Toplumsal Önyargı ve Çürümeye Dair

.

“İnsan insanın kurdudur”

 İngiliz filozofu Thomas Hobbes’e hak veriyor muyuz?

**

Toplumun nasıl bozulduğu üzerine belki de bu sözden yola çıkmamız icap edecektir. Bencilleşen, kendi kabuğuna çekilen, uzaklaşan bireylerin ve genele hâkim olan şehirlerden uzaklara gitme arzusunun, oralarda yaşama ya da kafa dinleme isteğinin sebeplerini irdelemeliyiz. Kalabalıklar arasında kendisini yalnız hisseden insan yığının yalnız kalmasını değil, kendisinin yalnızlığı tercih edecek konuma gelmesinin sebeplerini… İnsanlardaki güven sorununun sebeplerini ve genel olarak topluma nasıl sirayet ettiğini... Yalnızlığın aksine kendisini kalabalıklara adapte etmiş, unutmak için düşünmekten kaçanların psikolojisini de göz ardı edemeyiz. Eğlence sektörünün bu denli revaçta olmasının en belirgin sebeplerinden bir tanesi de insanların bir şeyleri üzerine basa basa unutmak istemesi, vicdanını ve zihnini kemiren, rahatsız eden şeyleri düşünecek vakitleri kendisine bırakmamasıdır.

**

Fertlerin birbirlerine davranışları, sözleri, eylemleri toplumun ağını örer. Toplum bireylerden oluştuğuna göre bireyler arasındaki ilişkilerin bozulması ağın zayıflamasına sebep olacaktır. En basitinden gündelik yaşamımızda güvenmemeyi en iyi bilenler ve uygulayanlar daha ziyade güveni sarsılmış olanlardır. Akıllarında sürekli bir şüpheyle gezenlerin önceden başka insanlar tarafından aldatıldığına, kandırıldığına, ihanete uğradığına şahit olmamamız neredeyse mümkün değildir. Güven duygusu bir defa sarsıldığında bunun üzerine inşa edilecek bütün fiiller yapmacık kalır, bu iki tarafında zihninde tasarlanır fakat belli edilmez. Bir ya da birden fazla aldatılan, kandırılan bir insanın kimseye karşı güvenmeme, hemen kendisini koyvermeme duygusu gelişmeye başlar ve güvensizlik ansızın ruhuna sızıverir. Yetiştirilme tarzının güvensizlik üzerine olduğunu, hırlının hırsızın ortalıkta kol gezdiğini bütün anne ve babalar evlatlarına nasihat eder. Çürümüş, kokuşmuş bir toplumda bu nasihat tutarlı ve mantıklıdır. Ne yazıktır ki, iyi niyetli insanların veya ailelerin iyi niyetleri istismar edildiğinde bir daha iyi niyeti göstermeyeceklerdir. İyi niyet geriye çekilir. Önyargı hâkim kılınır. Topluma ve bireylere karşı... Bu önyargı «sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer» atasözüyle paraleldir.

**

Duyguları yıpratılmış, en sevdiği tarafından boynuzlanmış, stresin içinde boğuşan bir kadını düşünelim. Ve sonra bu kadının erkeklere karşı oluşturduğu tutuma bakalım. Erkeğin kötü niyet ve çabaları haddini aşmış ve bayanın boğazına kadar getirmişse o masum kadının erkek düşmanı olmaması çok zordur. Ve cinsiyet ayrımcılığına gidip erkeklere karşı önyargı geliştirecektir. Sadece önyargı geliştirse bu normaldir. Fakat sonraları bu erkekten ayrıldıktan sonra diğer ilişkilerinde de bir güvensizlik hâkim olacak ve bunu karşı tarafa hissettirecektir. Sadece karşı tarafa değil bütün erkeklere genelleyebilir. Erkek için de aynı durum geçerlidir. Çok sevdiği bir bayan tarafından burnundan getirilmişse sanırım o da kadın düşmanı olacak, sonraları o da kadınların burnundan getirecektir.

**

İnsanları değiştiren esas şeyin ne olduğuna gelince, bunun kesinlikle insanın en yakınlarından gördükleri şeyler olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle en çok sevdiklerinden gördükleri şeylerin... Kalbini teslim ettiği, güvendiği, umut ve hayallerini beslediği bir insanın ona yanlış yapması kadar insanın diğer insanlara tutumunu etkileyecek başka bir şey yoktur. Toplumu çürüten şey birbirlerine en yakın insanları olumsuz ilişkilerinde gizlidir. Bunun dışında tanımadığımız ve samimi olmadığımız insanlardan beklentilerimiz yoktur ya da kısmen onlara yanlış şeyleri yapabilecek gözle bakarız, yapabilirler de. Fakat en yakınımızda olanların, diğer bir tabirle yoldaş, kardeş, dava arkadaşı, sevgili, ahbap, dost dediklerimizin önünde kendimizi savunmasız bırakırız, onların yanında gayet huzurlu ve güven içerisinde hissederiz. Bu güven ya da muhabbet istismar edildiğinde biraz daha ileri gidersek hayal kırıklığı yaşatıldığında işte o zaman insan bunu hazmetmekte zorlanır. Tahammül ve sabır sınırları zorlar; çünkü bu kişi uzaktan, tanımadığımız bir insan değildir, aksine güvenip sırlarımızı paylaştığımız, ona karşı iyi niyet beslediğimiz insandır.

**

Kötülük yapan her bir fert toplumun canavarıdır. İyilik yapan her bir fert ise toplum kahramanı... İnsan gördüğünü gösteren, yansıtan bir varlıktır. Bu yüzden bütün bu bahsettiklerimiz insanların birbirine karşı tutumları, sadece o iki insan arasında kalmıyor, bireysel ilişkiler, bu ilişkiyi yaşayan insanların çevrelerine ya da hiç tanımadıkları insanlara karşı tutumunu da değiştiriyor. Toplumsal bir önyargıya dönüşüp, sadece bireyler arası ilişki olmaktan çıkıyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri