Türk dış politikasına dönük son dönem analizlere bakıldığı zaman maalesef sığ, tarafgir, anlamlandırma ve yol göstericilikten uzak daha ziyade kısa vadede menfaati hesaplayan bir yaklaşımın hakim olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki yakın dönemde gerçekleşen Mısır askeri darbesi ve uzayan aynı zamanda yeniden hararetlenen Suriye meselesi konusunda yazan çizen ve görsel medyadaki dış politika yorumcuları ideolojik ve duygusal davranma, hatalarını kabullenmeme, pozisyonlarını revize etmeme, iç politika süzgecinden dış politikayı okuma, hatta ehil olmayan ellerin işin başında olması gibi dış politika yapıcılarına atfettikleri zaafların çoğunu kendileri sergiliyor ve tartışmalar bir fasit dairede dönüyor. Analizlerin çoğu gerçeklikten kopuk, kişisel hesaplaşmalar üzerinden iç politikada alan yaratmaya dönük olarak yürütülüyor. Neticede kendi görüşlerinin sağlamasını yapma, geriye dönük sorgulama ve olayların gelişimine paralel argümanlarını revize etme gereği duymuyor. Bu kısırlık içinde günaşırı üretilen yeni kavram veya doktrinler veya açıldığı iddia edilen “yeni dönemler” veya “kırılma noktaları” inşa ediyorlar. Bu tür yenilikçi görüntüsü altında orijinal gibi gösterilen yaklaşımların gerçekte tarihi arka planı olmayan yaklaşımlar olup, daha çok, anlık tasfirler, gerçeklikle bağı şüpheli ve teorik birikimden yoksundur. Ayrıca bu tarz değerlendirmeler başlı başına ayrı bir sorun kaynağı olarak dış politika analizlerinin yapısal zaaflarını derinleştiriyor.
Geçen hafta Türk medyasına dış dünya pazarından ithal ettikleri bulunmaz Hint kumaşı gibi pazarladıkları “precious loneliness” (Değerli Yalnızlık) kavramı da bu yapısal sorunları ortaya koyan ilginç bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Çengiz Çandar’ın, Türk dış politikasında işlerin yolunda gitmediğini ifade ettiği bir yazı ile öğrenen diğer pek çok kalem hemen ertesi günden başlayarak bu kavram üzerinden psikolojik tahlillerden ekonomik analizlere varan geniş bir yelpazede deyim yerinde ise derin analizlere daldılar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yalnız dönemini yaşadığı, AK Parti dış politikasının tarihsel değişimi ifade anlamında kullanılan yani simgesel boyutu olan “ komşularla sıfır sorun politikasının” çöktüğünü ileri sürdüler. Hatta stratejik derinliğin ütopik bir yaklaşım olduğunu ileri sürerek Türkiye’yi yalnızlaştırdığını savundular. Muhabirlikten dış politika analizliğine terfi eden sözüm ona bir çok dış politika uzmanı da örnekler vererek Türk dış politikasında değerli yalnızlık döneminin başladığı görüşünü iç politikada başbakanın diktatörlükleştiği ile bütünleştirerek bu konuyu iç politikanın bir malzemesi içinde tartışmayı alevlendirdiler. Akademisyenler ise bu disiplinin yerleşik kavramlarıyla ilişkilendirmekten geri durmadılar. Öyle ki içlerinde “mükemmel yalnızcılık” stratejisi ile ilişkisini irdeleyenler çıktı.
Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “Velev ki yalnız kalalım, bu da değerli bir yalnızlıktır” minvalinde ifade ettiği bir görüşü bütününe bakmadan cımbızla bunu çekerek alıp bunu bir siyasi tercih ve stratejik yöneliş beyanı olarak sunmak bir aydın veya akademisyen için hiç de hoş olmayan bir tavırdır. Aynı zamanda, bu olay, başta bilgi kaynakları hakkındaki özensizlik olmak üzere, dış politika tartışmalarımızın yukarda bahsettiğim zaafların çoğunu sergilemesi açısından da önemlidir. Bunlar, hükümetle daha farklı bağlamlarda tutuştukları kan davasının rövanşını veya bireysel hesaplarını dış politika üzerinden görmeye çalışan ideolojik ve duygusal pozisyon alışkanlıklarıdır. Tartışmaya girenlerin önemli bir kesimi en basit bilimsel araştırma yöntemlerinden yani veri analizi kurallarından bi-haber; bu anlamda ehliyeti sıkıntılı uzmanlardır.
