına bazı hediyeleri verdi. Devletin en yukarısında da bu olayın olumlu bir yansıması oldu.

İNCİRLİK AĞACI REHBER OLMALI

**Askerlik döneminde yaşadıklarınızı İncirlik Ağacı adı altında bir kitapta topladınız? Bu kitabı yazma süreciniz nasıl başladı?

-Bu aslında bir tecrübe aktarımıydı. Benden sonra özellikle TSK’da görev yapacak arkadaşlara bir rehber olması için bu kitabı yazdım. Biz bu rütbelere kadar geliyorken, pek çok şeyler yaşadık. Pek çok yanlışları öğrenerek, düzelttik. Özellikle genç subayların bazı hataları yapmaması, dirayetli olması ve özgüveni ile kendisini ifade etmesi gerekiyor. Genç subay kardeşlerimiz koalisyon güçlerinde görev yaparken, birinci görevin ülke menfaatleri olduğunu unutmamalıdır. Koalisyonun hedefi amacı benim ülkemin menfaatleri ile çakışıyorsa gerekli müdahalenin yapılması gerekiyor. Bu sadece TSK’da değil uluslararası alanda görev yapan tüm bürokratları da ilgilendiriyor. Bu maksatla bir tecrübe aktarımı ve ileride TSK’da rehber olması için bu kitabı yazdım.

İNSANLARIMIZIN YOĞUN İLGİSİ VAR

**Kitabınıza yönelik tepkiler nasıl? Türkiye’nin farklı şehirlerinde konferanslar veriyorsunuz? İnsanların ilgisi nasıl?

-Kitap büyük tesadüf 29 Ekim haftasında çıktı ve okuyucuyla buluştu. O günden bugüne 5. Baskı yapıldı. Kitaba olan talep bizi çok sevindiriyor. Çeşitli illere kitabın tanıtımı ve imza günü için gidiyoruz. Hep olumlu geri dönüşler alıyoruz. İnsanlarımızın sorduğu sorular ve benim anlattıklarım büyük ilgilerini çekiyor. Memnuniyetle ayrıldıklarını görmek beni mutlu ediyor. Ne kadar çok okuyucuyu bilgilendirirsek, kitap da amacına ve muradına ermiş olacaktır.

OSMAN ERBAŞ PAŞA ÇOK MİLLİ BİR İNSANDI

**Kitabınızda şehit Osman Erbaş Paşa ile ilgili bir anınıza da yer vermişsiniz. Şehit Osman Erbaş Paşa hakkında neler söylemek istersiniz?

-Bu kitaba rahmetli Osman Erbaş generalimiz ve rahmetli Aydoğan Aydın generalimizden alıntılar yaparak başladım. Her ikisi de tanıdığım, duruşuyla, görev anlayışıyla Türk milliyetçiliği çizgisinde görev yapan çok kıymetli komutanlarımızdı. Beraber görev yaptığımız dönemlerden de tanıdığım için ülkemize büyük hizmetler vermiştir. Osman Erbaş, 15 Temmuz gecesi gösterdiği tutum verdiği emirlerle özellikle Adana bölgesinde bir kırılma noktası oluşturdu. Osman Erbaş, tam bir Anadolu insanıydı. Bazen askerler olarak sorarız. Önce asker miyiz yoksa önce insan mıyız? Diye. “Önce insanız, sonra askeriz” düşüncesiyle askerlerine yaklaşmışlardır. O yüzden de çok sevilmişlerdir. Her zaman örnek aldığım komutanlar olmuşlardır. Buradan da tekrar saygı ve sevgiyle anıyorum ikisini de. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

PRİZREN’DE İKİNCİ ÇUVAL SKANDALI ÖNLENDİ!

**Bir dönem Kosova’daki Türk Barış Gücü’nde görev yaptınız. Orada Alman askerlerle yaşadığınız gerilimbasına da düşmüştü. O gün Prizren’de neler yaşandı?

