TRTde Baştan Savma Programlar!

.

Önceki gün TRT’nin 2. kanalında Milletvekili Hasan Angı ile Mevlâna Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler’in katıldığı “Mevlâna ve Mesnevi” konulu bir program yayınlandı. Şimşekler’e; Mesnevî ile ilgili çeşitli sorular, bu arada Mevlâna’nın Mesnevi’yi niçin Farsça yazdığı, Türkçe bilip bilmediği gibi çeşitli sorular yöneltildi, Hz. Pîr’in Türkçe bildiğini belirten Şimşekler de aydınlatıcı bilgiler verdi. Programın, Hz. Pîr’in vefatının 735. yılında düzenlenen ve geride kalan hafta Şeb-i Arus’la sona eren geleneksel anma törenleri münasebetiyle yapılmasına gerek duyulduğu anlaşılıyor.

Konuyla ilgili olarak uzun uzadıya tafsilât verecek değilim. Benim esas üzerinde durmak istediğim, bundan hemen sonra ekrana getirilen “Tuvaldeki başyapıt” isimli yabancı program. Avrupa’daki müzelerde sergilenen, galerilerde satışa çıkarılan ve koleksiyoncuların sahip olduğu ünlü ressamların yaptığı sanat değeri yüksek tablolarla ilgili olan programı belli bir kesim mutlaka büyük bir dikkatle seyretmiştir. İçlerinde böylesi kıymetli tablolara sahip olmak isteyenler eksik değildir. Çünkü, sanat eserlerinin her devirde ilgi topladığı gerçektir. Nitekim bu programda da pahalı tablolar tanıtılarak, işin uzmanları dakikalarca konuşturuluyor. Öyle ki, 18. asırda yapılan bir İtalyan asilzâdesi ile eşini yansıtan bir tabloda ışığı yansıtan pencerede görülen elma, duvarda asılı olan haç, kadının elbisesi vs. hakkında dakikalarca bilgi verilirken, kadının elbisesinin hamile olup olmadığının anlaşılmadığı, kabarıklığın o dönemin elbise modasıyla ilgili olabileceği dile getirildi.

Hele Hz. Meryem ile bir meleği tasvir eden tablo ekrana getirildi ki, Hz. Meryem’in oğlu Hz. İsa’nın peygamber oluşundan duyduğu mutluluğun tabloya yansıdığı, insana benzetilen meleğin ayağının Hz. Meryem’e olan yakınlığı ve Meryem’in saçındaki renk farklılığına yorum getirilirken, en ince detaylar bile ihmâl edilmedi. Buna göre renk farkının, aslı İngiltere’de bir müzede olan tablo kopya edilirken, Mersin Balığı sıvısı ile ıslatılan ipek kâğıdın tabloya yapıştırılarak resmin nakledilmesi sırasında sıcak su kullanılması sebebiyle meydana geldiği ileri sürüldü. Rusya’da Çarlık döneminde kraliyet sarayında asılı olan kıymetli tabloların 1917 komünist ihtilâlinden sonra günümüz değeriyle 3.5 milyon Paunda İngiltere’deki bir koleksiyoncuya gizlice satılışının hikâyesi de anlatıldı. Konuya yer yer yorum ekleyen bir sanat uzmanının “Müze duvarlarını süsleyen bütün sanat eserleri bir hikâye anlatır” cümlesiyle tamamladığı programın ne kadar süreceğini tesbit etmek amacıyla ara ara 2. kanala geçtiğim için bu kadar tafsilât edinebildim. Bakalım başka ne yararlı şeyler konuşuldu. Ancak, gündüz saatlerinde yayınlanan bu programı günlük meşguliyetleri arasında kaç sanatseverin seyrederek, bilgilendiğini doğrusu merak konusu.

Herkesin ilgisini çeken programları seyretmesi kadar normâl bir şey olamaz. Bununla birlikte daha fazla sayıda insanın faydalanabileceği, meselâ son günlerin konusu olan, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın ilgi duyduğu Hz. Mevlâna ve Mesnevî’nin uzmanı Nuri Şimşekler’in konuştuğu bir programın devletin televizyonunda dostlar alışverişte görsün kabilinden daha kısa süreli olarak yayınlanmasının izahını yapmak mümkün değil? Çünkü, konuyu kişilerin ilgi alanı biçiminde ele alacak olsak bile, Hz. Pîr’in hayranlarının meşhur ressamların yaptığı tablolara merak duyanlardan kat kat fazla olduğunu belirtmeye gerek görmüyorum. Ayrıca televizyon programı da olsa, vefatının üzerinden 735 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen dünyaya mânevî ışık saçmaya devam ederek, yerli ve yabancı devlet başkanları, krallar, başbakanlar, bakanlar, ilim adamları ve nice ünlü kişilerin ziyaret etmek için koşuştuğu gönüller sultanı Mevlâna’ya yabancı ressamlardan ve tablolarından çok daha fazla değer vermek lâzım geldiğini düşünüyorum.

Hz. Mevlâna’nın dergâhının eşiğine şimdiyi kadar kimlerin yüz sürdüğünü, kaç kişinin ruhuna fatiha gönderdiğini, kimlerin feyiz ve bereketinden istifade ettiğini, nice Allah dostunun huzurunda göz yaşı döktüğünü, ancak Allah bilir. Merhum Hacı Veyis zâde Mustafa Kurucu Hocaefendi; “Konya, yerin altından idare edilir” diyerek, mânevî mimarların ruhaniyetinin Peygamberimiz’in (s.a.v) Belde-i Muhayyere olarak şeref bahşettiği Konya’mızın üzerinden eksik olmadığını işaret ettiğini unutmamalıyız. Babası Sultan-ül Ulema Bahaeddin Veled, hocası Sadreddin-i Konevî, can dostu Şems-i Tebrizi ve diğer değerlerimizi mahşere kadar hayırla yâdederek saygı gösterip, sahip çıkmak hepimizin görevi olmalıdır. Çünkü; “Konya Mevlâna demek, Mevlâna Konya” demektir. Gerçeği bilmeyenler artık öğrenmelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri