Türbedar

Şadan Sezgin

Son bir asırdır büyük kayıplarımız oldu! Sadece maddi kayıplarımız değil aynı zamanda manevi kayıplarımız… Topraklarımızı kaybettik, sancaklarımızı kaybettik, değerlerimizi kaybettik, bize bırakılan emanetleri kaybettik hatta kendimizi bile kaybettik.

 

Kaybettiğimiz maddi ve manevi değerlerin ne olduğunu bilmemiz için, tahrif edilmemiş envanter kayıtlarına ihtiyacımız var! Envanter kayıtlarında bulunan bu değerleri nasıl temin ettiğimizi hatırlamamız için, kazanmamız gereken hüviyet-i asliyemiz var. Şahsiyetimizi kazanmamız için, yüzümüzü döneceğimiz derin bir medeniyetimiz var. Medeniyetimizi canlandırmamız için, maddi ve manevi türbedarlarımız var.

 

Gerek cephelerden, gerek emanetlerden, gerekse de yaşama sebebi olan değerlerden ricat ede ede gerileyen bir milletin, batı tarafından yapılan dayatmalara maruz kalan nesillerin torunlarıyız. Maddi olarak yok edilmeyip manen yok edilmeye çalışılan bir milletin evlatlarıyız. Geçmişi silinen, geleceğe de modern düşüncelerin ışığından bakan, zamanın mazlumlarıyız.

 

“Büyük bir çoğunluk azınlık durumunda yaşıyor” dedi, Nurettin TOPÇU.

 

Bundan dolayı; yıllardan beri taze kalıp kapanamayan yaramıza bastığımız tuzun bile koktuğu bir zamanı yaşıyoruz.

 

Bundan dolayı; zalim azınlığın mazlum çoğunluğa hâkim olmasının, bedbahtlığını yaşıyoruz.

 

Bundan dolayı; izzetimizi kaybettiğimizden, sözümüzü de kaybediyoruz.

 

Bundan dolayı; ne medeniyetimize düşman olanlar bizden korkuyor, ne de tehdidimiz ciddiye alınıyor.

 

Medeniyetimizin, şahsiyetimizin ve seferlerimizin unutturulması için fethin sembolü olan mabedimiz asli hizmetinden uzaklaştırılmış halde. Belki de kızıl elmanın Ayasofya’nın kubbesinden kanatlanıp batıdaki bazilikaların, kiliselerin, şapellerin ve akropollerin tepesine inmemesi için kanatlarının kesilme hamlesiydi, evvel zamanlarda yaşananlar.

 

Bizlere düşen görev, “Ayasofya açılacak mı?” “Ayasofya’nın açılmasına gerek var mı?” gibi sorularla zihnimizi meşgul etmek yerine; “Ayasofya nasıl açılır?” sorusunu sormak ve bu sorunun doğru cevabı olacak amelleri icra etmektir.

 

Ayasofya nasıl açılır?

 

Fethin sembolü olan mabedin içinde aynı anda namaz kılacak insan sayısı kadar asgari sayıda müminin yetişmesiyle açılır! Bu müminler öyle yetişecek ki; ne kazaya kalmış bir namazları olacak, ne bir kulun hakkına girmiş olacaklar, ne boşa geçmiş bir anları olacak, ne boğazlarından şüpheli bir lokma geçmiş olacak, ne ağızlarından yalan bir söz çıkacak, ne haklarında kötü bir şey söylenebilecek, ne de sözleri amellerinden fazla olacak.

 

“Bir şeyi çok konuşmak, yüksek sesle konuşmak, iddiayla konuşmak, hoşa gittiği gibi konuşmak çoğu zaman aydınlatıcı değil, örtücü, gölgeleyici ve uzaklaştırıcıdır” dedi, Gökhan ÖZCAN.

 

Ayasofya; ancak bilinçlenmeyle açılır! Ayasofya; ancak salih amelle açılır! Ayasofya’yı siyasilerin kararları değil, halkın samimiyeti açacaktır!

 

“İman ve itikat tam manasıyla düzeltilmeden yapılacak, yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Ne amel, ne sülük, ne bir şey…” dedi, İmam-ı Rabbani Hazretleri.

 

Bu millet ne zaman Ayasofya’yı açacak şuura ulaşır, fetih ciddiyetini elde eder, iyi amelleri icra eder; o zaman da Allah, bu millete izzeti ve böyle bir şerefi nasip eder.

 

İzzet’e kavuşan halk; Ayasofya’nın avlusundaki gişeleri ezer, omzuna yüklediği rulo haldeki halıları koçbaşı gibi mabedin kapısına dayar, mabedin içine girip halılarını kıbleye doğru serer, gürül gürül sesiyle Ezan-ı Muhammedi’yi okur ve tahiyyetü’l mescid namazını kılar.

 

Bu ezanın manevi sesi, ruhlarımıza işlerken; maddi sesi de bir tokmak gibi küfrün merkezi olan şehirlerin tepesine iner.

 

Ayasofya’da kılınan bu namazda; secde yerine değen alnın etkisi, küfür ehline zelzele hissettirirken, inananların kalbine de sükûnet olur.

 

Kâbe’deki putları da böyle temizlemiştik! Mazini hatırla…

 

Bir de şöyle düşünün! Ayasofya’nın minarelerinden çıkıp, boğazın serin sularından arza yayılacağını anlayan “Ezan-ı Muhammed” ne hisseder?

 

“… Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez…” dedi, Âlemlerin Rabbi, Rad Suresinde mealen.

 

“Önce kendimizi ihya edelim” dedi, meczup ve şöyle devam etti sözüne: “Siyasi kararla başlayan işler, bir gün başka bir siyasi kararla biter”.

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.