Bir arkadaşınızın veya bir yakınınızın sizi bir yere davet ederken şu iki cümleden hangisini söylemesi hoşunuza gider? “Teklif var, ısrar yok” demesi mi yoksa, “Mutlaka geleceksin, sensiz olmaz” diye ısrar etmesi mi?
Farklı yaş veya konumdaki insanlar hayatları boyunca muhtelif konularda ısrar ederler. Bebekler acıkınca ısrarla ağlarlar. Çocuklar alışveriş esnasında anne babalarına oyuncak almaları için yalvarır dururlar. Gençler, özellikle ergenlik döneminde, yanlış davranışlarda ısrar ettiklerinin farkına varamazlar. Aile içinde de eşler birbirlerine karşı, belki de bilmeden, çok ısrarcı olabilirler. Yaşlılar ise kimi zaman hayat tecrübelerini başkalarına aktarmak yerine, “Her şeyi ben bilirim” mantığı ile hareket edip kuşak çatışmalarını kaçınılmaz hale getirirler. Kimileri seçimlerde hep aynı partiye oy vermede ısrar ederler. Sokaklarda bazı satıcılar, siz istemediğinizi söyleseniz bile, mallarını satmak için oldukça ısrarcı davranırlar. Kimi ev sahipleri misafirlerine sofrada daha fazla yemek yemeleri konusunda ısrar ederler. Çoğu hırsız yakalanacağını bilse de, aynı işi yapmada ısrarcı olabilmektedir. Bazı öğrenciler sınavlarda kopya çekmeden duramazlar. Bazı teknik direktörler özellikle seyircilerin yuhaladığı oyuncuları sahada tutmada inanılmaz ısrarcı olabilmektedirler. Bazı bilim adamları ise, şüphecilik ilkesinden olsa gerek, apaçık hakikatleri bile inkâr etmede ısrarcı davranabilmektedirler. Aslında teknolojinin ve bilimin böylesine baş döndürücü bir şekilde aydınlattığı günümüzde bile, kendilerini aydın diye nitelendiren kişilerin karanlıkta ısrar etmesi oldukça düşündürücü...
Dr. Muhammed Bozdağ, “Ruhsal Zeka” adlı eserinde ısrarın gücünü çok güzel açıklıyor:
“Çekirdeğin meyve olmasını bekler gibi ısrar edeceksiniz. Ruhsal Zekânın gerektirdiği ısrar, düşüncelerinizden ve duygularınızdan başlar, eylemlerinize yansır. Düşünmekte ve inanmakta ısrar edemeyen, davranmakta ısrar edemez... Diğer tüm değişkenler sabitlendiğinde, şöyle bir formül ortaya çıkabilir: Başarı Düzeyi=Israr x Eylem. Eylem kapasitesi sınırlı, ancak ısrar kapasitesi sınırsızdır. Ruhsal Zekâ açısından ısrar en vazgeçilmez özelliktir. Israr başarının çarpanıdır; ısrarınız yoksa, diğer tüm imkânlarınız sıfırlanmıştır. Evren tarihi boyunca, ısrarsız bir tane başarı gösterilemez.”. Yazar şöyle devam ediyor kitabında:
“Aynı çalışmaları sürdürmekte zorlanabilirsiniz; ama, aynı şeyleri düşünmekte ve hissetmekte ısrar edebilirsiniz. Öncelikli ısrar, zihinsel ısrardır; ısrar içinizden ayrılmadığı sürece, tüm tutum ve davranışlarınızı yönetmeye devam eder. Başarının gelişimi çoğu zaman bilinçli çabalara bağlı olmaz. Bazen zihninize bir düşüncenin ekilmesine izin verirsiniz; daha sonra ona engel olmazsınız; yıllar geçtikçe o düşüncenin sizi zorla değiştirdiğini görürsünüz.”
O halde, asıl önemli olan nokta, “hayatta nelerde ısrar edilmeli, nelerde edilmemelidir?” sorusunda düğümlenmektedir. Israr kimi zaman anlamlı bir adım olsa da, kimi zaman insanı felâkete sürükleyen bir hâl alabilir.
Olumlu bir ısrar için belki de en güzel örneklerden biri Çinlilerin bambu ağacı yetiştirme süreçleridir. Tohumu ekilip, sulandıktan ve yeterince gübrelendikten sonra dört yıl boyunca topraktan başını çıkarmayan ve yeşermeyen bambu ağacı, ancak beşinci yılda hayata merhaba demektedir. Ağacın bu ısrarlı gizlenişini bilen Çinliler, onu her yıl itina ile sulamaktan ve bakımını yapmaktan vazgeçmezler. Nihayetinde yeşermeye başlayan ağacın beşinci yılın sonuna doğru 6 hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boya ulaşması, kararlılığın ödülünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. İnsanoğlu inancı ile büyüyen ve gelişen bir varlıktır. İman; marifet arayan dimağlarda, gözlerini ötelerde gezdirebilen gönüllerde ve sinelerde kökleşip gelişir. Dolayısıyla inanma ve inandığı hakikatin peşine düşme hususunda ısrar şarttır. Bu ısrarın da özünde sevgi vardır. Hata ise, insanın yaratılışı gereğidir. Noksandır, kusurludur insanoğlu. Bu yüzden “beşer şaşar” denilmemiş midir? Ama ahmaklık, hatada ısrar etmektir. Hatada ısrar etmek, kişiyi helâke sürükler. Bir hata işlediğimizde kul olarak bize düşen derhal pişman olmak, istiğfâr etmek ve o hatayı tekrara yeltenmemektir. Zira küçük günaha ısrar etmek büyük günahken, büyük günaha ısrar etmek Allah’a isyandır. Dünya hızla değişiyor ve bu değişim karşısında herkes eski kalıpları yıkarak çözümsüz görünen sorunlara yeni bir zaviyeden bakmaya çalışıyor. Ama hâlâ Kopernik öncesi bir batılı bakışı ile, ‘güneş, gezegenler, hatta dünyanın ta kendisi benim etrafımda dönüyor’ diyenler de yok değil. İlmin ve irfanın değerini bilmeyerek atalardan kalma köhne inanışlarda ısrar etmenin de sadece ferdi değil, bütün toplumu yaraladığını unutmamalıyız. Uzun lafın kısası, ısrar edilecek şeyleri iyi belirleyip sonuna kadar peşinde koşmalıyız. Israr ettiğimiz zaman bizi ötelerde sıkıntıya sokacak hal ve davranışları da mümkün olduğunca erken terk etmeliyiz.
Hatada ve yanlış kararlarda ısrar edenlerden değil, sevgide ve doğru tercihlerde ısrar edenlerden olmanız dileğiyle...
Teklif var, ısrar yok
.
İlk yorum yazan siz olun