Tükettiğin kadar değerlisin

Süleyman Küçük

Son yıllarda insanların hayatlarında değer verdiği mefhumlardan ve olgulardan pek çoğunun değiştiğini gördük.

Ana ve babaya karşı olan davranışlarımızdan vatan millet sevgisine, köy hayatından şehirde yaşama isteğine, kalabalık ailelerden çekirdek aile tipine dönüşüme kadar pek çok davranış biçimimizde değişme oldu.

Sosyal hayatta bunlar olurken gözden kaçan asıl değişim din, iman, itikat ve düşünce ile yaşantı tarafında değişenlerde oldu.

İçinde yaşadığımız acımasız kapitalist ekonomik sistemin imkânlarından faydalanarak zenginliklerine zenginlik katmak isteyenlere çok bir şey söylemek gerekmeyebilir.

Çünkü onların inanç ve düşüncellerinde kazanç için her yol ve her şey serbesttir.

Bizim bir şeyler söyleyebileceğimiz kesim ise ahlaksız kapitalist ekonomik sistemin getirdiği yıkımdan kendilerini ve çevrelerini korumak için gayret sarf ederken inanç ve düşünceleri dolayısıyla önlerine konan engellerden korunmak için titizlik gösteren kesimdir.

Daha kısacası helal 4 birim kazancın haram 5 birim kazançtan daha büyük olduğuna inanan Müslümanlaradır.

Çünkü onlar bilirler ki az ama helal olanların bereketi, çok ama haram olanın varlığına galip gelir.

Bu düşüncede olmamıza rağmen zaman zaman göz ardı ettiğimiz veya çok küçük bir şey diye önemsemediğimiz bir hasmımız var. 

Açıkçası bütün bunlara karşın kendimizi, evimizi, çoluk çocuğumuzu ve çevremizi yeterince koruyamadığımız bir düşmanımız var.

Yazılı, görseli ve sosyal medyası ile Müslümanların sabah akşam evlerinin içinde bile bombardımana tutulduğu reklamları ile üzerimize gelen düşmanımız var.

Bu düşman, Müslümanların ekonomik ve sosyal hayatlarını özellikle son 50 yıldır altüst eden bir düşmandır.

Bu düşmanın adı tüketim hırsımızdır.

Daha doğrusu gerçek adı ile tüketim çılgınlığıdır bu düşman.

Ailemizle, çevremizle birlikte bizim “El âlem ne der veya başkalarına karşı ayıp olur”  putunu kıramadığımız için oradan oraya savrulmamıza sebep olan acizliğimizdir.

Acizliğimiz söz konusu olduğunda itiraf etmemiz gerek bir başka husus da evlerimizin başköşesine aldığımız televizyonlarımızla kendimize ve ailemize verdiğimiz zarardır.

Çocuklar istiyor, gençlerin dışarı gitmelerine engel oluyor hanımların başka eğlencelere kaymasına mani oluyor veya zararlı bir şey olduğunda bakmayıveririz gibi bir takım masum(!) sebeplerle evlerimiz aldığımız televizyonların sahnelenen ahlaksızlık yanında en büyük reklamlar sebebiyle olmuştur.

Sabahtan kahvaltı sofrasında başlayan ve gece geç saatlere kadar izlenen televizyonlarda yayınlanan film ve dizilerin arasında hatta içlerine yerleştirilen ürünlerle her an gözümüze aşina kılınan eşya ve gıda maddeleri ile tüketim alışkanlıklarımız değiştirildi.

Çünkü reklam sadece tanıtımı yapıla ürün ile ilgili bir olgu değildir.

Reklam insanların çılgınca tüketimini hedefleyen vahşi kapitalizmin toplumları köleleştirme aygıtıdır.

BU nedenledir ki; adı yöntemi ne olursa olsun bütün bir medya, tv, internet, gazeteler vb hepsinde çıkan reklamlar tümüyle insanların tüketimi körükleme üzerine kurulu mekanizmalar olmuştur.

Sinema ve tv filmlerinde köyden şehre gelen insanın maddi açlığı öne çıkarılır ve karnını doyurduktan sonra ilk yaptığı iş alışveriş olur.

Diziler derseniz zaten baştan sona ya zengin kızın isteklerine yetişmeye çalışan oğlanın alışverişi ya da zengin oğlanın yanında ezik kalmamak için fabrikalarda çalışarak aldığı cüzi maaşı harcamakla ömür geçiren kızları anlatır.

Belgesellerde bile adına ürün yerleştirme denilen usule uyularak kullanılan eşyadan giyim kuşama kadar marka ürünler öne çıkarılarak tüketim olgusu öne çıkarılır bu anlamda.

Vahşi kapitalizmin küresel endüstrisi için insanları tahrik etmek amacıyla yapılan reklamlar yoluyla insanlara sürekli olarak gezin, eğlenin ve tüketin mantığı dayatılır.

Bu arada birileri ülkenin sanayisinin gelişmesi için tüketimin artması gerektiğini falan söyleyebilir ve tüketim olacak ki üretim de olsun ve böylece işsizliği ortadan kaldıracak istihdam da oluşmuş olsun diye kapitalizmin mantığına uygun yeni masallar anlatabilir.

Belki insanlara ilk bakışta bu sözler doğru gibi görünürse de hakikat böyle değildir ve nbu sistem devam ettiği sürece hiçbir zaman da böyle olmayacaktır.

Kapitalizm mantığında tüketim asıldır ve tüketim için yurt içinde üretim yapmaya gerek yoktur. Nerede ucuz üretim yapılıyorsa oradan temin edilerek tüketimin devam etmesi esastır.

Tüketim için para mı lazım? Cepte yoksa bankadan dilediğin kadar alabilirsin. Kredi kartı sistemi ne güne duruyor?

Biraz olsun bu günkü ülkelerin bağımlılaştırma ve köleleştirilme mantığını anlatabilmiş olmayı umuyoruz.

FARKINDA MISINIZ?

Merak etmeyin biz sizin için de üretiyoruz, yeter ki Siz tüketin diyenlerin nazarında insanlar artık tükettikleri kadar değerli kabul ediliyorlar.

Hâlbuki bizim inancımızda üreten, tüketenden daha makbul idi.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.