Halkımızın “Türbeönü” olarak bildiği Sultanselim Camii’nin batısı ile Balıkçılar Oteli arasında kalan tarihî alanda bulunan muvakkithâne, dükkânlar, Türbe Hamamı ve külhanı 1960’da Belediye tarafından yıktırılarak çift yönlü yol açılıp, şadırvan Yusufağa Kitaplığı’nın yanına taşınarak meydan düzenlenmişti. Yine eskiden asker hastanesi olan, daha sonra Belediye elektrik işletmesi taşınıp, bir gece ansızın yangın çıkan, kısaca halkın “Yanan hâl” dediği 2 katlı bina, kuzey bitişiğindeki yoğurt ve peynir pazarı, kasap dükkânları, “Üzüm Pazarı” ve çok sayıdaki dükkân ile Belediye Başkanı Rüştü Özal zamanında yapılan sebze hâlî bulunan alan Ahmet Öksüz’ün Belediye Başkanlığı döneminde yıkılarak, altına kapalı otopark, üzerine de “Mevlânâ Çarşısı” inşa edilmişti. Mevlânâ Çarşısı’nın ortasına ve Yusufağa Kitaplığına bakan kısmına birer havuz yapılarak güzel bir görüntü oluşturulmuştu. Sıcak yaş günlerinde havuzun suları biraz olsun çevreye serinlik yayıyordu.
Ne yazık ki, bizde meydana getirilen, ancak bakım ve kullanımı sağlıklı sürdürülemeyen herhangi yenilik gibi, havuzların görüntüsü yürekler acısı hâlde. İkisinin de mermer kaplamaları kırık dökük, ne zamandan beri içlerinin doldurulmadığı, fıskiyesinden su zerreciklerinin fışkırmadığı belli değil. Çarşının ortasındaki havuzun içine paspas, fırça, teneke, tahta konulmuş. Kitaplığa bakan kısımdaki havuzun durumu daha da berbat. Tozlanmış oluşu, içindeki meşrubak kutuları, boş sigara paketleri, kâğıt parçaları, sigara izmaritleri belki de yaz boyunca su yüzü görmediğini belli ediyor. Geçtiğimiz hafta akraba cenazesi için Sultan Selim Camii’ne gidişimde bu havuzun çevresindeki oturma yerlerinde güneş altında sigara tüttüren birkaç kişi ve bazı fıskiyelerinin yerinden çıkarılmış olduğunu gördüm. Sultan Selim Camii ile Mevlânâ Dergâhı’nın önündeki ağaçların altında soluklanan yerli ve yabancı misafirleri serinleten havuzun ne hâlde olduğunu görme fırsatım olmadı.
Hz. Mevlânâ’nın Türbesi’ni ziyaret, ticaret, ya da yolu düştüğü için gelenlere yol gösteren yön levhasında “Şehir merkezi” yazıyor olsa da, Avrupa’dakiler gibi trafiğe kapalı, tarihî binalar, pastane, dondurmacı ve turistik eşya satan dükkânlarla çevrili geniş bir meydanımız olmadığı için “Mevlânâ Türbesi” nin çevresini gerçek merkez kabul etmemiz gerekir. Çünkü, sabahtan akşama kadar buraya uğrayan türbe ve mezarlık ziyaretçileri, alışveriş yapanlar, gelip geçenler ve cami cemaatinin sayısı belki de onbin kişiden fazladır. İstirahat etmek, namaz vaktini beklemek, cenaze namazına katılmak, Mevlânâ’yı ziyaret etmek, caminin kıblesindeki duraklardan belediye otobüsüne binmek, yorulduğu için dinlenmek isteyenler için yeterli oturma yeri bulunmadığından, Sultan Selim Camii’nin dışına asılan “Cami dışına oturmayınız” uyarısı gereksiz kalıyor. Yer bulamadığı için merak saiki ile Mevlânâ Çarşısı’nı gezmek, ya da önündeki havuzun kenarında oturmak isteyenleri susuz, onarımsız iki kuru havuzla karşı karşıya bırakmak “Dünya kenti” olarak reklâmı yapılan, adı Hz. Pîr ile eşdeğerde anılan Konya’nın şanına yakışıyor mu? Mesele, ara sıra Sultan Selim Camii ve Mevlânâ Türbesi’nin çevresini tazyikli su ile yıkamakla bitmiyor.
Seyahat acentelerinin şehrimize gelen yabancı turistleri konaklatmadıklarından, dolayısıyla Konya’ya para bırakmadıklarından yakınır dururuz. Bereket versin yabancılar çoğu zaman Şems-i Tebrizî Türbesi, İnce Minare ve Karatay Medresesi gibi şehir merkezindeki tarihî eserleri gezmeden, otobüs içinde rehberlerin verdiği bilgi ile yetinerek geçip gidiyorlar. Ya bir de Zafer Meydanı-Form arasındaki taş döşemiş gezinti mahallini, taş alan hâline gelmiş eski fuarın alanını, kazılmış yolları, gelişi güzel yama yapılmış, yamaları düşük, ya da kimi yerde yüksek ana caddelerde dolaşma fırsatını bulmuş olsalar, ne düşünürler, belediye için on üzerinden kaç not verirler acaba? “Güzel olur şu Konya’nın Meram’ı” mısraı ile meşhur güzelim mesiredeki oturma gruplarının hâli yürekler acısı. Halkımız yediği ayçiçeğinin kabuklarını masa üstüne bırakıp, çöp kutusuna atmayı bir türlü öğrenemedi, ancak Meram Belediyesi de hâlâ yerlerdeki küllüğünü temizlemeyi beceremedi. Buna karşılık, Büyükşehir’in Meram ve şehrin hemen her yerindeki otoparkları yerli yabancı herkesten para kesmeye devam ediyor.
Teslim tarihi bitip, 2 ay uzatılmasına rağmen henüz düzenlemesi tamamlanamayan “Kent merkezi”, ya da bazı levhalarda “Tarihi dokunun canlanıyor” denilen tarihi “Dede Bahçesi” ve çevresinin görüntüsü ise tek kelime ile yürekler acısı. Toprak kısımlar alelacele çim ekilerek sulanmaya başlanıp, gûya “Taş alan” olmaktan bir miktar kurtarmaya çalışılırken, uzun zamandır su yüzü görmeyen koca koca ağaçların bahara çıkıp çıkamayacağı merak ediliyor. Şimdi bir de otobüs duraklarının yeri değiştirilince vatandaşın neler söylendiğini de varsın ilgililer araştırsın. Bu arada, Belediye mehteri üzerinde konser verirken halk toplanınca Zaferdeki yer saatinin görüntüsüne (!) gölge düşüyor.
Halkımızı son derece rahatsız eden bir konu da cadde ve yol kenarlarında yağmur sularını kanalizasyona gönderen logarlardan ağır kokular yayılmasıdır. Çöplerle dolan ve sık sık temizlenmeyen ev, dükkân ve cami gibi halkın girip çıktığı yerlerin önündeki çukurların üzeri dışarıya koku çıkmaması için kapatılıyor, geçen araçlar da yağışta biriken suları etrafa sıçratıyor. Bu yüzden logarların temizliğine önem verilmesi gerekiyor. Halkın gözü ve kulağı olan basının bir mensubu olarak bizden hatırlatması.
Türbeönündeki Havuzların Hâlî!
.
Yorum Yap
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.