Tarihin Ara Sokakları: İSFAHAN

Tuba Subaşı Adıbelli

“İsfahân nısf-i cihân” (İsfahan dünyanın yarısı)

“İsfahân nakş-i cihân” (İsfahan dünyanın süsü)

Her köşesi hayatta boşluk kalır korkusu ile süslenmiş şehir İSFAHAN’dayız.

Cömertce yaşam sunan gençlik misali, coşkuyla karşılanırsınız bu şehirde.Yabancı ve dargın ruhaniyetlerden çıkarır sizi. Eserler adeta bir kuyruklu yıldız gibi birbirlerini sürükleyerek semada dolaşıp şehrin üstüne yağmışlardır.

 

Göz bizim zihni hayatımızın en büyük amili ise bu şehir insanı zenginleştirir, güzelleştirir diyebiliriz.

 

Şehirde insanı içine hapseden çekici bir keramet vardı. Bizde bıraktığı ilk tesir ise, bu abidevi yapılara karşı hayranlığımıza karşılık verecek binlerce asil ruh olduğunu hissetmek oldu.

 

Bizim temeyülümüz daima mücerret ve müphem eksenden ziyade müşahhas bir çehredir. Ve burada hayal gücünüze gerek kalmadan tüm güzellikleri elle tutup gözle görebiliyorsunuz.İran’nın tam ortasında Zayende nehrinin kıyısında,Zagros Dağı’nın eteklerinde somut bir masal vadediyor adeta.

 

Böylesi muazzam eserleri görüp yazma onuruna erişen kalemim bundan sonra karşılaştığı groteskleri nasıl ciddiye alır? Kalemime yakışan en güzel şehir sen oldun.

 

Şehir sizi Pitoresk bir manzara ile karşılar, İslam mimarisinin en nadide örnekleri, tarihi köprüleri, Pers bahçeleri, ferah avlulardan geçerek girdiğiniz saraylar... Bir nevi zaman matriksi yaşatan sokaklar...

 

Şehrin maestrosu Nakş-ı Cihan meydanı gülümsemesiyle iç ısıtan bir aşık gibi hayran bırakır. Bir yanında kaşideleriyle yeni gelin havasında Şah camii, bir yanında kendini Şahlara, Sultanlara saklayan Şeyh Lutfullah camii, bir yanında terasından Dünya’ya açılan Ali Kapu Sarayı ve Kayseriye çarşısı ile adeta bir masal dekorunun içinde bulursunuz kendinizi.

 

Bu toprakların muharrirleri devirlerinin ötesinde, zihniyetleri değiştirebilme erkine sahiptirler. Elamlıların, Medlerin,Ahamenişler,Sasaniler, Timuriler ne bırakırsa bıraksın 900 yıllık ihtişamıyla Melih Şah ve Nizm-ül Mülk imzası olan Mescidi Cuma için satırlarıma kocaman bir kalp bırakıyorum, hele içindeki Olcaytu mihrabı için kelimeler kifayetsiz kalıyor.

 

Münevver bir şahsiyet olan Şah II.Abbas’ın görkemli eğlence mekanlarından Çehel sutunun bahçesinden güzellik vergisi alınsa yeridir. Sarayın içi duvar resimleri ile adeta tarih dersi vermektedir.

 

Heşt Behişt sarayı, Si-o-se Pol, Culfa, Vank Katedrali, Hakim Camii ve aramadığımız fakat bulduğumuz nice muazzam yapı, akıcı bir ihtişam ile epiküryenleri coşturabilir.

 

Safavi döneminin mimari,kentleşme ve el sanatları açısından altın çağlarını yaşayan şehir yüzyıların yıpranmışlığı ile değil de asaleti ile zamana meydan okuyor.

 

Satırlarıma, adımlarını takip ederek zihnimin en müstasna yerinde hayal olarak sakladığım, üstüne attığım cila ile parlayan, uykularıma sızan, şiirini kulakla duymayıp, güzelliğini gözle görmediğim, Şah Tahmasb’ı zikrederek bitirmek ve onun topraklarına tekrar ayak basmak temennisi arzulayak son veriyorum.