Tüketim Toplumu ve Din

Tüketim Toplumu ve Din

İçinde yaşadığımız toplumu net bir biçimde tüketim toplumu, seküler toplum veya dini inançların diğerlerinden daha fazla önemsendiği bir toplum olarak nitelemek mümkün değil.

Sistem olarak kapitalist üretim ve tüketim çerçevesinde yaşadığımız dikkate alınırsa dinin artık pek çok yerde sembolik ve simgesel olarak anlamlandırıldığını görüyoruz.

Çünkü dinin itikat boyutu olmasa bile ibadet boyutu artık tam anlamı ile metaa dönüştürülmüş vaziyettedir.

Mefhumlar inançtan, ibadetten ve duygu ile histen çıkarılıp meta haline getirildiğinde, inanç ve itikat ya da milliyet esasına göre oluşturulan toplumları tüketim toplumuna dönüştürerek insanların inanç, ahlaki ve moral değerlerinin de yeniden inşasını üstlenirler.

Yeniden üretilen dini, ahlaki ve moral değer metaları tesis edildiği coğrafyada o güne kadar görülmemiş ölçüde bir tüketim çılgınlığına tutulan tüketim toplumunu ortaya çıkarır.

Tüketim toplumu ortaya çıktığında ise tüketiciler tüketim sisteminin sadece pasif katılımcıları olmaktan çıkar aynı zamanda hem üretimin hem de tüketimin aktif katılımcısı haline gelirler.

Çünkü tüketim dünyası aynı toplumdaki tüketicilerin daha fazla tüketebilmek için daha fazla üretime zorlandıkları bir dünya haline getirilmiştir.

Hal böyle olunca tüketim dünyasında alışveriş imkânı sağlayan para tüketim arzusundan daha geride yani önem açısından ikinci sıradaki bir düzeye itilmiş olur.

Toplumda tüketim önceliğinde para ikinci sıraya itildiği için para kazanmalarında ve harcamalarındaki farklılık veya yoksunluk nedeniyle aşağı derecede görülen gruplar dışlanmalarına karşılık arzu ve fantezilerinin kamçılanmasıyla tüketim dünyasını ayakta tutan esas olan daha fazla tüketim yapan toplum üyeleri haline gelirler.

İnsanlar bu akıma kapıldıklarında tüketim dünyasında alıp sattıkları tükettikleri bir meta haline gelirler.

Kişinin benliğini oluşturan eğitim başta olmak üzere din, inanç, ahlak, vatan ve milliyet mefhumları ile toplumsal ilişkileri de bu metalaşmadan müstağni kalamayacağı için bir yandan kendisine has ahlak dini kurallar oluştururken diğer taraftan toplumun dini inanç ve geleneksel kabullerini de tüketim nesnesi haline dönüştürür.

Dini ve ahlaki öncelikleri dolayısıyla dindar kimlikleri ile tanınan yeni nesil tüketiciler eliyle oluşturulan tüketim toplumunda ilahi emir ve yasakların yerini toplumsal izlenme, geleneksel dini değerler olan tevazuun yerini narsisizm ve kibir, ihlâsın yerini gösteriş alıverir.

Bu dönüşüm fertler ve toplumlar inançları nedeniyle kabul etmekte zorlansalar da tüketimin değiştirdiği Allahsız ahlak nedeniyle sadece kapitalist sistemlerde meydana gelir diyemiyoruz.

Çünkü geçmişte Osmanlı İmparatorluğu ve diğer İslam ülkelerinin 18. yy dan itibaren ayni değişim ve dönüşümleri adı İslami olan idarelerin altıda da yaşadıklarını biliyoruz.

Bu geçmiş tarihi tecrübe dolayısıyla tüketim dünyası sadece dinin siyasal, toplumsal ve bireysel alanlarda gerilemesi ile ortaya çıkan ve adına sekülerleşme denilen durum ile görülmez ve sadece materyalist ve hazcı ilkelerle açıklanamaz.

Tarım toplumundan sanayi topluma geçişi sağlayan makineleşmenin getirdiği insan gücüne daha az ihtiyaç duyan hızlı üretimin sonucu olarak orya çıktığı ifade edilen bolluk düşüncesi insanlarda ben algısının doyumsuzluğunun ancak tüketimle giderilebileceği düşüncesini de toplumlara dayatmıştır.

FARKINDA MIYIZ?

17. yüzyıldan başlayarak insanlarda yerli üretimin tüketilerek yerli üretimin desteklenmesi düşüncesini tamamen yok ederek onları uluslararası şirketlerin kölesi haline getiren süreç sadece iktisadi bir süreç değildir.

Dinin metalaşması tüketim dünyasında özne olan insan için dini ve geleneksel temellere oturtulmuş olan toplumsal ahlak denilen yargıların askıya alındığı, dinin ve ahlakın bilimsellik veya modernlik adına göz ardı edildiği seküler bir gündelik hayatı inşa eder.

Bu sekülerleşmenin tüketim dünyasına modern, estetik, etik ve çevre gibi isimler adı altında soktuğu bir taraftan dinin metalaşmasını, diğer taraftan da tüketimin dinselleşmesi biçiminde gerçekleşen endüstriyel kapitalizmin emperyalist bir işgale dönüşmesinin sonucudur.

Ulus devletler çağını bitirmeye yönelik olarak kurgulanan uluslararası şirket ilişkilerinin temel düşüncesi insanların ihtiyacına yönelik üretimden ihtiyacın üretimine doğru bir dönüşümü oluşturmak ve tüketim kültüründe üretilen ürünlerin insanlar arasında bir iletişim vasıtası olmasını sağlamaktır.

Endüstriyel kapitalizmin dini, ahlakı ve kültürü kitlesel tüketim ile metalaştırması sonucunda oluşturduğu bir toplumunda tüketim mantığı çerçevesinde yukarıdan aşağıya inşa edilen bir sistemin devamı için siyasal, kültürel ve toplumsal alanda merkezi otoriteye tam teslimiyeti kurması kaçınılmaz kılacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri