Heybetli görünen insanlar, yanına ulaşılamayan insanlardır. Tepelere çöreklenmiş olanlar, tepelerin yüceliğini kendilerininkiyle özleştirirler. Bazıları buna gerçekten inanırlar. Birçok ülkede, kendini kral zanneden çok sayıda meczup mevcuttur.
Makamı işgal altında tutan kişi, bir müddet sonra kendisini bulunduğu bu makamın en vazgeçilmez ve münasip sahibi gibi görmeye ve anlamaya başlar. Bu anlayıştan dolayı, işgal ettiği makamın meşru, haklı ve geçerli gerekçelerini muhafaza etmek zorundadır. Bunu da açık vermeden, eksikliklerini göstermeden, bilgisizliğini hissettirmeden yapmaya çalışır. İnsanlar ne kadar ulaşılabilir bir konumdaysa, o kadar çok eksikliklerini zaaflarını ve hatalarını saklayamaz duruma girerler.
Bir kral, bir generalin yanına amatör ve acemi durumuna düşmekten korktuğu için, savaş meydanına gitmeye cesaret edemez. Hemen “ya düşersem, ya ölürsem!” gibi korku dolu duygular devreye girer. Şayet bir yenilgi yaşanırsa, bu asla krala ait değildir. Yenilginin sorumluları, emirlere itaat etmeyen ya da hıyanet eden üst düzey askerlerdir. Krallar düşeceğim korkusuyla ata binemez, isabetli atış yapamayacağım korkusuyla ateş edemez. Kötü imajı için eser icra etmekten korkarlar.
Küçük düşme korkusu yalnız krallara ve siyasî liderlere has bir özellik değildir. Sadakati liyakate tercih edenler, aristokrat bir ailenin çocuğu olmaktan başka özelliği olmayanlar, babasının mirasının dışında kullanabileceği bir yeteneği bulunmayanlar, hayatını sürekli olarak birilerinin koruması altında geçirmiş olanlar; kurum, örgüt ya da ülke yönetiminde sorumluluk yüklendiğinde, hep aynı korkak tutum içinde görünürler. Bu tavırların zararı bütün toplumu ilgilendirmemiş olsa, onlardan bahsetmeye bile gerek olmazdı. Ancak yeteneksizlerin, beceriksizlerin, fikir ve yenilik diye dağarcığında hiçbir şey bulunmayanların gelişme, ilerleme ve toplumsal kalkınma bakımından, çok tehlikeli sayılacak itiyatları da vardır. Kendisinden daha yetenekli, enerjik ve etkin yöneticileri rakip olur korkusuyla entrika, komplo ve fesat üreterek ya ortadan kaldırmak ya da yönetimden uzaklaştırmak gibi yalnız siyasi alanda değil, ekonomik kültürel, akademik ve iş hayatında da yöneticiler, kendisini güç durumda bırakacak yetenek ve bilgi kapasitesi olan kişileri yanında istemezler. Çok önemli, çok farklı, çok bilen ve çok yönlü düşündüğüne kendisini inandırmış birisi, kendisinden çok daha yüksek bir kapasiteye sahip kişiyi etrafındakilere göstermek istemeyecektir. Kendi yeteneğine yakın bir kişi onun yanında bulunmamalıdır!
Bu kafa tam bir totaliter kafadır. Totaliter kafa tam bir itaat ister. Onun düşünce, plan ve uygulamalarını eleştirecek birisi ya haindir ya da budala. Kendisinden daha az yetenekli, kendi görüşlerine sahip olamayacak düzeyde algı gücüne sahip yardımcılar liderine saygı, yardım ve hayranlık sunmalıdırlar!
Totaliter kafalar; çömezlerin, takipçilerin ve üyelerin liderin yeteneklerine ulaşmalarının imkânsız olduğunu düşünürler. Onlara göre çoğunluk hiçbir zaman tek kişinin yerine geçemez. Çoğunluk yalnız bilgisizliği değil, aynı zamanda korkaklığı da temsil eder. Yüz budaladan tek bir akıllı adam olamayacağı gibi, yüz korkak da ahlâk güçlülüğü isteyen siyasal bir eylemi başaramaz! Yine onlara göre; birincisi kendisi, ikincisi budalalar, üçüncüsü de akıllı ama korkak; olmak üzere üç tip insan vardır. Kimin budala, akıllı ya da korkak sayılacağı sübjektif bir yargıdır. Tarih kendisini dâhi sanan Hitler gibi bir delinin birçok budalanın yapmayacağı hataları rahatlıkla yapabildiğini yazmaktadır.