“Değerli Yalnızlık” “Komşularla Sıfır Sorun Politikasının İflası” “ Stratejik Derinlik Çöktü” gibi ne idüğü belli olmayan adlandırmalar ve tartışmalar ne ilk ne de son örnektir. Bu gelişmelerin bu kadar canlı şekilde milletin gözü önünde cereyan etmesi öğretici olduğu kadar şaşırtıcıdır. Öyle ki bu dış politika analizlerinin nasıl kısır ideolojik çekişmelerin ve kişisel hesaplaşmaların uzantısına çevrildiğini görmemek mümkün değildir.
Bu sorunların sebepleri muhtelif olmakla beraber bunların belli başlılarını şu şekilde zikretmek mümkündür:
- Dış politikada anlık resimler üzerinden veya, akşamdan sabaha yaşanan gelişmeler üzerinden derin analizler, doktrinler, tarihsel dönüm noktaları üretildiğini görüyoruz.
- Değerlendirmeler çoğunlukla kapsamlı bir “süreç analizi” ve “veri kontrolü”nden yoksundur
- Sosyal bilimlerde fen bilimlerinde olduğu gibi kesin bir hükme varmanın mümkün olmadığını unutuyoruz. Nitekim olaylara ilişkin yeterli veriye sahip olmadan veya sürecin tamamını göremeden yapılan her türden yorum, koşullu olacaktır.
- Analizlerde tarihsel arka plan, bölgenin demografik yapısı ve işleyişi, örgütlenme biçimleri göz ardı edilmektedir.
- Bölgede var olan siyasi yapılar ve bunların uluslararası güç, küresel güç ve bölgesel güçler ile bütün bunlarda da öte İsrail’in bunlarla örtülü ilişkisi parametrelerin ön önemlilerini oluşturmaktadır.
Baştan şunu söyleyelim Türkiye’nin Suriye ve Mısır politikaları özünde doğrudur. Her devletin dış politikasında olduğu gibi strateji ile sahadaki uygulama mutlak olarak örtüşmeyebilir, inişler çıkışlar artılar eksiler değişkendir. Sonuç da Türkiye’nin menfaatlerine uzun vadede katkısı var mı ona bakmak lazım. Başbakanın üslubunu ve dış politikayı yürüten unsurların sahada küçük çaplı taktiksel hatalarını abartarak bütünü üzerinde yanlışlık yapıldığını sonucuna vararak yetmiş yıllık edilgen Türk dış politikasını haklı çıkarmaya dönük yaklaşımlardır. Bu tür yaklaşımlar geçmiş de içe kapanık derin yapılara özenen kesimlerin ekmeğine yağ sürmektir.“Türk dış politikası yalnız mıdır?” derseniz, , bu konuda cevabım hayırdır. Zira bölgesel güçler arasında ortaya çıkan rekabete dayalı inişler ve çıkışlara bağlı olarak böyle basit bir sonuca varmak doğru değildir. Suriye ve Mısır üzerinden böyle bir sonuca ulaşmak insaf ve izandan yoksundur. Buradaki gelişmeler çıkış itibariyle Türkiye haricinde gelişip bir şekilde Türkiye’yi etkilemiştir. Türkiye’de doğal olarak bu konuda bölgesel güç olarak kendine özgü bir politika takip etmiştir. Diğer komşular ile çok yönlü ilişkiler devam etmektedir. Avrupa ülkeleri ve Amerika ile de aynı ilişkiler devam etmektedir. “Değerli yalınızlık”ta bir dönemler üzerinde kıyamet koparılan “eksen kayması”ndan başka bir şey değildir.