Tasavvuf

Ramazan Kural

 

Tasavvuf derin bir gönül bağıdır, ruhani bir yolculuktur, ilahi aşkın yoludur. Başka bir deyişle, kişinin kendini ilahi bir varlığın gözetimi altında hissetmesi ve bu şuurla davranıp yaşamasıdır

Tasavvuf her şeyden önce ben olma iddiasından hırslarımızdan, kötü huy ve davranışlarımızdan arınmayı öğretir. Öncelikle nefsimizi kontrol altına alıp; bütün bu çabaların sabrın temelinde güçlü bir inanç ve ilahi bir aşkla yaşamayı öğretir

Tasavvuf; ilâhî takdire her hâlükârda rıza göstererek Allah ile daima dost kalabilme marifetidir. Hayatın med-cezirleri ve acı-tatlı sürprizleri karşısında, gönül dengesini korumaktır. Varlıkta şımarmayıp yoklukta daralmamaktır. Başa gelen cefaları, ilâhî bir imtihan bilip, bunları kendisine bir tezkiye (manevi arınma) vesilesi kılabilme olgunluğudur.

 Hz. Peygamber’in sohbetinde bulunanlara sahâbe, sahabenin sohbetinde bulunanlara tabiin, onların sohbetinde bulunanlara tebeu’t-tabiin gibi unvanlar verilmiş, daha sonra dinin hükümlerine büyük bir dikkatle riayet edenlere “âbid” ve “zâhid”, zamanla ortaya çıkan bid‘atlara karşı Ehl-i sünnet  seçkinlerinin her an Allah’la birlikte olma ve gafletten sakınma gayretlerine II. (VIII.)  yüzyıldan itibaren  tasavvuf denilmiştir 

Mevlana Celaleddin Rumi de bir tasavvuf insanı ve ehl-i aşktır.Mevlana Celaleddin Rumi’de dünyada nefes alan herkesi içine alan bir hoşgörü vardır. Mevlana insanlara insanlık yönleriyle şefkatli davranır, onları hor görmez, onlara eziyet etmez, onlar arasında adil davranırdı. Kötü durumlar karşısında Mevlana’nın hoşgörüsü “manen hasta olan insanlara iyi davranma ve onların kurtuluşları için sabırla çalışma” şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa Mevlana, Allah’a isyan etme, iman esaslarını kabul etmeme, günahlara girme, kul hakkı yeme gibi durumlara rıza göstermezdi. Zaten Mevlana bu bahsettiğimiz kötü fiillerin terk edilmesi için çalışmış, bu kötü fiillerin terk edilmesinin yollarını eserlerinde göstermiştir. Dolayısıyla Mevlana’nın hoşgörüsünü “İslam’dan başka dinleri, günahları, kul haklarını, adaletsizlikleri beğenme, kabul edilebilir görme” olarak anlamak Mevlana’nın hayatını ve sözlerini inkar etmek demek olur.

Mevlana “Ben yaşadıkça Kuran’ın bendesiyim (kölesiyim). Ben Hz. Muhammed’in (Sav) ayağının tozuyum. Biri benden bundan başkasını naklederse, ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikâyetçiyim.” demiştir ve dolayısıyla eserlerinde aşkı anlatırken aslında maşuğunu, yani Allah’ı anlatmış, Allah’ı anlatırken de O’nun dini olan İslam’ı göstermiştir.

 Mevlana diyor ki; Dua edecek güzel bir gönlün yoksa güzel yürekli insanlardan dua iste. Ömrüne ömür katılsın, Gönlüne meltem saçılsın. Bu mübarek günde melekler dört yanını sarsın…Derdine derman, gönlüne iman dolsun…! Hayırlı Cumalar.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.