“Lâ İlahe İllallah” diyoruz da, manasını hakkıyla hayatımıza aksettirebiliyor muyuz?
“Lâ İlahe İllallah” kelimesini başkalarına karşı diyoruz da, kendi nefsimize karşı da diyebiliyor muyuz?
“Lâ İlahe İllallah” kelimesini söylemenin neleri kabul etmek, neleri reddetmek anlamına geldiğini gerçekten düşünüyor muyuz?
“Lâ İlahe İllallah” demenin, ilahi ve nebevi olmayan bütün mefhumları silip atmak anlamına geldiğini anlayabiliyor muyuz?.
“Lâ İlahe İllallah” demenin, insanın ilahi nizama karşı çıkarak ürettiği bütün küfür sistemlerine savaş açmak, siyonizm başta olmak üzere kapitalizme, faşizme ve her türlü izme karşı çıkmak olduğunu idrak ederek bu kelimenin gereğini yerine getirebiliyor muyuz?
“Lâ İlahe İllallah” ifadesini bu anlamda hayatımızın her safhasında merkeze alabiliyor muyuz?
“Lâ İlahe İllallah” ifadesini sadece ana babamızdan mı öğrendik ve dil alışkanlığı ile tekrarlıyoruz?
“Lâ İlahe İllallah” kelimesi bizim için de selefimiz(ra) gibi tevhid için hayatını ortaya koyabilmek anlamına geliyor mu?
Bütün bunları düşünerek, “Lâ İlahe İllallah” kelimesini kimin adına kime veya kimlere karşı söyleyebiliyoruz?
Veya Allah(cc) korusun “Lâ İlahe İllallah” kelimesi bizim için Müslüman olsun olmasın karşımızdaki insanları tekfir etmek için mi dilimizden dökülüyor?
Kısaca tevhid bizim için ne anlam ifade ediyor veya etmelidir?
Tevhid kelimesi söz konusu olunca;
“Kimse bilemedi de siz mi bildiniz?” sözü ile karşı çıkanlardan mısınız?
Tevhidi kimden öğreneceğiz sorusunu cevaplarken öncelikle kimden öğrenmeyeceğimizi bilmek sorunu daha kolay çözmenin ilk adımı olacaktır.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz ilk kesim; Tevhidin tebliğinin kaynağı olarak okuduğumuz Kuranı Kerimi bize öğreten Hz. Peygamberimizi(sav) sıradan bir postacı veya kargo görevlisi olarak gören sözde kendilerine Kurancı denilen güruhtur.
Ve yine bunlara ek olarak Kuranın ilk muhatabı, ilk okuyanı, ilk öğreticisi ve açıklayıcısı olarak ayetlerin hükümlerini hayata uygulayan Hz. Peygamberimizi(sav) dinde hüküm kaynağı olarak görmeyen ve açıktan ifade edemeseler de Hz. Rasulullah’ı(sav) yok sayan hatta reddeden “yalnız kuran” diyenlerdir.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz diğer bir kesim; İslam’ın kurucu nesli olan Sahabe efendilerimiz(ra) ile onları Kuran tabiriyle iyilikle takip eden Selefi Salihin(ra) neslini Müslümanların en hayırlı nesli olarak kabul etmeyen kesimdir.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz bir başka kesim; Hz. Peygamberimizin(sav) Sahih hadis ve Sünnetlerini kabul etmeyen inkârcılardır.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz diğer bir kesim de; Kuranı Kerimi sadece kendilerinin doğru anladığı iddiasıyla İslam’ın itikat ve ibadet esasları konusunu tartışma konusu yapan ilahiyatçı kesimdir.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz öteki bir kesim de; Kuranı Kerimin açık ve açıklanmış bir kitap olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış olmalarına rağmen, Kuranı Kerimi açıklamak için ciltler dolusu kitap yazan akademisyen takımıdır.
Bir de sadece İmam hatip okulu tahsilinden başka herhangi bir eğitim kurumunda eğitim almamasına rağmen şeyhülislamlar gibi ortalıkta gezinen cahillerin hocası diyebileceğimiz gurup daha var.
Tevhidi öğrenmeyeceğimiz kesimlerden bir kısmını böylece sıraladıktan sonra; Tevhidi öğreneceğimiz kesimin sayıları az da olsa belli olduğuna inanıyoruz.
Çünkü bütün canlılığı ile önümüzde içinde bulundukları cehalet toplumunun küfür düzenine karşı mücadele etme azmi ile örneğimiz olan bir Peygamberimiz(sav) ve onun seçilmiş Sahabeleri(ra) durmaktadır.
Müslümanlar olarak hayatın her alanında küfrün ve zulmün mutlak egemenliğine başkaldırma anlamına gelen ümmet bilincine Sahihi Hadis ve Sünnetleri reddederek, çağdaş dünya kültürü adına savaş açmaya çalışanların, Müslümanlara Tevhidi öğretmeye kalkışmalarıma karşı sorulacak soru, “1400 küsur senedir kimse bu dini anlamadı da, sadece siz mi anladınız?” olacaktır.
FARKINDA MIYIZ?
Müslümanların din tasavvurunu ve dinî uygulamalarını Kur’an ve Sünnet belirler. Hadisler Sahih Sünnet uygulamalarının yazıya geçirilmiş halidir.
Kuran ve Sünnet iki temel kaynak olarak aynı zamanda Müslümanların dünya görüşünü, değerlerini, davranış tarzlarını şekillendirerek Ümmetin inancı, ibadeti, ahlaki öğretileri ile sosyal dayanışma görevlerini yani İslam toplumunda fert ve ümmet kimliğini belirler.
Müslümanları Kuranı Kerimi sadece yüzünden okumakla bir "sevap kitabı" haline getirdiklerini iddia eden sözde ilim erbabı hoca ve ilahiyatçılara karşı bütün cahili düzenlere karşı fiili bir başkaldırı kaynağı olan Kur'an'ı Kerimi ve Kuranın istediği tevhidi anlayışı onlardan öğrenmeyeceğimizi ifade ediyoruz.