Günümüzdeki totaliter kafaların, geçmişteki totaliter kafalardan ders almadığı, onların hayat hikâyelerini okumadığı açıktır. Okuyup ders alsalardı, aynı hatayı yaparlar mıydı?
İSLÂM ÜLKELERİNDEKİ TOTALİTER KAFALAR
İslâm Ülkeleri’nin ekseriyeti, Osmanlı Devleti’nin yıkılıp parçalanması ve sömürgelerin bağımsızlığa kavuşması ile İngilizler tarafından kurulmuştur. Bu devletler ya krallık ya da sözde cumhuriyettir! Krallık ya da cumhuriyet olması fark etmez, hepsi de diktatörlükle yönetilmektedir.
Bu devletlerin bir diğer ortak özelliği de devlet hukuklarının Batı hukuku olmasıdır. İslam Hukuku’nun uygulanmasına asla izin vermezler. Çünkü bu ülkelerde, Batıların faiz, banknot, borsa, kumar, borç ve israf yoluyla sömürülerini devam ettirmeleri gerekir. İslam hukuku buna asla izin vermez.
Batı güdümlü İslâm Ülkelerindeki totaliter kafalar; demokrasi, krallık, cumhuriyet gibi kavramları, Batı emperyalizmi için nasıl gerekiyorsa öyle uygularlar. Batı emperyalizminin çıkarlarını korumak için, kendi halkına karşı silahlanırlar.
İslâm Ülkelerindeki açlık bundandır. Sefalet, işsizlik, rüşvet, yolsuzluk, çeteleşme, kanunsuzluklar bundandır. Bundan dolayı bu sorunlarla debelenip dururlar.
Tunus olaylarıyla başlayan ve Mısır, Libya, Yemen, Ürdün gibi birçok ülkeye sıçrayan halk hareketi kıvılcımının, diktatör İslam ülke yöneticilerine büyük darbe vurduğu bir gerçektir. Ancak halk hareketinin nihai sonuca varabilmesi için, Batı emperyalizminin güdümünden çıkacak bir yönetimin, işbaşına gelmesi gerekir. Bu ülkelerde; Batı kontrollü, Batı emperyalizminin ve İsrail’in haklarını, gizli gizli koruyan anlayış, hala bertaraf edilememiştir. Bu yarım kalan halk hareketi amacına ulaşamamıştır. Dolayısıyla bu sorun, daha uzun süre devam edeceğe benzemektedir.
Makamı işgal altında tutan kişi, bir müddet sonra kendisini bulunduğu bu makamın en vazgeçilmez ve münasip sahibi gibi görmeye ve anlamaya başlar. Bu anlayıştan dolayı, işgal ettiği makamın meşru, haklı ve geçerli gerekçelerini muhafaza etmek zorundadır. Bunu da açık vermeden, eksikliklerini göstermeden, bilgisizliğini hissettirmeden yapmaya çalışır. İnsanlar ne kadar ulaşılabilir bir konumdaysa, o kadar çok eksikliklerini zaaflarını ve hatalarını saklayamaz duruma girerler.
Bir kral, bir generalin yanına amatör ve acemi durumuna düşmekten korktuğu için, savaş meydanına gitmeye cesaret edemez. Hemen “ya düşersem, ya ölürsem!” gibi korku dolu duygular devreye girer. Şayet bir yenilgi yaşanırsa, bu asla krala ait değildir. Yenilginin sorumluları, emirlere itaat etmeyen ya da hıyanet eden üst düzey askerlerdir. Krallar düşeceğim korkusuyla ata binemez, isabetli atış yapamayacağım korkusuyla ateş edemez. Kötü imajı için eser icra etmekten korkarlar.
Küçük düşme korkusu yalnız krallara ve siyasî liderlere has bir özellik değildir. Sadakati liyakate tercih edenler, aristokrat bir ailenin çocuğu olmaktan başka özelliği olmayanlar, babasının mirasının dışında kullanabileceği bir yeteneği bulunmayanlar, hayatını sürekli olarak birilerinin koruması altında geçirmiş olanlar; kurum, örgüt ya da ülke yönetiminde sorumluluk yüklendiğinde, hep aynı korkak tutum içinde görünürler. Bu tavırların zararı bütün toplumu ilgilendirmemiş olsa, onlardan bahsetmeye bile gerek olmazdı. Ancak yeteneksizlerin, beceriksizlerin, fikir ve yenilik diye dağarcığında hiçbir şey bulunmayanların gelişme, ilerleme ve toplumsal kalkınma bakımından, çok tehlikeli sayılacak itiyatları da vardır. Kendisinden daha yetenekli, enerjik ve etkin yöneticileri rakip olur korkusuyla entrika, komplo ve fesat üreterek ya ortadan kaldırmak ya da yönetimden uzaklaştırmak gibi yalnız siyasi alanda değil, ekonomik kültürel, akademik ve iş hayatında da yöneticiler, kendisini güç durumda bırakacak yetenek ve bilgi kapasitesi olan kişileri yanında istemezler. Çok önemli, çok farklı, çok bilen ve çok yönlü düşündüğüne kendisini inandırmış birisi, kendisinden çok daha yüksek bir kapasiteye sahip kişiyi etrafındakilere göstermek istemeyecektir. Kendi yeteneğine yakın bir kişi onun yanında bulunmamalıdır!
