Toprak Emniyetli Mümbit Bir Zemindir

Toprak Emniyetli Mümbit Bir Zemindir

Yine yazımıza ‘selam duâsı’yla başlamak isteriz;

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Efendim bu haftaki yazımızda, yağmurdan toprağa geçiyoruz, kaldığımız yerden devam edelim bakalım;

“Allâh’ın adâlet güneşi toprağın üzerinde parladığı için, toprak bu terbiyeyi, emniyet ve emânet özelliğini bulmuştur.”

Toprağa atılan tohumun, belli bir süre onu kendi bünyesinde saklayıp, sonra insanın istifâdesine sunacak hâle getirmesi, ancak Cenâbı Hakk’ın adâlet güneşinin tecellisindendir. Toprak içinde büyüyen tohumun -eğer tohum çürük değilse- en güzel ve kâmil bir şekilde insanın istifâdesine hazır hâle gelmesi, toprağın bu özelliğinin Allah Teâlâ’nın emirlerine itaat ve boyun eğmesi, toprakta bulunan feyiz ve beceridendir. Hatta bu şu âyetteki misâle benzer; “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dâne gibidir ki, her başakta yüz dâne vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allâh'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.” (Bakara, 261) Demek oluyor ki, her işi Hak adına yapanlar, bire bir yerine bire yedi, bire yüz, bire yedi yüz misli ürün alabiliyor. Eğer bu olmuyorsa, o zaman gerekli kâidelere riâyet edilmemesindendir. Meselâ, bu durum zirâi şartlara uyulmamaktan veya iklim şartlarındaki aksamadan olabilir. Aslında âyetteki gibi toprağın böylesi çokça-bolca ürün lütfetmesi Cenâbı Hakk’ın cömertliğindendir.

Gelelim beyitte verilmek istenen mesaja; Toprak kendisine emâneten tevdi edilen tohumu nasıl emniyetle koruyor-kolluyor ve cömertliğinden bire on, bire yüz, bire yedi yüz veriyorsa, insanlar da, kendilerine peygamber aleyhissalâtu vesselam aracığıyla tevdi edilen Rabbi Teâlâ’nın emir ve yasaklarına uygun hareket ettiklerinde arzu ettiklerinden daha güzel sonuçla karşılaşabilirlerdi. Halbuki kutsî emirlere aykırı hareket etmemeleri, emânetleri emniyetle korumaları gerekirdi. Neticede akıllarının ürünlerinden fayda elde ederlerdi.

“İlkbahar, Âlemler Pâdişâhının emrini getirmedikçe, toprak gizli sırları olan çiçekleri ortaya dökmez.”

Toprak Hakk’ın koyduğu kâidelere kemâli edeple boyun eğerek, emniyet içinde kendisine emâneten tevdi edilenleri kış boyu onca çetin şartlara rağmen, tohumları bağrında saklar. Yağmura, soğuğa, kara, kışa rağmen büyük bir özenle Hakk’a secde edercesine emânetlerine hıyânet etmeyerek, bahar gelince kurumuş dallardan, bağrından nice yeşillikler, rengârenk çiçekler çıkarması, hakikatte Yüce Hakk’ın fermânına gereği gibi itaat etmesinin sonucudur. İşte bu beyitten ders almak adına, yeryüzünü şereflendiren insanların da, Allah Teâlâ’nın emirlerine riâyet ettiklerinde, kendilerine emânet edilenlere hıyânetlik etmediklerinde, hem dünyâların hem de ahretlerine böylesi diriltecekleri açıktır.

“Mutlak mânâda cömert olan Allah Teâlâ, cansız olan toprağa, bu haberleri, emâneti, istikâmeti verdi. Allah Teâlâ’nın cömertliği ve bağışı cansızları idrak sâhibi, kahrı da akılları kör etmiştir.”

‘Toprak ve yeryüzü, cansız varlıklardan iken, Allah Teâlâ’nın lütfuyla neyi, ne zaman, nasıl yapacağından haberdar olmuştur. Bu kadar önemli, faydalı, gerekli görevleri yerine getirir, bütün bitkileri canlıların hizmetine hazırlar ve sunar. Güneş, ay ve diğer gök cisimleri de, Allah Teâlâ’nın emirlerini noksansız bir boyun eğişle yerine getirir, o emirler çerçevesinde hareket ederler. Emirlerini unutan, kötü huylu olan yalnız insandır.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sâdeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.167)

İnsanları tümüyle her cihetten kuşatmış, güneşten daha aydınlık olan Cenâbı Hakk’ın tecellilerini göremeyen böylesi şeklen kör olanlar, mânen de kör olan inanmayanlardır. Bunlar bakar kör gibi etrafındaki vâr güzellikleri görmeyen kâfirlerdir. İşte onlar Hakk’ın kahrına uğramış kişilerdir.

“Canın, gönlün, o derin sırrın kaynamasına takâti yoktur. Bu sırrı ve hikmeti cihanda kime diyeyim? Bu sırrı işitip anlayabilecek bir kulak yoktur.”

‘Hakk’ın esma tecellisinin coşkusunu, taşkınlığını ne göz ne de gönül taşıyabilir. Zira bu tecelli, bu taşkınlık kader sırlarının galeyana gelmesidir. Kaderin sırrı kalın örtüler altına gizlenmiştir. O örtüyü açmak, hatta aralayabilmek her babayiğidin kârı değildir. Peygamberler bile o esrârın bir kısmına vâkıf olabilmişler, yüce erenler de mertebelerine göre bu sırdan nasiplenmişlerdir. Heyhat o esrârı duyma kabiliyetine hâiz kulaklar nerede? Varsa da, o sırların içerisinde kendini saklamış, o da sır olmuş. Her şeyin özü, sırrı, Hakk’ın hikmet hazinesinde saklıdır. Bunun hikmetini de yine hikmetin kendisi bilir.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.293) diye bitirelim efendim, bugünkü yazımızı.

Sevgili okurlar şimdilik hoşça kalın, sağlıkla kalın. Cumânızı tebrik ederiz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri