Konya’da özellikle bir kadın sürücüyseniz trafikte olmak gerçekten zor. Bir algı var, “trafikte sorun yaşanıyorsa kesin kadın sürücüdür” diye ama kadınlarımız beyefendilere nazaran daha dikkatli olmaya çalışıyor ama bazı durumlarda da hemcinslerim gerçekten erkekleri aratır şekilde araba kullanabiliyor. Özellikle işe gidiş ve iş çıkışı saatlerinde şehirde trafik durma noktasına geliyor. Dolayısıyla sabır seviyesi de düşüyor. Araya kaynak yapmalar, birbirini sıkıştırmalar, korna sesleri derken yolculuk çekilmez hale geliyor. İnsanlar dakikalarını hatta saatlerini yola vermek zorunda kalıyor. Tam bu noktada en ufak bir kıvılcım kavgaya dönüşebiliyor. Cezaların etkili olmasıyla gerçi o durum da biraz hafifledi. Ceza korkusu bazı kimseleri daha saygılı olmaya zorladı.
Konya’nın İstanbul trafiğinden aşağı kalır bir yanı kalmadı. Geniş bir alanda onca imkan varken şehir merkezindeki bu kargaşayı yaşamak da ayrı tuhaf.
Onca olumsuzluğun içinde bir de trafikte kaosa yol açan şahıslarla uğraşıyoruz. Şehrin birçok noktasında hız denetleme sistemleri var ama bazı sürücüler bu kurala aldırış etmeden diğer sürücüleri trafikte sıkıştırıyor ve hız sınırını aşıyor. Yalnızca cezadan değil insan hayatına değer vermek için de trafik kurallarına uymalıyız.
Sinyal verdiği anda kendini farklı şeride atan kişi de bilmelidir ki, sinyal verildikten sonra kontrol ederek şerit değiştirilmeli, “Ben nasıl olsa sinyalimi verdim” diyerek rahatlığa düşmemeli. Trafik yalnızca bir arabayı kontrol etmekle olmuyor. Aynı zamanda önünde, arkanda, sağında, solunda kalan araçları, yayaları, trafik kurallarını da kontrol etmeli.
Geçtiğimiz günlerde trafikte seyir halindeyken hız sınırının 70 olduğu bir alanda lüks bir araç hızlı bir şekilde yolda zikzaklar çizerek adeta yarış pistindeymiş gibi trafiği felç etti. Araçlara vurmaktan kıl payı kurtuldu diyebilirim. Bir kazaya neden olsaydı o şahısın eline ne geçecekti bilmiyorum, neyin gösterişi, neyin aceleciliği bunu da anlamış değilim. Lüks aracını ispatlamaya çalışan arkadaşımız birçok aracı riske attı. Trafik, bireysel egoların tatmin edildiği bir alan değildir. Bir anlık dikkatsizlik veya sorumsuzluk faciaya dönüşebilir.
Bu lüks araç kullanan arkadaşlarda bir dokunulmazlık hissi var. Pahalı bir arabaya binince sanki kuralların kendisi için olmadığını düşünen kişiler var. O arkadaşlara bir sözüm var ki; yol markaya göre değil kurala göre işler. Maalesef, kornalar, ani frenler, makaslar… Hepsi gereksiz bir “ben buradayım” çabasının karşılığı oluyor.
Trafikte bireysel şovlara ihtiyaç yok. Herkesin ortak bir alanda olduğunun farkında olmalıyız. “Ben burada kendimden sorumluyum” anlayışının yanında empati kurarak diğer kişilere de saygı duymalıyız. Saygı göstermek gösterişten daha çok yol açacaktır. Sadece direksiyon başına geçmekle sürücü olunmuyor, bilin istedim. Parayla alınan araç, akılla kullanılır. O kısmı atlayan çok insan var hayatımızda.
Kalın sağlıcakla…