Bu kafa tam bir totaliter kafadır. Totaliter kafa tam bir itaat ister. Onun düşünce, plan ve uygulamalarını eleştirecek birisi ya haindir ya da budala. Kendisinden daha az yetenekli, kendi görüşlerine sahip olamayacak düzeyde algı gücüne sahip yardımcılar liderine saygı, yardım ve hayranlık sunmalıdırlar!
Totaliter kafalar; çömezlerin, takipçilerin ve üyelerin liderin yeteneklerine ulaşmalarının imkânsız olduğunu düşünürler. Onlara göre çoğunluk hiçbir zaman tek kişinin yerine geçemez. Çoğunluk yalnız bilgisizliği değil, aynı zamanda korkaklığı da temsil eder. Yüz budaladan tek bir akıllı adam olamayacağı gibi, yüz korkak da ahlâk güçlülüğü isteyen siyasal bir eylemi başaramaz! Yine onlara göre; birincisi kendisi, ikincisi budalalar, üçüncüsü de akıllı ama korkak; olmak üzere üç tip insan vardır. Kimin budala, akıllı ya da korkak sayılacağı sübjektif bir yargıdır. Tarih kendisini dâhi sanan Hitler gibi bir delinin birçok budalanın yapmayacağı hataları rahatlıkla yapabildiğini yazmaktadır.
Günümüzdeki totaliter kafaların, geçmişteki totaliter kafalardan ders almadığı, onların hayat hikâyelerini okumadığı açıktır. Okuyup ders alsalardı, aynı hatayı yaparlar mıydı?
İSLÂM ÜLKELERİNDEKİ TOTALİTER KAFALAR
İslâm Ülkeleri’nin ekseriyeti, Osmanlı Devleti’nin yıkılıp parçalanması ve sömürgelerin bağımsızlığa kavuşması ile İngilizler tarafından kurulmuştur. Bu devletler ya krallık ya da sözde cumhuriyettir! Krallık ya da cumhuriyet olması fark etmez, hepsi de diktatörlükle yönetilmektedir.
Bu devletlerin bir diğer ortak özelliği de devlet hukuklarının Batı hukuku olmasıdır. İslam Hukuku’nun uygulanmasına asla izin vermezler. Çünkü bu ülkelerde, Batıların faiz, banknot, borsa, kumar, borç ve israf yoluyla sömürülerini devam ettirmeleri gerekir. İslam hukuku buna asla izin vermez.
Batı güdümlü İslâm Ülkelerindeki totaliter kafalar; demokrasi, krallık, cumhuriyet gibi kavramları, Batı emperyalizmi için nasıl gerekiyorsa öyle uygularlar. Batı emperyalizminin çıkarlarını korumak için, kendi halkına karşı silahlanırlar.
İslâm Ülkelerindeki açlık bundandır. Sefalet, işsizlik, rüşvet, yolsuzluk, çeteleşme, kanunsuzluklar bundandır. Bundan dolayı bu sorunlarla debelenip dururlar.
Tunus olaylarıyla başlayan ve Mısır, Libya, Yemen, Ürdün gibi birçok ülkeye sıçrayan halk hareketi kıvılcımının, diktatör İslam ülke yöneticilerine büyük darbe vurduğu bir gerçektir. Ancak halk hareketinin nihai sonuca varabilmesi için, Batı emperyalizminin güdümünden çıkacak bir yönetimin, işbaşına gelmesi gerekir. Bu ülkelerde; Batı kontrollü, Batı emperyalizminin ve İsrail’in haklarını, gizli gizli koruyan anlayış, hala bertaraf edilememiştir. Bu yarım kalan halk hareketi amacına ulaşamamıştır. Dolayısıyla bu sorun, daha uzun süre devam edeceğe benzemektedir.