-2003 yılında Prizren’de yaşandı. İmkânı olanların Kosova’daki Prizren şehrine gitmesini tavsiye ederim. Buram buram Türklüğün koktuğu çok güzel Osmanlı’dan yadigâr bir şehrimizdir. Halk da Türklüğe hayran ve bizleri çok seven insanlardır. Kosova’daki Barış Gücü’nde Alman askerlerle birlikte görev yapıyorduk. Uluslararası alanda görev yaparken kendi ülkenizin menfaatini ön planda tutmanız gerekmektedir. Alman askerleri de kendi ülkesinin menfaatleri için çaba gösterdiği. Onların 100 bin dolar para harcadığı bir çalışmayı biz para harcamadan yapıyorduk. Bizim arkamızda halkın sevgisi ve desteği vardı. Bu durum Almanların üzerinde ciddi bir rahatsızlığa neden oluyordu. Bizi itibarsızlaştırmaya ve değersizleştirmeye çalışıyorlardı. Bunu defalarca denediler. Pek çok arkadaşımız buna şahit olmuştu. Benim Alman askerleriyle yaşadığım gerilim Süleymaniye’deki çuval hadisesinden 8 gün sonra oldu. Bunun da bir psikolojik etkisi vardı. Çuval hadisenin Almanlarda da ‘onlar yaptı, biz de yaparız’ psikolojisinin oluşmasına neden olduğunu gördük. Artık iyice pervasızlaşmaya başlamışlardı. Davranış şekillerinden çok belli oluyordu. Benim normal emirler doğrultusunda icra ettiğim bir görev dönüşünde “Burada ne geziyorsun? Burada ne dolaşıyorsun?” diye sormaya kalktılar. Bunlar iki Alman eriydi. “Bunun gidersiniz komutanlarımıza sorarsınız. Hukuken de size cevap vermek zorunda değilim” dedim. Bu cevabım Alman askerlerini ciddi anlamda rahatsız etti. Kosova halkının da gözleri önünde şahit olduğu bir kısmının da müdahil olduğu olaydı. Ben üniformalıydım, Alman askerleri üniformalıydı. Ben başımaydım. Onlar kalabalıktı. Prizren halkının varlığı cesaret oluşturuyordu. Biz de üniformamızın onuruna, şerefine gölge düşürmeden sonu ne olursa olsun gerekeni yaptık.

ALMAN KOMUTAN BİZZAT ÖZÜR DİLEDİ

**Alman askerleriyle yaşanan gerilim Kosova basınına yansıma nasıl oldu?

-Bu olay daha sonra Kosova ve Türk medyasına yansıdı. Kosova’daki ilk yansıma Almanların vermiş olduğu demeç tamamen yalanlarla doluydu. Kosova medyasında “Sarhoş Türk askeri Alman askerlerine saldırdı” şeklinde haberler çıktı. Bu kabul edilebilecek bir şey değil. Böyle bir durumun olması mümkün değil. Normal şartlarda alkol kullanmayan biri değilim. Beni suçladılar, Türk askerlerine suçladılar. Kosova’daki Türk basınına ve diğer Kosova basınına gerçeği anlattık. Bu olayın sonunda Alman komutan hatalarını kabul edip bizzat özür diledi. Biz insan üstü birileri değiliz. Benim tek fevkaladeliğim varsa o da Türk olmamdır. O kadar askerin üstünden gelmem mümkün değildi. Davamda haklıydım. Benim orada yaşadığımı pek çok Türk askeri ve subayı da yaşamıştır. İnsan üstü bir varlık değiliz. Yaptığınız faaliyet doğruysa davanızda haklıysanız vatan, millet ve bayrak için çalışıyorsanız en kötü durumda bile galibiyetle çıkarsınız.

SAVUNMA SANAYİNDE YATIRIMLAR SÜRMELİ

**Son olarak savunma sanayi ile neler söylemek istersiniz? Türk ordusunun bu konuda daha fazla neler yapmalıdır?

-Savunma sanayi son derece önemli. Biz savunma sanayisinde çok iyiyiz söylemi çok tehlikeli bir söylemdir. Bu tür söylemler gelişime engel olmaktadır. Şunu bir kere kabul etmek gerekiyor. PKK terör örgütünün yurt içerisinde gerçekten bitme noktasına geldiği, dağa çıkışların sıfıra yaklaştığı en önemli kırılma noktası ne Amerikası ne Rusyası ne PKK’sı hiçbirinin tahmin edemediği bizim İHA ve SİHA’larımız sayesinde olmuştur. İHA ve SİHA’larımızın etkisi örgütü eylem yapılamaz pozisyona getirmiştir. PKK yurtiçinde gücü bitmiştir ama bu durumda bile Türkiye’yi rahat bırakmayacaklardır. Sürekli bize sıkıntılar yaratacak bir başka piyonları devreye sokacaklardır. Savunma sanayi sürekli gelişmelidir. Yapay zekâ devreye girmelidir. Savunma sanayinin çok daha geniş yelpazede ve geniş katılımlarla desteklenmesi gerekmektedir. Tabii ki savunma sanayi milli olmalıdır. Bu sahadaki Mehmetçik çok önemlidir. Sahadaki Mehmetçik’in hayatını koruyabilmek, görevini ve tam ve yerinde yapabilmesi için savunma sanayinin daha iyi yerlerde gelmesi gerekmektedir. Havada güçlüyseniz muhabereyi kazanırsınız. İHA’larımız, SİHA’larımız güzel ama havadan havaya muhabere gücümüzü daha iyi seviyeye getirmeliyiz. Devlet büyüklerimizin bildiği ve üzerinde çalıştığı konulardır. Savunma sanayisini milli olarak sürekli geliştirmek ülkemizin bekası ve sahada görev yapan Mehmetçiklerimiz için elzemdir.

İBRAHİM BÜYÜKEKEN

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Merhaba Şehir Haberleri