1950 yılı, Türk köylüsü için takvimde bir yıldan fazlasıydı. Bu tarih, binlerce yıldır öküzün çektiği kara sabanın yerini demir bir canavarın, traktörün almaya başladığı tarihti. Peki ne oldu da bir anda Anadolu bozkırları traktör sesleriyle doldu?
Cevabın iki adı var: Marshall ve Menderes.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika, Sovyet tehdidine karşı Türkiye'yi yanında tutmak istiyordu. Bunun için kesenin ağzını açtı. Marshall Planı ile Türkiye'ye binlerce traktör hibe olarak gönderildi. Tam o sırada iktidara gelen Demokrat Parti de köylüye döndü ve "Sizi milletin efendisi yapacağız" dedi. Ziraat Bankası kredileri sonuna kadar açıldı.
Rakamlar her şeyi anlatıyor. 1948 yılında Türkiye genelinde sadece 1750 traktör varken, 1955 yılında bu sayı 43 bine fırladı. Atıl duran, hiç ekilmemiş milyonlarca dönüm arazi bir anda sürülmeye başlandı. Türkiye, yokluk yıllarından sonra ilk kez buğdayını kendine yeter hale geldi, hatta ihraç etti. Köyde bayram havası vardı.
Ancak bayram kısa sürdü.
Çünkü bir traktörün yaptığı işi, 20 ırgat yapıyordu. Traktör tarlaya girince, ırgata ihtiyaç kalmadı. Toprak ağasının oğlu Ankara'da okurken, ağa traktörü alıp tarlasını büyüttü. Ortakçı köylü ise bir sabah kapının önüne kondu. İşsiz kalan binlerce aile ne yapacaktı?
Çareyi bildikleri tek yerde aradılar: Büyük şehirde.1950 sonrası makineleşme, bu yüzden sadece bir tarım olayı değildir. Bugünkü İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in gecekondularının temelini atan olaydır. Köyden kente göç, işte o traktörün dumanıyla başladı. Köyde işsiz kalan, şehre gelip inşaatlarda amele oldu.
Üstelik yeni bir bağımlılık da doğmuştu. Öküzün yemi köyden çıkıyordu ama traktörün mazotu Amerika'dan geliyordu. Lastiği patlasa yedek parçası dışarıdan. Petrol krizi çıktığında ilk batan yine Türk çiftçisi oldu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda tablo nettir. 1950 hamlesi, tarımda üretimi artırmakla birlikte, planlanmadığı için sosyal bir yıkıma da yol açtı. Köylüyü toprağında tutacak bir sanayi planı olmadan sadece traktör vermek, onu toprağından koparmaktan başka bir işe yaramadı.
Traktör bereket getirdi ama adaleti getirmedi. Bu yüzden bugün hala o dönemin göç yükünü taşıyoruz.